Geçende Halil Berktay yaşananlara söyleyecek söz bulamamış, Orhan Veli’yi imdada çağırmıştı. Ben de öyle yapayım. Neler yapmadık şu vatan için!Kimimiz öldük;Kimimiz nutuk söyledik. *** Ota boka konuşan şahsı, onlarca çocuğumuzu kaybettiğimiz saatlerde sükût içindeydi. Şeyinin kılı olmaya hevesli olanlar ise, “şu kadar unsuru etkisiz hale getirdik” gibilerden caka satıyorlardı. Onlarca çocuğumuzun öldüğünü bildikleri saatlerde, işi
Gazete Duvar’da Tuncay Birkan söylenmesi gerekeni söylemiş. Ben de hiçbir şey eklememiş olarak kalmayayım, tekrar pahasına bazı noktaların altını çizeyim. “Sorulması gereken soru çok açık: Gezi’de milyonlar vardı, bu bildirinin altında neden 1376 imza var?” diye sormuş Birkan. Ben söyleyeyim, olmamızı istemiyorlar da ondan. Gezi’yi eksik kalmış, tamamlanmamış bir şey olarak görmelerine sebep olan dünya
Birinci Düzlem: Bilgi Düzlemi. Araştırmaya göre, Britanya’da göçmenlerin ikinci nesli, ayrımcılıktan —ebeveynlerine kıyasla— daha çok şikâyetçiymiş. Yani adam Polonya’dan Britanya’ya göçmüş. Neler yaşadıysa yaşamış. Tutunmuş. Çoluk çocuk sahibi olmuş. Çocuklarını yetiştirmiş. Şimdi o çocuklar, maruz kaldıkları ayrımcılığa itiraz ediyorlar. İlk anda ne geliyor akla? Britanya’da göçmenlere, yabancılara tolerans azalmış. Dünya pek fena ve daha da
Sorumluluk duygusunun biyolojisi hakkında biraz eşineyim dedim geçen gün. Ancak karşıma çıkan hemen her şey, ortaya çıkan bir olumsuzluğun mesulü olduğunu kabul etmeye ve özeleştiri yapmaya odaklanmıştı. Hâlbuki başka türlü bir sorumluluk duygusu da var, Gültan Kışanak’la yapılan söyleşide, Kışanak’ın sözünü ettiği, hissettiğini anladığımız türden bir sorumluluk. Nasıl bir şeyden söz ediyorum? Ortada bir olumsuzluk
Soner Yalçın’a kızıyordum. Asıl mevzuu deşifre ettiği yazını okuyunca, kendisine fevkalade haksızlık ettiğim kanaatine vardım. Kızılacak biri değilmiş, zavallının acilen yardıma ihtiyacı varmış. Her daim olduğu gibi, hevesli istihbaratçımız arşivindeki zırvaları RAND Corporation anahtar kelimesiyle bir biriyle ilişkilendirmiş ve yan yana gelenler arasında bir nedensellik vehmederek döktürmüş. Lakin mesele şu ki, bu defa Oyun Teorisini
İddia edip duruyorum ki, bugün Türkiye’de böyle bir rejime maruz kalmamıza —bu kadar zıvanadan çıktığı halde rejimin arkasındaki desteğin sürmesine— yol açan, memleketin okumuş çocuklarının tutumları oldu. Ahaliyi hiç beğenmeyen, ahali için neyin doğru olduğunu söyleyip durduğu halde bir türlü yapılmamasına içerleyen, “bu memleket adam olmaz azizim” deyip duran, “hâlbuki ben geçende yurt dışına çıktığımda
Gezi, benim açımdan, hiç beklemediğim bir şeydi. Hayatım boyunca şahit olduğum onca şey içinde, muhtemelen, gerçekleşmesine en çok şaşırdığım birkaç şeyden biri… Ama başlangıcının üzerinden 24 saat geçmeden ne olmakta olduğunu hissettim. Saygı duydum. Minnet duydum. Bugün Gezi hakkında dile getirilen olumlu görüşlerin hemen hepsini, daha o ilk günde dile getirdim. Kendimi sevmeyi severim de,
Kuhn’un Bilimsel Devrimlerin Yapısı adlı kitabının ardından ateşli tartışmalar yaşandı —Türkiye’de de ama daha çok dünyada. Bana çok da dokunmadı o tartışmalar çünkü kitaptan bana kalan kavrayışa teğet geçiyordu çoğu. Kuhn’u okuyana kadar bana öyle geliyordu ki, mesela sıhhat kelimesi, her devirde hep aynı manaya gelmişti ve meseleye azıcık aşina olan herkes için de aynı
Geçende bir Rus ve bir Türkmenistan vatandaşıyla sohbet ediyorduk. Dünyanın nereye gidiyor olduğu hakkında… Esasında o kadar da tehlikeli sayılmayacak mevzulardı ama ikisi de kalktı, telefonlarını uzak bir yere bıraktı. Mevzu bu kadar aslında. Daha fazla lafa lüzum yok. Bazı devletler, kendi vatandaşlarından fena halde korkuyorlar. Korktukları için korkutuyorlar. Çünkü o devletler, vatandaşlarının devleti değil.
İlk gençliğimde ihtilafları, giderilebilir ve giderilmesi gereken şeyler olarak görürdüm. Yeşilçam filmleriyle aram yoktu ama onları izlemesem de, onlara kavramsal/duygusal zemin sağlayan kavrayışı içselleştirmiştim demek ki, eğer herkes doğru enformasyona sahip kılınırsa, esas oğlana esas kız hakkında verilen yanlış bilgi giderilirse… Her şeyin yoluna gireceğini, herkesin muradına ereceğini düşünüyordum. Herkesin? Eh, herkes değil elbette, kötüler,