Emekli Amirallerin İşleri

Emekli Amirallerin yaptığı iş, üzerine konuşuldukça dallanıp budaklanıyor. İşi yapan özneye—yani emekli Amirallere— bakıyorsunuz, ciddiye alınacak bir özne sayılmazlar. Mevcut iktidar daha önce çoğuna sille tokat dalmış, bir kum tanesi kadar kütleleri olmadığını görmüşüz. Yapılan işe bakıyorsunuz, neresinden baksanız manasız. Ve fakat… Dallanıp budaklanıyor işte ve dalları, budakları, işin kendisinden daha sahici, daha müessir. Bildiğim

Emekli Amiralleri N’apsak?

Emekli amiraller bir bildiri yayınlamış, malumunuz. AKP cenahı gürlemiş, “vay darbeciler, darbe seviciler” filan makamında… Karşı cenahta da “yine bir mağduriyet buldular” edebiyatı… Ve Bahçeli de topa tam kendisinden beklenen yerden girmiş: “Derhal rütbeleri sökülsün, emeklilik hakları ellerinden alınsın”. Bir yandan da soruşturma başlatılmış. Filan. Birkaç gün geri sarıp oradan başlayayım. Gergerlioğlu tutuklanmasını bir tür

Z Kuşağının Fotoğrafı

Memlekette herhangi bir özne ve/veya fiili hakkında konuştuğunuzda, genellikle, muhataplarınızın antenleri sadece bir tek hususa hassasiyet gösteriyor, o özneye karşı mısınız, onun yanında mı… Z Kuşağı konusunda konuştuğunuzda da durum pek değişmiyor. Galiba pek de anlaşılmaz bir durum yok, bütün hayatları ebeveynlerinin, öğretmenlerinin, amirlerinin verdiği notlarla şekillenmiş olan büyük bir kalabalık halinde yaşıyoruz. Mütemadiyen kendi

Bahçeli Aritmetiği

Daha önce birkaç defa işaret etmiştim, bana öyle geliyor ki Türkiye’de birçok kişi —bilhassa iktidar kanadında— ancak ikiye kadar sayabiliyor, menüde üç seçenek varsa, kafaları karışıyor. Daha önce manzume ve aritmetik mevzularına duyduğu amatörce alakayı bizden —ne yazık ki— hiç esirgemeyen Bahçeli de istisna değil. Ama… Bahçeli’nin ikiyi görünce de kafasının karıştığından, kapasitesinin ancak bire

Erdoğan ve Kongresi

Yıllar öncesinden beri, neden ve niçin soru zamirlerinin birbirlerinden farklı olduklarından yola çıkan birkaç yazı yazdım. Bu iki zarfın arasındaki farkı önemsiyorum. Mehmet Y. Yılmaz, Erdoğan’ın bize reva gördüğü muamelelerin sebebini araştırırken “Erdoğan bunu niye yaptı” diye sormuş. Eh, aynı şeyi soruyormuş gibi görünen bir başka zamir. Ama benim kafamdaki tasnifi çok da değiştirmedi. Bir

Aileyi Korumak

Avukat bir kadın twitter hesabından paylaşmış: “Yıllar önce 21 yaşında çarşaflı bir kadına barodan avukat olarak görevlendirilmiştim. Buradaki çarşaf vurgusu tamamen bağlı bulunduğu tarikatle ilgilidir ve kesinlikle ayrımcılık içermemektedir. Yanlış anlaşılmak istemem. Kadın 8,5 aylık hamileydi. Kadının eşi bir camide imamdı ve hamile olduğu halde kadını tekmeleyerek dövmüştü. 20 aylık büyük kızını da annesinden koparmış

Hayranlaşma

Ege Cansen Davos hakkında yazdığı yazıya başlık ararken hayranlaşma diye bir kelime icat etmiş. Aklına sağlık. Önce Cansen’in de eğlendiği hale bakalım. Mesela Singapur’da yapılacak Davos toplantısının davetini üstlenen Prens Charles ne demiş? Pandemi sonrası ekonomik düzen dayanıklı, eşitlikçi ve sürdürülebilir olmalıymış. “Yok, dayanıksız olsun” veya “eşitlikçi olmasın” veya “sürdürülemez olsun” diyenlere karşı nasıl müthiş

Siyasal İslam’ın Hali

Avrupa saraylarında da bol miktarda kadın vardı. Muktedirin/varlıklının cinsel hayatı tebaanın cinsel hayatı ile kıyaslanmayacak kadar çeşitli idi —üstelik muktedir genellikle erkek olsa da, kadın olduğu nadir durumlarda da kural değişmiyordu. Mevzuu Roma saraylarından biliyoruz. Muhtemelen bu bir Avrupa icadı da değildi, Cengiz’den biliyoruz. Filan. Avrupa’da savaşı kazanan, kaybedeninin her şeyine, ama öncelikle de kadınlarına

Gökçek Seviyesine Göre…

Hani irtifaya veya rakıma referans olarak deniz seviyesi kullanılır ya, benim açımdan Gökçek öyle bir referans idi. Limit değer. Bir nevi, aşılamazlık seviyesi. Politik sahnedeki oyunculara bakıyor ve Gökçek’e kıyasla münasip bir basamağa yerleştiriyordum. Özlem Zengin adındaki şeyle müşerref olunca, dedim ki kendi kendime, bütün kararları bir tek şahıs verince, işte böyle hatalar oluyor. Gökçek’in

Memleketin Kutupları

Sanık sandalyesine oturtmaya çalıştığım kesimler hakkında fazlasıyla müsamahasız olduğum hissine kapılabilirsiniz. Öyle olmadığını iddia edecek, bunu da memleketin medya düzeni ile örneklendirecektim. Alper Görmüş, muhalefetin operasyon görünümlü Gara trajedisine gösterdiği reaksiyona altlık olsun diye 90’ların medya düzeninden bir hatıra paylaşmış. İlaç gibi geldi. Bence okumalısınız. Neymiş? Devletin musluklarına yanaşık parselleri kapmış olanlar akla sığmaz şımarıklıkları