Geçenlerde dedim ki “İnsanın doğal çevresi —birkaç defa değinmiş olmalıyım— diğer insanlardır. Bir defa insan doğal bir şey. İkincisi, insanın yaşadıklarını, insan-dışı tabiattan çok daha fazla etkiliyor diğer insanlar. Kasabalarda bile öyle, bırakın devasa şehirleri.” Bunu derken tereddütlerim vardı. Özellikle de “kasabalarda bile öyle” derken En azından iki sebeple… Birincisi, bir bakıma kasabalarda insanın insanlardan
Google, anladığım kadarıyla sadece Türkiye’ye yönelik olmak üzere bir sınırlama kararı vermiş. Ekşi Sözlük’te mevzu ile alakalı olarak başlıklar açılmış. Yazılanları okuyorsunuz ve… Mevzuun ne olduğunu anlayamasanız da, Türkiye’nin nasıl bir halde olduğunu anlayabiliyorsunuz. Uğur Mumcu, malumat sahibi olmadan fikir sahibi olmak deyimini meşhur etmişti. Yaşıyor olsa ve sözünü ettiğim girdileri okusa, hepsinin yazarlarına parmak
1970’lerin ilk yarısında olmalı, bir roman okumuştum. Nasıl etkilendiğim hesaba katılırsa, romanın da, yazarının da adını hatırlamıyor olmam tuhaf. Mevzu ABD kırsalında geçiyordu. Ana yollardan uzak bir köyde… İlk anda bakıldığında, tamamen kendisine yeten köy, dönemin ruhuna uygun bir tür cennetti. O dönemlerde sosyolojik adalarda, içinde yaşadığımız biçimsiz sosyal düzenin alternatifini yaratmak ve o alternatif
Britanya seçimleri bitti. Seçim neticelerinin Britanya’yı nereye doğru götüreceğini konuşmak için erken. Brexit’in gerçekleşeceğini öngörebiliriz ama o bile zannedildiği —Johnson’un seçmenlere vadettiği— kadar kolay olmayacak. Kaldı ki, tamamen spekülatif olarak diyebilirim ki, paralel olarak gelişen İskoç ayrılıkçılığı, Brexit’ten önce bile gerçekleşebilir. Meselemiz Britanya’nın nereye gideceği değil yani, bu seçimlerin özelde Britanya, genelde dünya hakkında bize
Tarım yapmak için yağmura güvenilemeyecek, sulama kanalları inşa etmeye ihtiyaç duyulan coğrafyalarda kolektivizmin daha köklü olduğu, bireyselleşmenin daha zayıf olduğu teorisi uzun süredir dolaşımda. “E tabii, ortak/toplumsal amaçlarla, dönemin teknolojik imkanlarına göre devasa sayılabilecek projelere katılmak zorunda kalan insanlar için bireysel olmak daha zordur” gibi analitik/spekülatif bir akılla akledilip onaylanan bir teori de değil bu.
Muhakkak biliyorsunuz Friends diye bir dizi var. İzlemedim. Netflix yeniden dolaşıma soktuğunda da izlemedim. 14 yıl aradan sonra geçtiğimiz yıl Netflix’te yeniden gösterime girdiğinde, dizi, yoğun tartışmalara sebep olmuş. Diziyle yeni tanışan nesil, diziyi fena halde biçimsiz bulmuş. Cinsiyetçi, insanların kilolarıyla alay eden esprilerden rahatsız olmuşlar. İnsanoğlunun hangi istikamette değişiyor olduğuna dair bir yığın ipucu
Daha önce demiştim, Cem Karaca şarkılarına bayılırım. Ama hepsine değil, bazılarını sevmem. İçlerinde biri var ki, hiç katlanamam. Eğer metnin başka bir başlığı olaydı, itiraf edin, o katlanamadığım şarkının Tamirci Çırağı olabileceğine ihtimal veremezdiniz — Cem Karaca şarkıları arasında çok özel bir popülariteye sahip. Ama şimdi, “ulan neden olmasın, bu herifin sevmediği şarkı pekâlâ Tamirci
Dün gece Türkiye Kupasında Beşiktaş’ın misafiri Erzincanspor idi. Sunucunun söylediği kadarıyla, tribünlerde 1200’den çok Erzincanspor taraftarı vardı. Sahada 11 futbolcu, kulübede bir o kadar daha… Teknik heyeti ve diğer görevlileri de sayarsak, sahneleyen en fazla kırk kişiye mukabil seyreden 1200 kişi —televizyondan izleyen çok daha büyük kalabalıkları hesaba katmıyorum, dikkat ederseniz. Tribünlerdeki Erzincanspor taraftarlarının gönlünden
Oya Baydar kendisinin ve akranlarının NATO’ya —dolayısıyla ABD emperyalizmine— karşı kahramanca mücadelesini hatırlatmış. Ben de kendi hatırladıklarımı hatırlatayım. Ama önce, hayatımın bütün dönemlerinde şiddetli bir ABD karşıtı olduğumu hatırlatayım. Baydar ve onun gibilerden farkım, hayatımın herhangi bir döneminde, SSCB’nin ve/veya Çin’in ABD’den daha iyi olduğunu düşünmemiş olmam. Adlarında sosyalizm geçiyor diye, Sovyet veya Çin emperyalizmlerinin,
ABD, Britanya, İtalya ve Fransa’da yapılan araştırmalar —kuzey ülkelerinde yapılanlara paralel olarak— konut fiyatları ile politik tercihler arasında bir korelasyon bulmuşlar. İlk tespit şöyle: Konut fiyatları her şehirde ve şehirlerin her bölgesinde aynı hızla değişmiyor. Mesela İstanbul’da ortalama konut fiyatları iki katına çıkarken, Malatya’da ancak bir buçuk katına çıkıyor gibi… Veya Nişantaşı’nda iki katı artarken