CHP, üzerine düşünülüp yazmaya değecek bir aktör gibi görünmüyor… İdi… “Bir büyük marifet sergilendi, CHP’ye dair her bir şeyi yeniden gözden geçirme ihtiyacı hâsıl oldu” filan gibi bir vaziyet yok. Ama çorak ovanın bir yerlerinde buz kalktı, toprak görünür gibi oldu. Veya, herhangi bir hayatiyet belirtisi göstermeyen hasta, gözünü mü kırptı, ne! Yine de CHP
Dün The Guardian’da bir yorum yayınlanmış, Işık işaret etti (https://www.theguardian.com/commentisfree/2018/jan/16/jobs-left-automation-power). Bazı ifadeleri cımbızla seçip, bendeki karşılıkları üzerine gideceğim, bence siz hepsini okuyun. Ortada gizlenemez bir sosyal kriz var ve ona bir cevap üretilmesi lazım. Kriz o kadar büyük ki, devletten daha küçük boyuttaki öznelerle ona cevap üretilmesi zor. Krizin görünen semptomlarından biri işsizlik ve kalıcı
Memleketin içinde terör estirerek, maaşa bağladığınız itlere “asrın lideri, dünyaya meydan okuyor, ona karşı çıkan haindir, teröristtir” diye yaygara yaptırarak, devlet kasasından kaynak aktardığınız sivil görünümlü teşkilatlardan beslediğiniz başka itlere memleketin dört bir yanına billboardlar döşetip memleketin gördüğü en tapon malı kahraman diye kazıklamaya çalışarak, yargıç, savcı cüppesi giydirilmiş başkalarını itiraz edenin tepesine bindirerek… Muhtelif
İki buçuk ay önce, 21 Ekim’de şöyle yazmışım (https://www.politikapolitik.com/2017/10/page/3/): “…Erdoğan ve çetesi de ‘halkımıza çocuklarını Rusya’nın izniyle Esad’ın menfaatlerini korumak için seferber ettiğimizi söylemeyin, onlar Kürt koridorunu önlemek için orada olduklarını sanıyor’ diyerek bakıyorlar çaresizce Rusya’nın gözüne. Sonra da içeri dönüp, ‘Rusya’ya Kürt koridorunu önlemek için İdlib’e gittiğimizi söylemeyin, onlar İdlib’i Esad’a vermemiz için bize
Ümit Akçay ABD ekonomisindeki 2018 beklentileri üzerine şık bir yazı yazmış (https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/01/08/uc-tarihsel-anomali-ve-2018de-abd-ekonomisi/) ve üç tarihsel anomaliye dikkat çekmiş. Birincisi, sanayi üretimindeki daralmanın, bu husustaki istatistikler toplanmaya başladığından bu yana ilk defa resesyona sebep olmamış olması. Sanayi konusunda çok yazdım, tekrarlamak istemiyorum. Ama söylemeden edemeyeceğim, bu veri, bence, kapitalizmin işleyişindeki bir değişime değilse de genel olarak
Faşisti tanımak için, genç yaşımda keşfettiğim, sonra da taviz vermeden kullandığım bir kıstas var. Eğer birileri ölümü estetize ediyor, ölümü yüceltiyor, ölmekten ve öldürmekten marifetmiş gibi söz ediyorsa, bence faşisttir —kendisini sosyalist, milliyetçi, dindar ve saire zannetmesi beni hiç alakadar etmez. 28 Şubat sonrasının sert günlerindeydi, hangisi olduğunu hatırlamak için kendimi kasamayacağım bir kabristanın girişindeki
The Economist, Yılın Ülkesi olarak Fransa’yı seçmiş. Gerekçesi, neredeyse bütünüyle Macron. Macron’un başardığı iddia edilenlerin arasında, “eski sağ-sol ayrımının açık-kapalı ayrımının yanında önemsiz kaldığını düşünenlere ümit vermek” de var, The Economist’e göre. 2017 seçimlerini Fransa tarihinde nereye koymak gerektiğini, Macron’u nereye koymak gerektiğini, Macron’u seçmiş olan Fransa’nın dünyanın mevcut savaşında nereyi hak ettiğini filan bilmiyorum.
Malum 367 krizi ve e-muhtıra sonrasında yapılan 2007 seçimlerinde AKP’nin biricik kozu, “başı secde gören Cumhurbaşkanı istemiyorlar” idi. Seçim bildiğiniz gibi neticelendi. Seçim ertesinde Ankara’da bir ofiste tartışırken, “Erdoğan’ın Gül’ü Cumhurbaşkanı yapmak istemediğini, gücü yeterse yapmayacağını” iddia ettim. Ofiste bulunanların önemli bir bölümü 367’cilere ve e-muhtıracılara fena halde öfkeli olanlardan idiler. Söylediklerimi büsbütün manasız buldular,
Birkaç gündür Kraliçe Elizabeth’in hayatını konu alan The Crown adlı diziyi izliyorum. Bir yığın düşünce üşüştü zihnime. Biri, bana şimdi en mühim görüneni şu: İngiliz monarşisi, bildiğiniz gibi, iktidarı kraliyet ve parlamento/hükümet arasında bölmüş durumda. Fi tarihinde biri, bu hale bir kılıf uydurmuş ve fiili iktidarı hükümetin, kutsal olanı ise kraliyetin kullandığını söylemiş. Anlaşıldığı kadarıyla
2011 Eylülünde Akşam’da şöyle yazmışım. “Marks’a göre, “katı olan her şey buharlaşıyor”du. Maddenin gaz halinin, katı halinden bir hayli farklı davrandığı malum. Katı halde atomlar sımsıkı istiflenmiştir, gaz halinde ise gelişigüzel hareket edip dururlar. “Normalde katı halden gaz haline geçerken madde, genellikle ara bir halden, sıvı halden geçer. Marks’ın bu ara hali neden atladığını anlamak