Adam damda mahsur kalmış. Köylü bir çözüm üretememiş. “Olsa olsa Hoca çözer bu işi” deyip Nasreddin Hoca’yı çağırmışlar. Hoca gelip durum tespiti yaptıktan sonra, “kolay” demiş, “bana uzun bir halat bulun”. Bulmuşlar. Hoca halatın ucunu dama fırlatmış. “Bağla beline” diye seslenmiş damdaki adama. Adam urganı beline bağlayınca da, öteki ucundan tutup çekmiş halatı. Damdaki adam
Köklü Japon ailelerinden birinin genç oğlu bir trafik kazasında sol kolunu kaybeder. Eksilmeyi içine sindiremez, bunalıma girer. Ailesinin denediği hiçbir şey kâr etmez. Son çare olarak bilge Sennin-San’a müracaat ederler. Bilge delikanlıyı alıkoyar, ailesini yollar. Derhal sancılı bir eğitim süreci başlar. Delikanlı bilgenin istediği belirli bir judo oyununu öğrenmek zorundadır. Aylarca aynı oyunu çalışır. Bir
Rusya dünya gündemine, daha önce pek alışık olmadığımız mevzularla giriyor, farkındasınızdır mutlaka. Kış Olimpiyatları sırasında eşcinsellik tartışması bir hayli alevlendiydi. Rusya diyorum ama tabii tam bilemiyorum, Putin Rusya’nın genel ruh durumunu ne kadar temsil ediyor. Putin’in “eşcinsellik pedofiliden farksız” çıkışı, Rusya’da hangi kesimleri, neden ve ne kadar memnun etti, kimleri, neden ve ne kadar rahatsız
Aşağıdaki grafikte, evli insanların evlilik dışı ilişkilerini ahlaken kabul edilemez bulanların, muhtelif ülkelerdeki oranları görülüyor. Grafik 2013 baharındaki neticeleri özetliyor. (Evlilik dışı ilişkileri ahlaken yanlış bulanların oranları, tahmin edilebileceği gibi, ahlaken kabul edilemez bulanların oranlarından daha yüksek.) Evet, toplumun dini, grafikten görüldüğü kadarıyla (ilk üç sırada toplumu Müslüman olan ülkeler yer alıyor), hafif de
Eurovision yapılmış. Yarışmayı Avusturya adına yarışan Conchita Wurst lakaplı şarkıcı kazanmış. Şarkı nasıl bir şeydi bilmiyorum. Dinlesem de anlamam zaten. Belki şarkı kazanmıştır yarışmayı ama kadın kılığındaki şarkıcının sakallı olması, görünen o ki, şarkının çok önüne geçmiş. Görünen o ki, cinsiyet algımızla oynamak istiyor şarkıcımız. Ve bence bu işi çok iyi başarmış. Zaten demiş ki,
Dünyaya prizmatik bir bakışımız var. Mesela “çayı beğendiğine sevindim, ben yaptım” gibi bir ifade, son derece sıradan bir ifade. İyi ama, birileri Doğu Karadeniz dağlarında çay yetiştirmeseydi, birileri muhtelif yerlerden topladıkları çayları harmanlayıp paketlemeseydi, birileri o paketleri bizim alışveriş yaptığımız markete dağıtmasaydı… Çayı yapmak bir hayli zor olurdu. “ODTÜ’yü kazandım, kazandımsa ben kazandım” diyen birinin,
Bir fabrika, kendisi daha inşa edilmeden önce belirlenmiş olan bir ürünü üretmek üzere kurulur. Eğer çok akıl almaz acemilikler yapılmamışsa, kuruluş amacı olan ürünü de üretir durur. Lakin hiçbir fabrika sadece üretmek için kurulduğu ürünü üretmekle kalmaz. Her fabrikanın sayısız yan ürünü olur. Bir yandan çok çeşitli atıklar üretir. Bir yandan hava kirliliği üretir. Bir
Siz bir film setinde bulundunuz mu hiç? Filmi seyrederken sizi çok duygulandıran veya heyecanlandıran sahnelerin çekimi, hiç de perdede size göründüğü gibi gerçekleşmez. Kameranın çerçevesine girmeyen yerlerde, filmi seyrederken aklınıza bile gelmeyecek şeyler ve kişiler yer alır. Işıkçısından sesçisine sayısız kişi, büyük bir ciddiyetle işlerini görürlerken, oyuncular da kendilerine verilen direktifleri uygulamaya çalışırlar. Cumhurbaşkanlığı seçimi
Melo Kupa finalinden sonraki törende Demirören’in elini sıkmamış. Elini sıkmadığı adam —biliyorsunuz ama yine de hatırlatmak gerekiyor— Federasyon Başkanı. Kendisini tebrik etmeye teşebbüs eden sokaktaki manav değil. Melo, dünyanın herhangi bir ülkesinde böyle bir protestoya cesaret edebilir mi? Elbette edemez. Ama Türkiye’de edebiliyor. Melo malum, ama sözünü ettiğimiz terbiyesizliğin faturasını Melo’ya çıkarmak haksızlık olur. Neticede,
Gün geçmiyor ki —Genellikle ABD’de, nadiren Avrupa’da ikamet eden— bir takım kuruluşlar bir değerlendirme raporu açıklayıp, karne dağıtmasınlar. Türkiye, bu tür karne dağıtım törenlerinde bazen tek başına karne alıyor, bazen çok sayıda ülkeyle birlikte. Birkaç yıl öncesine kadar bu tür karne törenlerinin bazılarında, payımıza —her nasılsa— parlak sayılabilecek notlar düştüğü de oluyordu. Hani tam da,