Etiket: Modernleşme/Modernleştirilme

Amerika’yı Yeniden Keşfetmek

Dünden devam edeyim. Erdoğan’ın, Kalın’ının ve sair neferinin yapıp ettiklerini onaylamak aklımdan geçmez. Geçmeyeceğini tekrar tekrar, her ihtiyaç duyduğumda dile getiriyorum. Zerre kadar zihinsel birikimleri olmadığı, memleketi ve dünyayı zerre kadar anlamadıkları, aradan geçen süre içinde gizlenemeyecek kadar belirginleşti zaten. Bir parantez açayım. Memleketin modernleştiricilerine —yani “bu memleketin modernleştiricileri biziz ha, şaşırmayın” deyip duranlarına— şapka

Modernleşme ve Kültür

Aşağıda yazdıklarım, “Biz Kimiz? Hikâyemiz Ne?” adlı videonun altına Orkun Günay tarafından yapılan yoruma bir cevap. Grafikleri filan oraya koyamayacağımdan, ayrıca çok uzun olduğundan ayrıca yazma ihtiyacı hissettim. Türkiye Cumhuriyetine miras kalan yükseköğretim kurumları İstanbul Üniversitesi, İTÜ, Boğaziçi, Mimar Sinan. Hepsi de İstanbul’da olan dört üniversite. Tek parti döneminde —yani Türkiye’nin modernleşmesinin en yüksek vitese

Bahçemiz Bile Yok

Aslı Biçen’in Duvar’daki yazısı çok şey söylemeye imkân sağlıyor. Hepsini herhalde söyleyemem ama birazı bile bir şeydir herhalde. Batı’da bir şey görmüşüz, beğenmişiz —Biçen’in yazısındaki misalimiz güzel bahçeler. İlk reaksiyonumuz, bilgisayarların dilimize soktuğu terimle default reaksiyonumuz, “bizde yoktur, olmamıştır.” İlk anda aklıma geliveren birkaç soruyu sıralayıvereyim: Default değerleri “bizde olmamıştır, yoktur” olan bir özne olarak

Makinist! Işıkları Söndür!

Nereden başlasam bilemedim, iki ayrı yerden başlayıp aynı yerden denize dökülmeye çalışayım. Mücahit Bilici, Duvar’da, bence kesinlikle okunması gereken bir yazı yazmış. Kavramların yetmediği —veya artık yetmez olduğu— durumda ne yapılabileceğine dair şık bir deneme. Kürtlüğü Bilici’nin bildiği gibi bilemem. Bir özne —veya Bilici’nin daha sevebileceği bir deyişle, bir varlık— olarak Kürtlük, bakılıp da görülmeyenleri

Sebep

Nişanyan sebep kavramının zaman içindeki değişiminin peşine düşmüş. Bence ufuk açıcı. Bildiğim şeyler değil ama hissettiklerime uymuş gibi geldi Nişanyan’ın dedikleri. Sabah erkenden kalkıp, teşkilatlanıp ormana gidip geyiği vurmazsan açsın. Ama eğer ormanda geyikler olmasaydı, doğurup durmasalardı, istediğin kadar hazırlan, teçhizat kuşan, nafile. Karnını doyurabilmenin sebebi sen değilsin, senin hazırlıkların değil yani. Eğer Gediz’den kanal

Moda

Mehmet Şevket Eygi enteresan bir adamdı. Gençliği de öyleydi ama toslaya toslaya duvarları yıkamayacağını öğrendikten, nispeten durulup oturduktan sonra başka türlü enteresan tespitler yapmıştı. Mesela “İslam Türk ile Kürt’e kalmışsa istikbali yok” diyebilmişti. Bir de moda hakkında, kendi camiasında dile getirilenlerden farklı bir tercihi vardı. Diğerleri moda kavramını kategorik olarak lanetlerken o modaya karşı değildi,

Mimari

Aydın Selcen eğlenceli yazısının dipnotunda İlker Aytürk’ün Post-Post Kemalizm: Yeni Bir Paradigmayı Beklerken adlı yazısını tavsiye etmiş. Yazı gerçekten okunmaya değer, Selcen’e de Aytürk’e de teşekkürler. Aytürk’ün yazısından ihamla… (a) Geniş yığınlar, (b) entelektüel elit ve (c) siyasi elit diye üç ayrı özne varsayabiliriz diye düşünüyorum. Aytürk sanki entelektüel elitin serencamını özetlemiş gibi görünüyor ama

Fransa

Şimdi mesela, Foucault ancak Fransa’dan çıkabilirdi. Tıpkı Braudel’in de ancak Fransa’dan çıkabileceği gibi… Ve —bana kalırsa— “Foucault’un ancak Fransa’dan çıkabileceği” tespiti, çok Foucaultcu bir tespit. Ama Foucault bu tespiti işitseydi, muhtemelen itiraz ederdi. Neden itiraz ederdi? Tam olarak ifade edebilecek miyim derdimi bilmem ama… Modernliğin, modernliği imal edenlerin “ortak özellikleri”ne ziyadesiyle odaklanmıştı, aralarındaki farklara ise