Maruzat

Köy yanarken orospunun saçını taramasını andırıyor, Suriye’de kıyamet kopuyorken şu yazdıklarımı yazmam. Ama bence öyle değil. Önce, izin verirseniz, laf kalabalığını ayıklayıp, şu son birkaç günde dediklerimi özetleyeyim. Bir. Yüz yıl, seksen yıl, kırk yıl öncesine kıyasla çok daha zengin olduğumuzu söylüyorum. Daha çok kalori tüketebiliyoruz, daha iyi giyinebiliyor, daha iyi barınaklarda yaşıyoruz. Evlerimizde elektrik,

Daha Eşitiz

Daha önce söz etmiştim, geçen gün Ümit Kıvanç gerçek bir tehditmiş gibi söz edince bir defa daha söylemeye ihtiyaç duydum, Harari’nin kâbusu gerçekleşmeyecek. Bir vakitler modaydı, beyin avcıları vardı. Mevcudiyetlerinin ardındaki varsayım son derece Aydınlanmacı. Oralarda bir takım insanlar var, dokunduklarını altın edecekler. Kuruluşlarda da öyle dokunduğunu altın edecek insan gücü lazım —çünkü devir artık

Yokuş

Kamuoyu araştırmaları yapmaya başladığımda, yaş grupları arasındaki tutum farkları bana açıklamaya muhtaç görünmüştü. İşin uzmanları —sosyal bilimciler, siyaset bilimciler— mevzuu normal görüyor, anlaşılır buluyor, dolayısıyla da benim “neden ki” diye sormamı yadırgıyorlar, acemiliğime, cehaletime, mühendisliğime yoruyorlardı. Her üç tespitlerinde de haklılardı ama ben henüz onların haklı olduklarının farkında değildim. Esasen onların tespitleri umurumda da değildi,

Varış İstasyonu

Aşırı, yersiz ve biçimsiz kullanıldığından, bugün başörtülü kadınlar mevzuunun kabak tadı verdiğinin farkındayım. Ama yirmi yıl önce —yirmi yıl öncesine kadar uzun süre— gerçek bir problemdi o. Memleketin biricik problemi değildi, hatta en can yakıcı mevzuu olmamış da olabilir. Ama onun serencamı üzerinden birçok derdimizi deşifre etmek hâlâ mümkün. Birileri genç kızlara, “hem başınız örtülü

Ah Ümit, Neredesin!

Ümit Kıvanç P24’te bir yazı yazmış. Okurken, neredeyse her paragrafta bir defa daha, içimden “oha” dedim. Hani bu yazının her cümlesini aklıma gelen muhtelif açılardan çürütmeye çalışsam, herhalde iki ciltlik filan bir kitap çıkar. Neticede de dünya hakkında bildiğim her şeyi söylemiş olarak, huzur içinde ölmeye yatabilirim. Bildiğim her şeyin antitezi bu kadar kısacık bir

Can Pazarı

Yıllar önce demiştim, Erdoğan kullanışlı biri. Putin için kullanışlı, Obama için öyleydi, Trump için daha da öyle. Merkel için kullanışlıydı. Gülen için öyleydi —belki de hâlâ öyledir. Bahçeli için, Perinçek için, eteğine yapışıp ikbale ulaşanlar için… İçinde kul hakkı yeme, yalan söyleme yasağı filan olmayan ama kendilerine bol miktarda maddi ve/veya manevi menfaat sağlayan İslamlarının

Bir Zafer Daha

Evren, Kıbrıs’taki harekâttan yıllar sonra, “orada neler olmuştu” diye soran —yanlış hatırlamıyorsam— Birand’a, “’nereye kadar gideceğiz’ diye sordular, ‘gidebildiğimiz kadar gidelim, sonra bir kısmını masada veririz’ demiştim” mealinde cevap vermişti. Evren’in “gidebildiğimiz kadar gidelim” dediği esnada bizim, yani ahalinin, nereye kadar gidileceği konusunda bir soru işareti olduğundan haberi yoktu. Dolayısıyla kararların, çok sonradan Evren’in anlattığı

Laboratuvarda…

Fikirlerinize güveniyor olsanız, onların aksini iddia edenleri susturmaya kalkar mısınız? Onlarla aynı platformda karşı kaşıya gelip çatır çatır tartışmaktan kaçar mısınız? Erdoğan, hatırladığım kadarıyla, kariyerinin en başında Baykal ile karşılıklı yaptığı bir program dışında, herhangi bir muarızıyla tartışmaya cesaret edemedi. Erdoğan’a yenilip durmayı itiyat haline getirmiş olanlara bunu hatırlattığımda, “adamdaki taktik dehaya bakar mısın, kendisini

Değerler ve Siyaset

Çığ kurtarma ekipleri çığ altında kalıyor, uçak pistten çıkıyor, şahsı depremden kurtulanları hastanede ziyaret edip memnuniyetlerine şahit oluyor… İdlib’deki manasız oyunda vites büyütülürken dış politika aksının hasarını onarmak için Ukrayna’da kurulan çadır tiyatrosundan medet umuluyor… Arada Kiğılı’ya dediğini yedirmek ihmal edilmese de gevşemiş oldukları artık gizlenemeyen cıvataları sıkmakta acaba bekçilerin elinin güçlendirilmesi işe yarar mı

Dünyadan İnsan Manzaraları

Geçen gün söz ettim, Netflix’te Pandemic diye bir belgesel var. İlk bölümde Syra Madad adlı bir kadınla tanışıyoruz. New York hastanelerini salgınlara karşı hazırlamakla yükümlü bir bilim insanı. İleride kadının inançlı bir Müslüman olduğunu öğreneceğiz. Pusulalı seccadesinin üzerinde namaz kılarken filan göreceğiz. Hemen sonra, Oklahoma’nın Waurika adlı küçük bir kasabasındaki bir hastanenin tek doktoru olan