Memleketin literatürüne siyasetsiz seçmen diye bir ucube terim kazandıran Ateş İlyas Başsoy, geçtiğimiz seçimde CHP Genel Merkezinin mutfağındaydı, anlaşıldığı kadarıyla. Yine anladığım kadarıyla, mezkûr seçimdeki CHP zaferini, kendisinin fikirlerinin nihayet hayata geçirilebilmiş olmasıyla açıklamaya hevesli. 31 Mart’ta aynı seçimi mi yaşadık? Sandık neticelerini siyasetsiz seçmen mi tayin etti? Sandık sonrası araştırmalar yapıldıysa yayınlanmadı. Yayınlandıysa ben
Yürütmenin başı “birileri istedi diye Bakan değiştirilmez” demiş. Bence bir defa daha düşünmesinde fayda var. Burhan Kuzu’ya behemehâl Kabinede bir yer açmazsa fevkalade acıklı hadiseler vuku bulabilir, Kuzu kalpten gidebilir, gitmezse Boğaz Köprüsünde görebiliriz kendisini. Vebali de yürütmenin başının boynuna olur. İlaveten, daha ne yapsın adam ya! Ahir ömründe bir tek gün Bakanlık aracına binmesin
Pazar günü, malumunuz, İmamoğlu’nun Maltepe mitingi vardı. Mitingden önce Çubuk’ta, Kılıçdaroğlu’na bir linç teşebbüsü oldu. Bu tür durumlarda iki soru öne çıkar: (a) Olan neden, hangi öznelerin hangi tercihleri sebebiyle oldu? (b) Olan, olacaklara nasıl tesir eder? Uzaktan görünen tablo şöyle: Mazbatası geciktirilip duran İmamoğlu, mazbatasını alır almaz, ilk Pazar günü, seçmenleriyle buluştu. Bu süreçte
Kişisel bilgiişlem endüstrisi için en cazip hedef kitlelerden biri, ta en başından beri, çocuklardı. Grafik arayüzler ve fare gibi cihazlar piyasaya sürüldüğünde de çocuklara yönelik uygulamalar geliştirildi. Ancak ikna edilmesi gereken kesim çocuklar değil, ebeveynleriydi —parayı onlar ödeyecekleri için. Dolayısıyla, birçok başka şeyin yanı sıra, bilgisayarda çizim yapmayı sağlayan programlar da geliştirildi. Basit bir fare
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın demiş ki, “Türkiye kolay gözden çıkarılacak ülke değildir.” Sonra da eklemiş: “Bunu herkesin bilmesi gerekir.” İktisadi ve sosyal olarak en kırılgan ve çaresiz olduğu dönemlerde bile —hiç değilse— seçimi doğru dürüst yapmayı becermiş bir ülkeyi, seçim yapmayı bile beceremez hale getirmiş olan rejimin sözcüsü söylüyor bunları. Ne söylüyor? Neden söylüyor? Türkiye
Filmini de kendisi kadar sevdiğim pek az roman var. Kosinski’nin Being There’i de onlardan biri. (Açıkçası, romanı okurken biri bana “bunun filmi nasıl bir şey olur” diye sorsa, “ulan bundan film olur mu” derdim. Ama Hal Ashby, elbette Peter Sellers ve Shirley MacLain’in olağanüstü oyunculuklarının da yardımıyla, seyrine doyulmaz bir film çıkarmış diye düşünüyorum.) Bilmeyenler
Daha önce mutlaka söz etmişimdir ama tekrarda bir mahzur yok. Çünkü neredeyse her gün Spielberg’in The Duel adlı, ilk uzun metraj filmini anıyorum. Bilmeyenler için hatırlatayım. Bir pazarlamacı sabah otomobiliyle çıkar. Yolda bir kamyoncu kendisini taciz eder. Önce bir mana veremez, hızlanarak kaçmaya çalışır, kamyoncu da hızlanır. Yavaşlayıp kamyonun uzaklaşmasını beklemeye yeltenir, kamyoncu az ileride
Ankara’da AKP-MHP bloku 2014’te mahalli seçimlerde 52,6, 2018’te genel seçimde ise ise 53,5 oy almıştı. İstanbul’da ise bu oranlar sırasıyla 52,0 ve 51,0 idi. Evet, Kürt oyları İstanbul’a kıyasla Ankara’da çok düşük olduğundan, CHP ve İyi Parti oylarının toplamı da İstanbul’da Ankara’ya kıyasla daha düşüktü. Elinizde sadece bu veriler olsa ve Kürtlerin de CHP adaylarını
1994’te Ankara’da, Türkiye’nin o dönemdeki belki de biricik siyasi araştırma şirketinde işe başladığımda, yaptığım anlaşma da, niyetim de, şirketin esas faaliyet alanına hiç bulaşmamaktı. İyi bir bilgisayarcıydım, şirketin esas faaliyeti için elzem olan bilgiişlem işlerinin verimliliğini yükseltmekten başka bir derdim yoktu. İki ay kadar sonra kendimi siyasi analizler yapan biri olarak buldum. Siyasi analizler? Diyelim
Alper Görmüş, Yıldıray Oğur ile Ali Bayramoğlu arasındaki bir programdaki diyalogları, aklında kaldığı biçimde aktarmış: “Yıldıray Oğur, o günlerde yazdığı bir yazıdaki bilgileri kullanarak böyle bir ‘fikri katkı’nın [Otpor’un Gezi sürecine katkısı] söz konusu olmadığını, iddianameyi hazırlayan savcının bu sonuca kimi varsayımlarla ulaştığını ve dolayısıyla hukuki bir değerinin olmadığını anlatıyordu ki Bayramoğlu araya girip şöyle