Her Şeyi de Vatandaştan Beklememek Lazım

Hiçbir şey sebepsiz olmuyor, evet. Hiçbir şeyin sebepsiz olmadığını idrak etmek, anlaşılan o ki, pek derin analizler, müthiş bir zihin kapasitesi filan gerektirmiyor. Hatta olağanüstü bilgi birikimlerine yaslanan üniversiteler, bilimsel kurumlar filan da gerektirmiyor. İnsan türünü diğer biyolojik türlerden ayıran en belirgin özelliklerden biri, hiçbir şeyin sebepsiz olmadığını biliyor/varsayıyor olabilmesi gibi görünüyor. Hiçbir şeyin sebepsiz

Doğrudan İktidar

Tütün tüketimi zararlı değil mi? Petrol endüstrisi çevreyi tahrip etmiyor mu? Çernobil’de gerçek bir felaket vuku bulmadı mı? Öyle, herkesin kendisine göre hakikatlerden söz etmeyi nasıl sürdürebilirim? Birincisi, tütün tüketimi zararlıdır herhalde, başlamayanların başlamaması için yapılabilecek şeyler yapılsın. Petrol endüstrisinin yaşadığımız çevre problemlerinde ciddi oranda hissesi de vardır. Çernobil’de de gerçek bir felaket vuku buldu.

Hakikate Dair

Başlamadan… Herkese mutlu bayramlar. Ve yine başlamadan… Dün hakikat deyip durdum, bugün de öyle diyeceğim. Ama hakikat (truth) ile gerçeklik (reality) arasında anlamlı bir fark var ve sözünü ediyor olduğumuz şeyin gerçeklik olduğunu düşünüyorum. Nedense hakikat tercih edildi, içime sinmese de ben de uyuyorum. Ben dünkü yazıyı yazıp yolladıktan hemen sonra Karar’da Yıldıray Oğur, Çernobil’den

Taze Hikâye

İmamoğlu’na manasız taarruzlar gerçekleştirildi ve yine post-truth analizleri patladı. T24’te Emre Tansu Keten’in, Lee McIntyre’nin kitabına gönderme yaptığı yazısı, yaygın “ne günlere kaldık, ah nerede eski güzel hakikat günleri” modelinden biraz farklılık gösteriyor gibi görünüyor. Biraz… Daha önce dedim, tekrarlamak gerekiyor: Hakikat sonrası yeni bir hal değil —Osmanlı’nın Kayı kökenleri, Edebali’nin Osman’a nasihati filan gibi

Yurttaşlık Olarak Seyircilik

Akranlarımla sohbet etmenin muhtelif zorlukları var. En olmayacak yerde bayat –ve bayatladığının pek farkında olmadığımız– bir kavram düşüyor ortaya. Sonra hep birlikte onu kemirmeye başlıyoruz. Sonra? Arkası geliyor. Bildik şeyler işte. Öyle olmasa? Herhalde iyi olur ama her birimizin yığınla bagajı var. Bunca yıl yaşamışız. Yaşanmış olanlar yaşanmamış gibi olmuyor işte. Dolayısıyla… Öyle oluyor işte.

Karine

Dünyanın geleceği hakkında iyimser olduğumu defalarca söylemiştim. Dün de, mealen, “Trumpların filan güç kazanmasına itibar etmeyin, geçecek bunlar” diyerek, kendimi tekrar etmiş oldum. İyi de karinem ne? Önce şu hususta mutabık kalmamız gerekiyor: Trump görünür bir şey. Trump’ın seçim kazanması da öyle. Ama benzer kolaylıkla görünmeyen çok şey var. Bir misal verecek olursak, kıtalar kolayca

Meselemiz Narsisizm mi?

Ümit Kıvanç P24’te Barbel Wardetzki’nin kitabından yola çıkarak üç yazı kaleme aldı (bağlantı sonuncu yazıya ait, oradan, öncekilere ulaşılabilir). Kitaptan çok etkilenmiş görünüyor, en azından günümüzü anlamak için çok işe yarar bulduğunu söyleyebiliriz. Yaptığı alıntılarda öyle etkileyici bir yan bulamadım. Belki de entelektüel dürüstlük adına mütemadiyen alıntı yapması, aksi halde son derece baştan çıkarıcı olan

İki Mesele

31 Mart öncesinde bir Türkiye’de yaşıyorduk. Toplumun önemli bir bölümü, (a) öngörülemez bir ülkede yaşıyor olduğumuz, (b) şartları değiştirmek için ellerinde uygun enstrüman olmadığı ve (c) yaşanan şartların toplumun ana gövdesi için zaten istenen şartlar olduğu kanaatlerine sahip idi. Bir başka geniş kesim ise (a) işlerin sarpa sardığı çünkü uluslararası bir taarruz altında olduğumuz, (b)

Theresa May

May gidiyor. Bütün Britanyalıların aynı gemide olduğunu, her icap ettiğinde, tam da bu kelimelerle olmasa da söyleyerek orada durmuştu. Gerçi “koskoca holding patronusunuz, alsanıza elli kişi daha yanınıza” demek aklına gelmemişti. Ki böyle bir laf, zaten, aklı andıran herhangi bir şeye gelmez. Bunu laf diye orta yere servis edebilmek için, ne bileyim, ya budala olmak

Ahmet Hakan

Malum programdan sonra “Ahmet Hakan intihar mı etti” ve/veya “neden intihar etti” soruları ortalarda dolaşıp duruyor. Bence sorular uygunsuz. Ahmet Hakan intihar filan etmiş değil/olamaz. Çünkü… Zaten mevta idi. Ahmet Hakan’ın vasıfları, tercihleri ve saireden söz etmiyorum. Ahmet Hakan bir bünyenin bir organı idi ve o bünye mevta idi. Ve bünye derken de sadece Hürriyet