Muhalefet Ne Yapsınmış

Anlaşılan o ki, Marmara’daki müsilaj ile Peker videoları vasıtasıyla açığa çıkan sosyopolitik lağım malumatı arasında bir paralellik kurmayanı dövüyorlar. Nevşin Mengü’ye yakışır da, Ayşe Çavdar da kervana katılmış. Çavdar’ın yazısında dikkat çekmek istediğim husus başka. Ortada muhalefet yokmuş. Bakmış Kılıçdaroğlu’na, yok. Akşener’e bakmış yok. Buraya kadar kendisiyle fena halde mutabıkız. Ama o, başını çevirmiş ve…

İbrikçibaşının Serotonin Seviyesi

Birbirini tanımayan on kişiyi bir koğuşa kapatsanız, haftasına varmaz, aralarında bir hiyerarşi belirginleşir. Her gün anneleri tarafından aynı parka götürülen beş yaşlarındaki çocuklar arasında bile kısa sürede bir hiyerarşi zuhur eder. Yani serotonin rahat durmaz. Serotonin ve testosteronu her bir bünyenin kendisi imal ediyor olsa da, görünen o ki, hangi bünyenin bu hormonlardan ne kadar

Aristokratlar, Köylüler, Tasmanyalılar

Darwin Avustralya ziyaretinden sonra, “Avrupalıların ayak bastığı her yerde ölüm yerlileri kovalıyor” demişti. Ne kadar soylu bir tespit. Neden öyle oluyordu? Tasmanya misaline bakalım. Uzunca bir süre boyunca Avrupalıların pek ilgisini çekmemiş gibi görünüyor. 1642’de keşfedilmiş olmasına rağmen, ilk beyaz yerleşimleri ancak izleyen yüzyılın sonlarında gerçekleşiyor. Anlaşıldığı kadarıyla o dönemde adada, binlerle ifade edilen yerli

Uçurumun Kıyısında

İzzet bir makale paylaşmış, hakkında yazayım dedim, baktım olmayacak tercüme etmeye karar verdim. Tercüme işlerinden pek anlamadığımdan, İngilizce bilenlere —yukarıdaki bağlantıya tıklayarak— orijinalini okumalarını tavsiye ederim. 1968’in Aralık ayında ekolojist ve biyolog Garrett Hardin, Science dergisinde, “Müştereğin Trajedisi” adıyla bir metin yayınladı. Çıkarımı son derece sade ve insafsızdı: insanlar kendi hallerine bırakıldıklarında, kaynaklar için rekabet

İnsan ve İşi

Önceki gün yazıyı yazdıktan sonra Cüneyt Özdemir’in şeysini izledim. Kılıçdaroğlu kadınlara düzenli maddi destek vadetmiş de… Olur muymuş öyle şey! Balık vermeyecekmiş, balık tutmayı öğretecekmiş. Kendisine balık tutmak öğretildiği için nasıl balık tutmayı sürdürüyor Özdemir, görüyorsunuz. Herkes öğrense… Dünya cennet olsa… Hayat bayram olsa… ODTÜ Endüstri mezunları kendi aralarında tartışırken de sıklıkla buraya gelirdi mevzu.

İktisat ile Siyaset Yeni mi Kavuştu?

Bayramlık bir yazı sayılmaz ama… Verimlilik artınca, kullanılan kaynak başına üretilen miktar artıyor. Bu, benim penceremden bakıldığında iyi bir şey. Mesele şu ki, üretilenin tüketilebilmesi lazım. Tüketilebilmesi için tüketici lazım. Bir insanın tüketici olabilmesi için üretileni talep etmesi lazım. Bir insanın bir ürünü talep edebilmesi için ise… O ürünün bedelini ödeyebilecek gücü olması lazım. Demek

Tırışkadan Seçkinlik

Dünyada “yapılmasa da olacak” olan bir yığın iş var —Graeber’in tırışkadan işler (bullshit jobs) dediği işler. Graeber uzun uzun hangi işler tırışkadan iş sayılır, hangi kıstaslara müracaat edebiliriz filan diye debeleniyor bir bilim insanı titizliğiyle. Sonra onları tasnif etmek için de muazzam bir çaba harcıyor ve yoruluyor. Yorulurken okuru da yoruyor. Net toplamda, Graeber birçok

Tırışkadan İşler ve Neoliberalizm

Demiştim ki  “Kitap üzerine yazmak istediğim her şeyi yazabilsem, herhalde Graeber’inki kadar hacimli bir kitap olur. Muhtemelen sonuna gelmeden hevesim kaçar, yarıda kalır. Burada hiç değilse birkaç yazı yazana kadar hevesimin kaçmayacağını ümit ediyorum.” Aynı yazıda demiştim ki “Graeber’in muhtelif biçimlerde, muhtelif açılardan analiz ettiği, analizleri için feodaliteden işin geçmişte toplumlar için ne mana taşıdığına

Bu Arada Verim Artışı…

Gorz’un kitaplarını Türkçeye tercüme edip yayınlayanlara çok şey borçluyum. Pek yola gelmiş biri sayılmazdım herhalde ama beni geri dönüşsüz bir biçimde yoldan çıkaran unsurlar arasında, Elveda Proletarya, Cennetin Yolları ve İktisadi Aklın Eleştirisinin özel bir yeri var. İşaret etmem gerekiyor ki, sözünü ettiğim kitaplardan bana kalan, esasen, Gorz’un cevapları ve hatta soruları değildi, kendime sordurdukları

Ermeni Nefretinin Öznesi

Son videonun altına Ramazan Temel şöyle yazmış: “Sevgili Cemalettin hocam son iki yazısında ülkedeki bereketsizliği çok veciz bir şekilde ifade etmiş. Ancak kayıt sanırım soykırım denilmesinden önce çekilmiş. Halbuki hocamın son iki gündür ülkedeki amansız bereketi, milyonların tek yürek Ermeni nefretini nasıl değerlendirdiğini merak ediyordum. Çünkü hocam -haklı saiklerle- ülkede problemin, en azından büyük kısmının,