Etiket: Suriye

Adem ile Kabil

Habil ile Kabil kıssasını biliyorsunuz, iki kardeşin her birisi Allah’a birer hediye veriyorlar ve… Sadece birininki kabul ediliyor. Sadece birine iltifat ediliyor. Sadece biri muteber oluyor. Kıssaya yaslanarak, meselenin ekonomik olmadığının, itibar meselesi olduğunun çok eskiden idrak edilmiş olduğunu söyleyebiliriz. Ve “hepiniz eşit olmayacaksınız, bazıları daha muteber olacak, kimin daha muteber olacağı da Allah’ın takdiri,

Taşeron

Elimizde n bilinmeyenli n denklem vardı –n, büyük bir sayı olacak şekilde. Denklemin çözümünü bilmiyor olsak da, bir –sadece bir– çözümü olduğunu, onun da önünde sonunda bulunacağını biliyorduk. Öyle düşünüyorduk yani. Yeni bilinmeyenler, yani yeni özneler zuhur etmesin, kâfi. Şimdi hal değişik. Önce Suriye diye bir özne vardı, ülke karıştı ve Suriye ile Esad ayrıştı.

Boş Kostüm

Türkiye’nin Cumhurbaşkanının başkanlığındaki heyet, Ankara’da ABD Başkan Yardımcısının başkanlığındaki heyetle müzakerelerde bulunup bir mutabakata varıyor. Müzakere edilen mevzu Suriye’de geçiyor. Mevzuun tarafları TSK ve onun desteklediği Suriye Milli Ordusu denen tuhaf oluşum ile Suriye Kürtleri. Bütün bu olup biteni normal karşılıyorsanız, “kim kazandı, kim kaybetti” veya “kim daha az kaybetti” diye düşünmeye geçiyorsanız, “bundan sonra

Muhasebe

Başlamadan belirtmem gerekiyor ki, silahların susması, eğer susamıyorlarsa hiç değilse silah seslerinin seyrelmesi, benim açımdan sevindirici. Kimin kazanıp kimin kaybettiği sonraki mevzu. Silahların susması, elbette, insanların ölmeleri ihtimalini azalttığı için önemli. Ancak bu defa da ölüme –veya tersinden hayata– lüzumundan çok mana yüklemiş olmak istemem. İnsanlar yaşar ve ölür. Mesele şu ki silahların susması, insanların

Amerikan İç Savaşı: Trump Müesses ABD’ye Karşı

Büyük resim görücüler demişti, ABD’nin istediği olur. Eh elinde dünyanın dört bir yanında meşum operasyonları müthiş bir performansla planlayıp gerçekleştiren bir CIA varsa, dünyanın her ülkesinin başına istediğini getirip yerleştirebiliyorsan, bugünleri ta kırk yıl önceden planlamışsan, şimdi de yüz yıl sonrasını planlıyorsan… Kim tutar seni, öyle değil mi! Öyle bir ABD, öyle bir CIA yok.

Nehir Yatağı, Saban İzi

Dünya, fıtratı icabı, öngörülebilir bir yer değildi. Ancak içinde yaşadığımız dönemde tecrübe ediyor olduğumuz öngörülemezlik hali, dünyanın genetik kodundan kaynaklanan öngörülemezlikten bir hayli farklı. Öyle zannediyorum ve uzun süredir de o ekstra öngörülemezliğe işaret edip duruyorum. Bundan kırk yıl öncesinin şartlarında Türkiye Suriye topraklarında bir operasyon yapsaydı, o operasyonun nasıl gelişeceği ve neticeleri hakkında da

Dişlerine Kan Değmişler

Suriye’de yaşananlar ile alakalı olarak konuşacak çok şey var. Ama yaşananlar kadar yaşananlara gösterilen tepkiler de öğretici. Sosyal medyada mesela, “Kıbrıs’a böyle girmiştik, bir daha da çıkartamadılar” türünden böbürlenmeler var. Çıkartabildiler mi? Çıkartamadılar. Adam haklı. E peki ne oldu? Kıbrıs’ta demografiyi değiştirdik. Türkiye’den gönderilmiş ve Türkiye’ye muhtaç bir nüfus yarattık. Şimdi de burada birileri bu

Neyin Pınarı?

Önce pozisyonumu netleştireyim. Savaşa, savaşın her türlüsüne prensip olarak muhalifim. Gerçeklik yokuşunu tırmanmak zorunda kaldıklarında prensiplerin su kaynatabileceğini bilecek kadar yaşadım. O bilgiyle baktığımda da fikrim değişmiyor, sınırın güneyinde sahnelenen tiyatroya karşıyım. Dekor ve kostümler sakil, oyunculuklar berbat, senaryo aksak… Bu ön bilginin üzerine, olup biten şeylere, sanki bizi ilgilendirmeyecek kadar uzakta, sanki Peru ve

Ama Oluyor

Fırat’ın doğusunda bir süredir cari olan statüko ortadan kalktı. Tabii olarak hepimiz yeni şartların ne manaya geldiğini merak ediyoruz. Lakin bu hususta hükme varmak için erken olduğunu düşünüyorum. Aslında iki gündür yazdığım mevzuları sürdürecektim ama Murat Sevinç mani oldu. Sevinç’in yazısı Kürt sorununa dair daha önceki bir yazının devamı niteliğinde kaleme alınmış olduğu halde, neredeyse,

CHP Suriye’de

CHP bir Suriye Konferansı düzenlemiş. Hanidir hazırlanıyorlardı, sonunda yapmışlar. Haberiniz olmuştur, benim bile oldu. Fehim Taştekin’in konuşmasının kesilmesi vesilesiyle duydum. Konferansta neler oldu, ne gibi bir neticeye vardılar, bilmiyorum. Bilenlerin ve anlayanların söylediklerine itimat edecek olursam, “bizim Kürtleri döverken görmezden gelelim, hatta değneği taşıyalım tamam ama elin Kürt’ünü döverken onların da işe iştirak etmesini sağlamak