Nezih anlattı, bir Hintli yazar, kitabının girişinde, “Hindistan için ‘gelişmekte olan ülke’ deniyor, öyle değil” demiş mealen, “Hint medeniyeti ölüyor.” Uzun ve sancılı bir ölüm sürecinin bir safhasında olduğunu iddia etmiş Hindistan’ın… Esasen Hindistan’da şimdi olup bitenin nasıl adlandırılması gerektiğine dair, bundan mesela üç yüzyıl sonra yaşayacak olanlar daha sağlıklı tespitlerde bulunabilecekler. Meselemiz, meselenin adını
Ümit Kıvanç P24’te demiş ki, 6 Mayıs öğleden sonrası için… “Ruh hali, hava, moral durumu kısacık sürede dönüştü, tersine döndü ve ‘şöyle mi yapıyoruz böyle mi?’ diye konuşan bir koordine muhalefet hareketi potansiyeli doğdu. Burada, doğru zamanlama ile doğru mesaj ve duyguyu verebilen yeni lider İmamoğlu’nun ateşleyiciliği kadar, muktedir tek adamın attığı son adımın ve
Sayın ki şöyle oldu. Türkiye’nin köklü kulüplerinden biri, Katar sermayesiyle Neymar’ı, Mbappe’yi filan transfer edip, müthiş bir kadro kurdu. Başına da birini getirdi. Lig başladı. Bitti. Mezkûr kulüp ligi iki puan farkla şampiyon bitirdi. Bütün rakipleri borç batağında debelenen kulüp, izleyen sezona da iyi başladı. Ama bu arada Avrupa’da ilk turda elendi. Hafta içlerini Arap
Nişanyan twitter hesabında, anladığım kadarıyla demiş ki (mealen): Erdoğan bir siyasi dehadır. İstanbul seçimini tekrarlattığına göre kazanacağına emindir, çalışacağından şüphe etmeyeceği bir planı vardır —kaybederse kendi koltuğunun sallanacağını biliyordur. O plan, galip ihtimal, Kürt reylerini İmamoğlu’nun arkasından çekmeye matuftur. Kemalist CHP, Kürtçülük suçlamaları karşısında —Kürt düşmanı olduğunu ispatlama gayretiyle— meydanı boşaltacağı için, Erdoğan’ın stratejisi çalışır.
Daha önce yazmıştım, bence (a) 31 Mart’a kadar bir İmamoğlu, (b) 31 Mart gecesi bir İmamoğlu ve (c) 31 Mart sonrası bir İmamoğlu var. Dün gece buna, bir de, (d) 6 Mayıs gecesi bir İmamoğlu eklendi. 31 Mart gecesindeki performans müthişti. Dün geceki ise büyüleyici. Çok uzun süredir Türkiye’de bu kadar etkileyici bir siyasi performans
Efendim, sadece Büyükşehir seçimi değil de bütün İstanbul seçimi yenilenseymiş… Hiç değilse açıklanabilir olurmuş. Nasıl olacak da olacak? Evet, aynı zarflara atılan üç pusulanın ikisini kabul edip birini kabul etmemek ekstra bir zırvalık ama… İşte böyle bir haldeyiz, kanunsuzlukların küçüğünü büyüğüyle kıyaslayarak filan… Yapmayın, yapmayalım böyle bir şey. Seçimi yapmakla görevli olan bir heyet, seçimi
Alper Görmüş Serbestiyet’te laik nihilizm diye adlandırdığı ruh halinin gel-gitlerini özetlemiş. Türkiye’de belirli bir çevrenin temel belirleyeninin laikçilik olduğu tespitine itirazım yok. AKP’ye muhalif olanların altında toplanacakları başka bir bayrak açılmadığı/açılamadığı —açılmasına Baykal tarafından mani olunduğu— için, bütün muhalefetin laikçi hassasiyetlerin şemsiyesi altında tasnif edilmesine ise itirazım var. Türkiye’de laikçi olarak nitelenebilecek sosyoloji, dinci olarak
Ali Babacan ismi, bilhassa 31 Mart sonrasında, bir nevi serinletici olarak istihdam ediliyor. Birbirine oldukça uzak olan, herhangi bir hususta mutabık kalması zor görünen kişiler, Babacan’ın vaziyet ettiği bir Türkiye fikrine sert bir itiraz sergilemeyeceklermiş gibi… Başlamadan belirteyim, Babacan’ı tanımam. Babacan’ın İsminin etrafında oluşan hâle yeni bir şey değil. Özal’ın Kahveci’si neyse, Erdoğan’ın Babacan’ı da
“Tommiks değilsiniz” dedim diye itiraz edenler oldu. Tommiks’e haksızlık ettiğimi söyleyenler, bu neslin Tommiks okumadığını belirtenler, filan. Hepsine eyvallah. İtiraz edenlerin de derdimi anladığını düşünüyorum. Yine de, bir de şöyle deneyeyim… “Başımızı örtmemize karışılmasın” ile “kimse mini giymesin” ve onun ile de “herkes başını örtsün” arasında muazzam farklar var. O farklara nüans desek, herhalde ciddi
Haşim Kılıç sert konuşmuş. Başlamadan tespit edeyim, Haşim Kılıç hakkında kanaatimi… Kendisiyle üç saat yan yana seyahat etmeyi isteyebileceğim biri değil. Ama… Haşim Kılıç’ın ettiği lafları okurken, “şimdi sosyal medyada ne biçim linçe uğramıştır” diye aklımdan geçerken, kendisinden çok onu linç edenlerin akıllarına acıyacağımı da biliyordum. Malum, AKP’nin kapatılma davasında kullandığı reyle kapatılmaya mani olmuştu.