Choluteca, Hac, Ulus-Devlet ve Saire

Choluteca Köprüsünün serencamı bize ne diyor? “Kasırga gelecek, yollar kaybolacak, nehrin yatağı değişecek, yaptığınız her şey beyhude, kasmayın” mı diyor? Bence hayır. Dediğim gibi, dört yanımız Choluteca Köprüleri ile dolu. Sadece Mısır Piramitleri, Efes, Roma yolları gibi maddi unsurlardan söz etmiyorum, mesela Mısır medeniyeti bir Choluteca Köprüsü olarak görülebilir. Antik Yunan medeniyeti de nesiler boyunca

Choluteca Köprüsü

Akşener’e yapılan “evine dön” çağrıları üzerine yaptığımız ve özetle “yığınağınızı yüzde elli artı bire göre yapıyorsunuz ama sabah kalktığınızda o kural ortadan kalkmış olabilir” dediğimiz video yayınlanmıştı ki, WhatsApp’ıma bir haber linki düştü. Habere göre Honduras’ta Choluteca nehri üzerine, her türlü afete mukavim bir köprü yapılmış. Sonra bir kasırga gelmiş. Japonların yaptığı köprü, evet, talep

Amerika’yı Yeniden Keşfetmek

Dünden devam edeyim. Erdoğan’ın, Kalın’ının ve sair neferinin yapıp ettiklerini onaylamak aklımdan geçmez. Geçmeyeceğini tekrar tekrar, her ihtiyaç duyduğumda dile getiriyorum. Zerre kadar zihinsel birikimleri olmadığı, memleketi ve dünyayı zerre kadar anlamadıkları, aradan geçen süre içinde gizlenemeyecek kadar belirginleşti zaten. Bir parantez açayım. Memleketin modernleştiricilerine —yani “bu memleketin modernleştiricileri biziz ha, şaşırmayın” deyip duranlarına— şapka

Modernleşme ve Kültür

Aşağıda yazdıklarım, “Biz Kimiz? Hikâyemiz Ne?” adlı videonun altına Orkun Günay tarafından yapılan yoruma bir cevap. Grafikleri filan oraya koyamayacağımdan, ayrıca çok uzun olduğundan ayrıca yazma ihtiyacı hissettim. Türkiye Cumhuriyetine miras kalan yükseköğretim kurumları İstanbul Üniversitesi, İTÜ, Boğaziçi, Mimar Sinan. Hepsi de İstanbul’da olan dört üniversite. Tek parti döneminde —yani Türkiye’nin modernleşmesinin en yüksek vitese

Yetmez ama Evet

Geçenlerde bir videonun altına yapılan bir yorumda “Hoca’nın yetmez ama evetçiler dışında duygusal yaklaştığı bir konu daha çıktı” şakasını görünce şaşırmıştım. Yetmez ama evetçilere duygusal yaklaştığımın farkında değildim çünkü. Esasen yetmez ama evetçiler hakkında ekstra bir zihinsel/duygusal mesai harcadığımı düşünmüyordum —hâlâ da düşünmüyorum. Ama yazıp çizdiklerimden böyle bir duygu geçiyorsa… Bir yerlerde bir şeyler var

Ah Crusoe!

Adam bir avuç bahçesine birkaç domates fidesi dikmiş. Kediler musallat olmuş. Günümüzün refleksiyle, “benzer bir problemle karşılaşıp makul bir çözüm bulmuş olan var mı” diye sosyal medyada durumu paylaşmış. Bir hanımefendi derhal ekşimiş, “hayvancıkların doğal yaşam alanlarını işgal ediyorsunuz, sonra da…” filan gibilerden. Yaşadığımız dönemin ruhunun neredeyse eksiksiz bir röntgeni sayılabilecek sıradan bir vaka. Üç

Günahkâr Olma Hürriyeti

Fisher’in dün sözünü ettiğim yazısını kıymetli kılan esas özelliğini ihmal etmeyelim. Ahlakçı sol dediği şey hakkında çok sayıda ve hepsi de son derece güçlü ifadeler var Fisher’in yazısında ama “rastgele birini seçelim hepsinin yerini tutsun” desek, “ahlakçı sol, insanlara kendilerini kötü hissettirmede uzman … ve birilerinin başlarını suçluluk ve kendinden nefret etme hissiyle eğmeden mutlu

O Dağ Artık Yok

Halimize dair enteresan bir yazı var bağlantıda. Bir yandan, “ahlakçı sol” dediği bir öznenin zorbalığı hakkında mesela, vurucu tespitlerde bulunuyor Fisher ve böylelikle bünyenin güncel bir tomografisini çekiyor. Öte yandan, güncel epikrizi bir kenara koyup, antika bir reçete yazıyor. Yazının neredeyse her paragrafı didiklenmeye değer. Ama öyle yapsam iş çok uzayacak, daha kestirmeden gitmeye çalışayım.

Ayasofya ve Popülizm

Daha önce yazmıştım, toplumlarda undo imkânı yok, yaşanmış olan yaşanmamış gibi yapılamaz. Ayasofya’yı ibadete kapatmak bir nevi undo idi. “Aslında hâlâ cami idi, tapu kaydında da öyle yazıyordu” veya “bir bölümünde namaz kılınıyordu” filan gibi truth inşalarının zerre kadar manası yok, Ayasofya ibadete kapalıydı. Ayasofya’nın ibadete kapalı olmasının sembolik bir manası vardı, mesele ibadet edecek

Pandemiyi İhmal Etmeyelim

30 Nisan’da demişim ki… “Grafiğin gidişatından görüldüğü kadarıyla, günlük can kayıpları yavaşça beş binin altına düşecek. Muhtemelen bir veya iki ay daha günlük iki binin üzerinde can kaybı yaşayacağız. O durumda da toplamda can kaybı da 650 000’i geçmeyecek gibi görünüyor.” Böyle tahmin etmişim ama ben bu yazıyı yazarken Worldometers sitesinin verilerine göre dünya genelinde