Etiket: Bilim

10 Nisan’ın Faturası

Şu piyasa muhabbetini bitirmedim ama bir mola vereyim. Meşum 10 Nisan gecesi hatırınızdadır. Hani şu, gece 22:00 civarında, 24:00’ten sonra iki gün sokağa çıkmanın yasak olacağının ilan edildiği gece… O gece ve hemen sonrasında konuşulanlar, yazılan çizilenler de hatırınızdadır. Kimilerine göre dört yüz bin, kimilerine göre iki buçuk milyon kişi, daracık aralıkta marketlere hücum etmiş

Piyasa ve Müzakere

Çok yıllar önce, yine bir 24 Nisan’da, yine 1915 mevzuu alevlendiğinde, “kardeşim açsınlar arşivleri, bütün tarafların tarihçileri incelesinler, karar versinler, biz niye birbirimizi paralıyoruz” mealindeki görüşümü kayda da geçirmiştim. Kimdi bunları yazıp çizen? Ben. Kim yani? “Bilim sizin ondan beklediğiniz işi yapamaz, kararları veremez” diyen ben. Yaptığım zevzekliği, yıllar sonra, Şükrü Hanioğlu, Sabah’taki köşesinde, mevzu

Karar Vermek Karar Vereni Değiştirir

Uzun süredir —belki de hiç— vermek zorunda kalmadığı kararları vermekteki acemiliği yüzünden insanları suçlayıp, “böyle olmuyor, kararları ulema versin” demekle, “böyle olmuyor, bilim insanları versin” demek veya “böyle olmuyor, ben vereyim” demek arasında bir fark yok. Bu tür meseleler, din ile bilim, din ile karizma ve/veya bilim ile karizma arasındaki farklar vurgulanarak bilim lehine çözümleniyor

Piyasa Değilse Kim

Kompleks sistemcilerin pek sevdiği, benim de sıklıkla verdiğim misali tekrarlayarak başlamak zorundayım —şehir misalini. Önce zıddını, fabrikayı tarif edelim. Fabrikada üretim planlanır. Hangi tarihte, hangi saatte, hangi tezgâhta, hangi operasyonun yapılacağı, belirli bir süre öncesinden bellidir yani. Dolayısıyla o tezgâhta o saatte, o operasyonun yapılması için gereken malzeme de, miktarı da bellidir ve orada bulundurulması

Bilim ve Siyaset

Başımıza bir iş geldi. Körlerin fili tarifi gibi, her birimiz tuttuğu yerden tarif etmeyi sürdürüyoruz. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın hemen her yerinde… İşin tuhafı, fil odanın ortasında belirmeden ne diyordu isek, aynı şeyleri demeyi sürdürüyoruz. Şu kapitalizm, neoliberalizm, küreselleşme şeytan üçlüsü hakkında söylene gelmiş olan ne varsa, “işte gördünüz mü, demiştik biz” edasıyla, ses yükseltilerek

Uzun Bir Gezinti

Biri bir video paylaşmış, Çin’den… Paylaşılan videonun kendisi daha çeşitli bir şey ama yüklemeyi beceremedim. Az çok şöyle bir şeydi. Sizinle paylaşmaya çalıştım ama başından sonuna izlemedim, izleyemedim. Zıplaya zıplaya baktığım karelerin hemen hepsi, midemi bulandırdı. Bir başkası videonun altına, “vay be ne disiplin, bu sayede pandeminin hakkından geliyorlar işte” diye yazmasa, aşağıda diyeceklerimi bambaşka

Bir Din Olarak Bilimcilik

Bir de şöyle deneyeyim ve şu bilim/bilimsellik/bilimcilik mevzuuna şimdilik mola vereyim. Geçende posta kutuma bir grafik düştü. Grafiğin solunda, biri hasta diğeri sağlıklı olduğu ifade edilen iki kişinin suratı var. Sağlıklı olan maskeli, hasta olan maskesiz ve altında “bulaşma ihtimali yüzde 40” yazıyor. Ortada aynı iki surat ama bu defa hasta olan maskeli, sağlıklı olan

Valla Biz Yapmadık, Bilim Yaptı

Süleyman Viyana’ya doğru yola çıktığında, 1529 yılında, dönemin kaynaklarından edinilen intibaa göre, Avrupa’da Viyana’nın direnebileceğine, düşmeyebileceğine inanan var idiyse, pek sesini çıkaramamıştı. Viyana düşecek, sonrasında bir başka muhkem mevki olmadığından, Osmanlı atlıları Atlas Okyanusuna kolayca ulaşacaklardı. Korku ve çaresizlik içinde kaderlerinin tecellisini bekleyen o Avrupalıların torunları —kelimenin gerçek manasında torunları, yani çocuklarının çocukları— yetmiş yıl

Bilgiişlemi Dağıtsak da mı Saklasak…

Anadolu Üniversitesinin o zamanki Bilgiişlem Müdürü arkadaşım, bir gün sohbet ederken, “öyle bir sistem kuruyoruz ki, rektör kim olursa olsun fark etmeyecek, hep en uygun kararı verecek, tam senin derslerde anlattığın gibi” dedi. Benim derslerimi dinlemiş değildi, Yönetim Bilgi Sistemleri başlığı altında neler anlatıyor olabileceğim hakkındaki kendi tahminlerini kıstas olarak alıyor olmalıydı. “Ne yapmak istediğinden

Müthiş Bir Proje

Taner Akçam demiş ki, “Türkiye’nin bugünkü ana problemi, mevcut kuruluş hikâyesinin, hikâyelerinin iflas etmiş olmasıdır. Muhalefetin çaresizliğinin ve beceriksizliğinin ana nedeni de budur. Onlar bize hala mevcut kuruluş hikâyesinin içinden bir gelecek vaat etmeye çalışıyorlar. Oysa artık mevcut kuruluş hikâyesinin üzerine bir gelecek inşa edemezsiniz.” Ne münasebet! Halt etmiş. Türkiye Cumhuriyeti, modern çağın en müthiş