Suriye’de patır patır insanlar ölürken, her şey, her geçen dakika, içinden daha da çıkılmaz hale gelirken çok da uygun görünmeyebilir ama… Anlatmaya çalışacağım şeyler bence tam da bu yüzden uygun. Çok uygun. Şehrin eski çarşısında bir mandıranız varmış sayın. Dedeniz ailesini oradan geçindirmiş, babanız oradan geçindirmiş. Ama bu arada çarşıda ciddi değişimler olmuş. Şuradaki aktarın
Dün demeye çalıştım ki, esas olan kimin, kiminle, nasıl etkileşim içinde olduğu, bu bağlantıların hangi muhteva üzerinden kurulduğu değil. Önceki gün Hasan Cemal, T24’te, Thatcher’la bir hatırasını anlattı. Çiller’in Yeniköy’deki yalısında Thatcher’a “Madam Thatcher, bu sözleriniz bana fazla milliyetçi geldi” demiş. O da “Genç adam, şunu iyi bil, milliyetçilik bu çağın gerçeğidir” diye cevap vermiş.
Göbeklitepe’den siz ne anladınız, öğrendiniz bilemem. Benim öğrendiğim ise, insanların aptalca şeylere inanmalarının tarihi, daha önce tahmin edilen tarihlerden çok eskilere dayanıyor. Büyük insan gruplarının grup halinde aynı aptalca inancın etrafında bir araya gelmeyi itiyat haline getirdiklerini biliyorduk. Sadece bu itiyadın bu kadar eskiye kadar uzandığını bilmiyorduk. Zannediyorduk ki, kabaca, insanlar yerleşik düzene geçip sömürülebilir
Elazığ’da bir deprem oldu. Resmi verilere göre 41 kişi hayatını kaybetti. Her biri, geride bıraktıkları için, dünyada hayatta olan milyarlarca insanın muhtemelen hepsinden kıymetli 41 kişi… Geride kalanlara sabırlar dilerim. İnsanın, insan hayatının sayılara indirgenemeyecek kadar kıymetli olduğunu bilmeyecek kadar nobran biri değilim —öyle olmadığımı zannediyorum. Ama… Benzer ölçekte bir deprem eğer yüz yıl önce
Thatcher, uyguladığı vahşi politikaların yol açtığı işsizliğin tetiklediği infiale karşılık, “siz de başkalarının talep edeceği bir şeyler üretmeyi öğrenmelisiniz” mealinde çıkışmıştı. Thatcher’dan ilhamla… Küreselleşme denen olgunun Çin’e ulaşmasıyla gerçekleşen şey, ta derinde, Çinlilerin başkaları tarafından talep edilen bir şeyler üretmekte rol almaya başlamasından ibaret. Çinliler eskiden de üretim yapıyorlardı herhalde ama sizin benim talep edeceğimiz
Dün dediğimi tekrarlayarak başlayayım, popülizm, toplum için neyin iyi olduğuna toplumun karar vermesidir. Dikkat edilirse, “toplum iyidir, doğru tercihler yapar” filan demiyorum. “Toplum ahmaktır, yanlış tercihler yapar” da demiyorum. Toplumun iyi olup olmaması, doğru tercih yapıp yapmaması bağlam dışı. Yükseköğretim yapmaya karar verdiğinizde, okuyacağınız yeri tercih ettiğinizde, sizin o kararları vermek için yeterli olup olmamanız
Murat Belge Türkiye’de ve Hindistan’da devlet kuran partilerin karşısındaki muhalefetin karakterinin popülizm olduğunu yazmış. Kendi hassasiyetimden de kaynaklanıyor olabilir, popülizmi küçümsediği hissine kapıldım. Ama orası dert değil. Esas derdim başka. Şu popülizm lafını —ister küçümseyerek isterse de daha nötr bir edayla— kullananların popülizmden ne anladıklarını anlamıyorum. Sahiden anlamıyorum. Erdoğan mesela, popülizm mi yapıyor? Daha önce
1980 yılının yılbaşı olmalı. Yoksa rahmetli İbo ile, Ankara’nın buz gibi kış gecesi, Tunus Caddesindeki bekâr evimizin terasında ne işimiz olacak! Herhalde içerideki kalabalığın ürettiği yoğun sigara dumanı İbo’yu fazlasıyla rahatsız etmişti ve biraz hava almak istemişti. Ben de ev sahiplerinden biri olarak ona eşlik etmeye kendimi mecbur hissetmiş olmalıyım. Bugünler kadar zor olmasın, zor
“Çok ve hızlı zenginleştik” deyip duruyorum ve yoksulları işaret ederek bana kızanlar var. Kafama göre konuşmuyorum hâlbuki… Dolar bazında dünyanın veya lira bazında Türkiye’nin serencamı beni teyit ediyor, sayılara yaslanarak konuşuyorum. Ama bir yandan, zenginleşmenin parasal verilerle gösterimini eksik buluyordum. Güven’i yıllardır, ortalama bir Türk ailesinin aylık harcamalarının kompozisyonunun nasıl değiştiğini nasıl bulabilirim diye sıkıştırıyordum.
Klasik misali hatırlayalım, bir fincan kahveyi masanızın üzerinde unutursanız, zamanla kahve ile oda arasındaki sıcaklık farkı ortadan kalkar. Kahve soğur, sıcaklığı oda sıcaklığına yakınsar. Oda sıcaklığı? Odanın her yeri aynı sıcaklıkta mı? Değil. Ama aradaki farkları ihmal edebiliriz. Ne de olsa, kahve misali de bize gösteriyor ki, yeterince zaman verilirse, aradaki bütün farklar ortadan kalkacak.