Dün bıraktığım yere geleceğim. Ama biraz dolambaçlı bir yoldan… Süleyman döneminde Osmanlı, dünyanın belli başlı güçlerinden birincisi değilse, biriydi. Şüphesiz ki güçlü bir ordusu, demek ki o orduyu besleyebilecek serveti, demek ki o serveti sağlayacak geliri, demek ki verimli bir ekonomisi vardı. Şüphesiz ki bir önceki cümledeki her şey, Süleyman’ın çağdaşı olanlara kıyasla idi, yoksa
Uzun süredir, içimin kaldırmayacağı şeylere gözlerimi kapatıyorum. Bu hafta mesela, Fatih’te dört kardeşin intihar ettiği hadise hakkındaki haber başlıklarının altını hiç okumadım. Benzer şekilde Aksaray’da otistik çocuklarla ilgili haber başlıklarının altını da… Sırrı ilki hakkında değil ama ikincisi hakkında okumamı telkin etti. Bu sabah da, mide bulantımı bastırıp mesele hakkında malumat sahibi olma niyetiyle kaktım.
Azı iş gören şeyin çoğuna ihtiyaç duyulmaz. Eğer kullandığınız deterjanın azı çamaşırlarınızı temizliyorsa, daha çoğunu kullanmaya kalkmazsınız. Bazı çamaşırlar için daha çoğu gerekebilir. Sonra daha çoğu… Bazı lekeler deterjan miktarını artırmakla çıkmaz —gereken temizlik sağlanmaz. Ya başka bir kimyasal formülü olan bir leke çıkarıcı bulmanız gerekir veya lekeli olanı atıp, yerine yenisini almanız. Türkiye’de siyaset
Dünyada tuhaf şeyler oluyor. Olup bitene bakıp “hmm, bu hastalığı biliyoruz, adına popülizm deniyor, derhal bürokrasi kürü lazım” diyenler, laboratuvar tahlillerine baktıklarında da hiç sektirmiyorlar: “Hmm, öyle görünüyor ki fena halde kutuplaşma başlamış, behemehâl yatıracak, kutupları alacağız.” Yetersiz beslenmenin, temiz içme suyundan mahrum olmanın, erken yaşta evlenip genç yaşta dört doğum yapmış olmanın norm olduğu
Dünyanın merkezi olmadığımı ne zaman idrak ettim, hatırlamıyorum —demek ki en geç 4-5 yaşlarında olmalı. Yine de, dünyanın merkezi olmasa da, insan kendi dünyasının merkezinde. Dünyayı kendimizden doğru görüyoruz, kendimize doğru işitiyoruz. Dünyamızın merkezinde olmanın, kaçınılmaz olarak öyle olmanın yol açtığı bir yanılsama var. O yanılsamayla bilinçli olarak mücadele etmeye başladığımda, herhalde 17-18 yaşlarındaydım. Yirmilerin
Daha önce anlatmış olmalıyım, Gezi’nin hemen ardından, bir vakitler zat-ı şahanelerinin iltifatına mazhar olmuş ama bir zamandır eski parıltılarından uzak olan bir grupla sohbet ediyorduk. “Ah ne vardı Reis, ‘nedir derdiniz çocuklar’ diyeydi” edasında sitemlerinden sıkıldığımda, “siz bu adamın eteğinde onca dolaşmışsınız ama adamı hiç tanımamışsınız” dedim. “Artık o kubbede sesinizin yankılanma şansı yok, gün
Dünyayı lise tarih kitaplarının ima ettiği biçimde, “Trump şu kararı verdi, Putin bu kararı verdi, Erdoğan şöyle yaptı, falanca kazandı, filanca kaybetti ve tarih oldu” şemalarıyla okuyanlar anlayamayacak olsa da… Meseleyi Berktay’ın Franco dünyaya hükümdar olmaz tespitiyle örnekleyeyim. Evet, Franco şöyle yaptı, Hitler böyle yaptı, Britanya hükümeti şöyle davrandı, filan… Böyle şeyler olmadığını söylemiyorum. Ama
Farkındasınız, dünya dört bir yanından kaynıyor. Türkiye-Suriye sınırını saymıyorum, Hong Kong’dan Beyrut’a, Şili’den Irak’a, akla gelmeyecek yerlerde insanlar sokaklara döküldü. Demek ki, bir yerlerde düğmeye basıldı. Bildiğiniz düğmeye, bildiğiniz insanlar, bildiğiniz sebeplerle bir defa daha bastılar –konuşturmayın beni, başımı belaya sokmayın. Dünyanın dört bir yanında, her şey gül gibi giderken, halkının mutluluğu ve refahı için
Elimizde n bilinmeyenli n denklem vardı –n, büyük bir sayı olacak şekilde. Denklemin çözümünü bilmiyor olsak da, bir –sadece bir– çözümü olduğunu, onun da önünde sonunda bulunacağını biliyorduk. Öyle düşünüyorduk yani. Yeni bilinmeyenler, yani yeni özneler zuhur etmesin, kâfi. Şimdi hal değişik. Önce Suriye diye bir özne vardı, ülke karıştı ve Suriye ile Esad ayrıştı.
Vox’da Sean Illing, The Meritocracy Trap kitabının yazarı Daniel Markovits ile bir söyleşi yapmış. Bence günümüzün bütün sosyolojik ve politik fay hatlarının haritasını, bu söyleşiden yola çıkarak çıkarabiliriz. Anladığımız kadarıyla Yale Hukuk profesörü Markovits kitapta, (a) toplumlarımızın meritokratik olduğu –yani kişilerin toplumsal hiyerarşideki pozisyonunun kendi yetenek ve becerilerine endeksli olduğu– iddiasının çok da geçerli olmadığını