Daha önce de misal olarak kullanmış olmalıyım, bir dönem Zeki Alasya – Metin Akpınar ikilisi, televizyonda kamu spotu benzeri şeyler yapmışlardı. Onların birinde, Metin Akpınar çocuğunu çok sevdiği için, o acı çekmesin diye, onun yerine aşı olmuştu. Eh, sevmek muhtelif biçimlerde tezahür edebiliyor demek ki. Ortalığa yıllarca “ya sev ya terk et” diye gürleyen zibidilerin
Beni bilen bilir, yıllar önce Lahey ihtimali ilk belirdiğinde, “Türkiye kendi suçlularını kendisi yargılayıp, kendisi cezalandırmalı” dedim. O gün bugündür aynı kanaati muhafaza ediyorum. Hâlâ da aynı kanaatteyim. Neden böyle düşünüyorum, anlatması uzun sürer. Basitleştirmeye kalkarsam diyebilirim ki, mesela Erdoğan’ın uluslararası bir mahkemede yargılanması, Türkiye’de siyaset yapmanın zaten son derece kırılgan olan sosyolojik zeminini iyiden
Aşağıdaki fotoğrafları hatırlayacaksınız. Ben hiç unutmuyorum. Bilgisayarımın masaüstünde birer kopyası duruyor, gerçeklikle irtibatımın zayıfladığını hissettiğimde açıp bakıyor, gerçekliğe dönüyorum. Memelilerde, bildiğiniz gibi, kafanın önündeki bölgeye yüz/surat deriz. Aha bu fotoğraflardaki şeyler eğer insan olsalardı yüzleri dememiz gereken yerlerindeki ifadelere bir defa daha bakın. Zafer kazanmışlık duygusuna… Zafer kazanmışlardı. Şimdilerdeki şeytanları Amerika’ya, veya Rusya’ya, Suriye’ye filan
Görünen o ki Zarrab davasının seyrini yüreği ağzında izleyen sadece Erdoğan değil. Sadece Aksaray sallanmıyor, Beyaz Saray da sallanıyor (https://www.vox.com/policy-and-politics/2017/11/29/16707224/trump-russia-investigation-news). Görünen o ki Flynn anlaşmaya razı gelse de Trump aleyhine şahitlik yapmaya rıza göstermedi. Ama özel savcı Mueller’in, Zarrab üzerinden Flynn’ı daha da köşeye sıkıştırabileceğini düşünen çok kişi var ABD’de. ABD’de bu işin Trump’ın sonunu
Memlekette türlü çeşitli işler oluyor. Dün olanları saymıyorum —onları hesaba katmak için henüz erken. Geçtiğimiz hafta boyunca, mesela Dolar dört lirayı zorladı, Zarrab davası renkten renge girdi, Alevi hanelerinin işaretlendiği iddia edildi, Trump’ın verdiğini Pentagon aldı, memleket orduları sınır dışında —ne yapıyorlar, ne ediyorlar bilmiyoruz. Alışkanlık halini alan torba yasalar, istismar edilmesine alıştığımız KHK’lar gırla
Scorsese’nin New York Çeteleri (Gangs of New York) filminden, daha önce, IŞİD’in akıbeti hakkında tahminde bulunmaya çalışırken söz etmiştim. Hatırlatayım, filmde, birkaç nesil önce ABD’ye göç etmiş ve kendilerinden sonra göç edenlere misafir sevmez ev sahibi gibi davranan Protestan yerliler ile ülkeye yeni göç eden Katolik İrlandalı göçmenler arasındaki şiddetli gerilime şahit oluruz. Film ilerledikçe,
Eyy ABD! Apaçık görünüyor ki, sen de Türkiye’yi fena halde kıskananlardansın. Türkiye’nin gümbür gümbür geliyor olduğunu görüyorsun. Bütün gâvurlar bir olup, içeride de birilerini parayla, şanla, şöhretle baştan çıkarıp, Osmanlı’yı yıktınız. Boşluğu doldurdun, dünyanın jandarması rolünü üstlendin. Artık insanlık tarihindeki reklam arasının sona eriyor olduğunu, Türkiye’nin, hakkı olanı, dünyaya hükmetme gücünü geri alacağını görüyorsun. Sefil
Fehmi Koru misyonunu tamamlamış, herkesi komplocu yapmış. Dolayısıyla artık istirahate çekilebilirmiş (http://fehmikoru.com/artik-herkes-komplocu-oldu-ben-istirahata-cekilebilirim/). Bizde önüne her sürüleni doğru kabul etmeyene komplocu deniyormuş da, çok şükür ki artık kafalar otomatik vitese takılı çalışmıyormuş, hangi konu ele alınırsa alınsın bir bit yeniği aranıyormuş da, yani herkes komplocu olmuş da… Komploculuk öyle, Koru’nun masumlaştırarak tarif ettiği gibi bir şey
Çok uzun süre önce, Türkiye ile NATO ilişkilerinin sıkıntıya gireceği kehanetinde bulunmuştum. Dün sahnelenen skandal, o kehaneti hayata geçirmek için düğmeye basıldığı, birilerinin Türkiye’nin NATO’dan çıkması —veya çıkarılması— konusunda harekete geçtiği manasına mı geliyor? Hiç zannetmem. Yani Türkiye’nin NATO’dan çıkacağı/çıkarılacağı ve bu operasyonun da öyle uzun bir vadesi kalmadığı hususundaki kanaatlerimi muhafaza ediyorum. Ama dünkü
Ayşe Çavdar buraya nasıl geldiğimizi ve ne halde olduğumuzu veciz bir biçimde özetlemiş (https://www.artigercek.com/erzurumlu-vaiz-vs-kasimpasali-imam-kim-kimi-kandirdi): “The Cemaat her hareketiyle Erdoğan’ın siyasette en çok öğrendiği mektep oldu. AKP’nin ilk halinin Abant Toplantıları’nda temelleri atılmış bir siyasi parti olduğundan kimsenin şüphesi olmasın. Çünkü, AKP kurulduğunda Erdoğan’ın yanında yalnızca üç arkadaşı daha vardı (Abdullatif Şener, Abdullah Gül ve Bülent