Üniversitede yeni yönetim, üniversiteyi çağdaşlaştırmaya karar vermişti. Böyle bir karar veren her yönetimin ilk aklına gelen şey, bu imparatorluk bakiyesinde, bilindiği gibi, çağdaşlaşmanın önündeki biricik engel olan biçimsiz insanları düzeltmek olur. Üniversitede de farklı olmadı. Mevcut akademik kadroyla çağdaşlaşmak pek de mümkün görünmediğinden, şöyle üniversiteyi çağdaşlaştıracak insanları yükseltmek, gerisini de hak ettikleri —hatta hak bile
Efendim neymiş, memleketin dertleriyle dertlenmeyenler vatandaş kategorisinde sayılmazmış. 1 Mayıs’ta polisten biber gazı yemeyi göze alarak sokakta arzı endam edenler memleketin en ahlaklı olanlarıymış. Filan… Bir. Memleketin derdi ne? Bir bölümüne sorarsanız Erdoğan. Başkalarına sorarsanız, Erdoğan’ı dert olarak görenler. Bana sorsanız kırk tane dert sayarım da aralarında bu ikisi kendisine yer bulamaz. İki. Bir Mayıs’ta
Gezi direnişinin akabinde, “burada bizim kavramlaştırmalarımızla anlaşılamayacak bir şeyler oluyor” filan dediğimde, iki taraftan iki itirazla karşılaştım. Gezinin güya yanında duranlar bana, “iş senin bildiğin gibi değil, eğer biz organize etmeseydik, Gezi filan olmayacaktı” dediler. Öyle, kendiliğinden örgütlenme gibi çağdaş kavramlara ihtiyaç olmadığını, dünyanın hâlâ bildik, aşina dünya olduğunu, benim hayal gördüğümü iddia ettiler. Öte
Gazzaniga, beyninin iki yarısı birbirinden ayrılmış, iki yarıkürenin birbiri ile iletişimi kesilmiş deneklerin sol gözlerine —yani beynin sağ yarısına— erotik bir fotoğraf göstermiş. Denekler sinirli bir biçimde gülmüşler. Sonra deneklere neden güldüklerini sormuş. Deneğin lisanı sol yarıkürede yer aldığından, soruyu anlayan o, cevabı vermesi gereken de o. Lakin, kendisinin tuhaf bir biçimde güldüğünü işiten denek,
Birçok film seyretmişsinizdir. “Sayın” desem, birçok unutulmaz sahne sayabilirsiniz. Benim açımdan bir tek sahne, diğer hepsinin arasından sıyrılıp, en aydınlatıcı, en hatırlanmaya değer sahne olarak yerini koruyor. Contact filminin bir sahnesi. Sahnenin öncesini hatırlatayım. Dr. Arroway (Jodie Foster), mevcut olduklarına bebekliğinden beri iman ettiği uzaylı medeniyetlerle temas etme imkânını, uzun çabalardan sonra, —hep öyle olur
İstatistiklere göre, 1960’larda erkek hekimler genellikle kadın hemşirelerle evleniyorlarmış. Neden? Çünkü tıp eğitimine erişimde kadın ve erkekler arasında ciddi bir fark varmış (sadece ve en çok Türkiye’de değil, Batı Avrupa’da ve Amerika’da). Dolayısıyla erkek hekimlerle evlenecek kadar çok sayıda kadın hekim yokmuş. Sonra ne olmuş? Bildiğiniz şeyler. Tıp Fakültelerindeki kadın öğrenci oranı kararlı bir biçimde
David DiSalvo, What Makes Your Brain Happy and Why You Should do the Opposite adlı kitabında anlatıyor: Rakiplerini uzaktan, kendilerine hiç dokunmadan alt edebilecekleri iddiasıyla bir yığın öğrenci edinen ve öğrencilerini sahiden de kendilerine hiç dokunmadan yerden yere vuran Kiai Ustalarının birer şarlatan olduğunu düşünenler, her birine defalarca meydan okumuşlar. Ancak Kiai Ustaları, kendilerinden beklenebileceği
Haşim Kılıç ne yapmış oldu? Hangi neticeyi doğurdu diye soruyorsak, bence cevabı belli. Kendisini imha ederken Erdoğan’a telafisi zor hasar verdi. Bilmem kendisi de farkında mı, muradı bu muydu, ama kendisini imha etti. Yani siyaseten imha etti. Belki de birileri, “eğer bir Cumhurbaşkanlığı adaylığı şansın varsa o da buradan geçiyor” demiş olabilir kendisine. O da
Rivayet olunur ki, temsilde adalet ile yönetimde istikrar arasında bir çelişki var. Temsilde adalet vanası açıldı mıydı, yönetim sallanmaya başlar. Yönetimi sağlam tutmaya çalıştığınızda da temsilde adaleti gözden çıkarmanız gerekir. Benim anarşist ruhuma göre, yönetimde istikrar olmasa da olur. Olmasa —hatta— daha iyi bile olur. Ama, yine bana kalırsa, yönetimde istikrar, öyle veya böyle, olur.
Bildik hikâyedir, Kürt ile Laz idama mahkûm olmuş. Son arzularını sormuşlar. Kürt “anamı görmek isterim” demiş. Laz’a sormuşlar, “Kürt anasını görmesin” diye cevaplamış. Türkiye’nin muhtelif sosyal kesimleri, muhtelif mahalleleri var. Çoğu, Laz gibi, kendileri için bir şey istemiyorlar. AKP’ye oy verenlerin çoğu için mesela, CHP’li olarak gördükleri kesimler analarını görmesinler, kâfi. CHP’ye oy verenlerin çoğu