Tarihin Tarihi

Berktay Osmanlı’nın modern sayılıp sayılamayacağı sorusunu fırsat bilip, tarihçilerin Avrupa merkezli yaklaşımlarının tarihini eleştirmeye soyundu (bağlantı bugüne kadarki son yazıya, devamı olacak mı, bilmiyorum). İyi yaptı. Biz tarihçilerin yaklaşımının tarihi hakkında bir şeyler öğrendik ama esasen Berktay hakkında zaten biliyor olduğumu düşündüğüm şeyleri teyit etti. Şöyle olmuş anladığım kadarıyla. Avrupa bir şeyler başarmış, zenginleşmiş. O

Birisi

Güzin Sarıoğlu hoş bir yazı yazmış —genellikle hoş yazılar yazıyor aklına, ellerine sağlık. Hatıralar depreşti, YouTube’u açıp Let the Sunshine’ı, Hair müzikalinin final sahnesini izledim. Bence devam etmeden izleseniz iyi olur. O kısacık sahnede bile görülüyor, savaş denen şeyin ne kadar muazzam bir örgütlenme gerektirdiği. Gencecik nüfusu, en üretken çağlarında koğuşlara dolduracaksınız, onları besleyecek, eğiteceksiniz

Ayasofya Bahane

Fatih’in bedduası ortadan kalkmış, “Ayasofya’nın dirilişi Mescid-i Aksa’nın özgürlüğe kavuşmasının habercisi, dünyanın dört bir yanından Müslümanların fetret devrinden çıkış iradesinin ayak sesi” imiş. Eh, işin gerçeğine her isteyen kolaylıkla erişebilir, Müslümanlar fetret devrine, Fatih’in bedduasına sebep olduğu söylenen şeyler yapılmadan, yani Ayasofya ibadete kapatılmadan önce girmişti. Yani Ayasofya ibadete kapatıldı, Fatih’in bedduası hak edildi de

Ayasofya Meselesi

Bir tahminde bulunayım: Ayasofya günde beş vakit dolar. Uzun süre boyunca, sabah namazlarında bile dolar. Cuma’larda izdiham olur. Ayasofya meselesi sandık meselesi değil. Öyle olduğunu düşünen fena halde yanılıyor. Ayasofya kararından yola çıkarak “yakında seçim var galiba” çıkarsamaları da bana kalırsa doğru değil. Galiba şuradan başlamak gerekiyor: “AKP’nin içinde ve/veya Erdoğan’ın Külliyesinde birileri var, araştırma

Komplekslik ve Emergence Kitapları

Komplekslik ve emergence hakkında bir okuma listesi önerebilir durumda mıyım? Zannetmiyorum. Birkaç sebeple zannetmiyorum ama o sebeplere —ve arkasından derme çatma bir okuma listesine— geçmeden önce, mevzuu kendi takip edebildiğim biçimiyle özetleyeyim. Bildiğim kadarıyla 1950’lerde Bertalanffy liderliğinde bir ekibe bir bilim ısmarlandı. Bu çabanın neticesinde Genel Sistem Teorisi denen disiplin doğdu. Paralel olarak, başka bir

Basitlik ve Karmaşıklık

Dün Serbestiyet’te, Bütün Tahminlerin Yanlış Çıktığı Efsane Bir Televizyon Programı anonsuyla 2008 tarihli bir 32. Gün programı hakkında bir yazı vardı. Türkiye’nin sarsıntılı bir döneminde, Mahir Kaynak, Yalçın Küçük ve Erol Mütercimler’i bir araya getirmişti Birand. Normal şartlarda herhangi birine birkaç dakika katlanamayacağım bir kadro. Yayınlandığı tarihlerde, karşısına bağlasalar izlemeyeceğim bir program. Ama aradan on

Doğru Çekiç

Berktay ilginç bir şey deniyor. Doğru anlıyorsam, “düşünürken, konuşurken, yazarken müracaat ettiğimiz kavramlar nötr değil, Batılı” demeye çalışıyor. “Bir kavram haritamız var, bir nevi alet çantası. O alet çantasındaki araç gereç başkalarının kendilerine göre, kendi ölçülerine göre geliştirdikleri şeyler, bizim elimize pek yakışmıyor.” Galiba böyle diyor. Galiba bunu önemsiyor. Ve galiba… Bunun böyle olmayabileceğini düşünüyor.

Dinin Sonu mu?

YouTube’da Celal’e birlikte yaptığımız videoların birinin altına, bir izleyici, “okul kadar din de boşa çıkmadı mı” diye yorum yapmış. Bu hususta düşündüklerimi burada paylaşmak daha uygun göründü. Okul, yani bildiğimiz manada okul, son derece yeni bir teknoloji. Çok eskilerde de bugünden bakıp okul dediğimiz kurumlar var ama onlar, önceden ve merkezi bir biçimde belirlenmiş bir

Sosyal Medya Meselesi

Sosyal medya hesabım yok. Yine de sosyal medyadan kaçabiliyor değilim. Muhtelif yerlerden, sosyal medya vasıtasıyla dağıtılan mesajlara maruz kalıyorum. Hepimiz gibi… Kendi şahsi tecrübem olmasaydı da, Mars’tan gelmiş bir antropolog olsaydım ve dünyanın son yirmi yılını inceliyor olsaydım da, sosyal medya denen fenomenin dünyayı geri dönüşsüz bir biçimde değiştirdiğini söyleyebilirdim —sadece teoriye yaslanarak. Bunu yapmam

Ahali Ne Yapsın?

Alper Görmüş Serbestiyet’te, mealen, “kutuplaşmış toplumlarda okurların yalan söyleyen gazetecileri cezalandırmayabileceğini öne sürmüş. Türkiye’deki son dönem uygulamalarından misaller vermiş. Benim kafam karıştı. Türkiye ahalisi ne yapsa yalan söyleyen gazetecileri cezalandırmış olacaktı?  Yalan söyleyen, olayları tek taraflı olarak sunan gazetecileri cezalandırmak için bir okur ne yapabilir? Mesela o gazeteciye ve gazetesine itibar etmemek, o gazetecinin yazdığı