Tayfun Atay, Maltepe Kitap Fuarında yaşadıklarından neticeler çıkarmış. Çıkardığı neticeleri siz okuyun derim ama ben, affınıza sığınarak, özetleyeceğim. Dünyada sözlü kültür varmış. Bazı toplumlar yazılı kültüre geçmişler. Biz ise yazılı kültür safhasını atlayarak, doğrudan görsel kültür safhasına zıplamışız. Abdülhamid hakkındaki manasız ve gerçek dışı bilgilerin yaygınlığı da dâhil bugün bizi ırgalayan ne varsa, o yazılı
Kaftancıoğlu İstanbul İl Başkanı seçildiğinde, bu işi “CHP’ye karşı bir komplo” olarak gören CHP’liler vardı. Öyle birkaç kişiden değil, partinin ta tepesinde yer alanlar da dâhil çok sayıda partiliden söz ediyorum. 31 Mart öncesinde, Mart-Haziran arasında ve 23 Haziran sonrasında Kaftancıoğlu’nun –parlamasını değil– parlatılmasını “CHP’ye karşı bir komplo” olarak gören CHP’liler vardı. Sorabilseniz, pekâlâ, “aslında
Bu yazıyı okuyor olduğunuza göre, tahminim odur ki, orta sınıf denen insan türüne mensupsunuz. Sizin muadiliniz bir ferdin veya ailenin 1950’lerdeki tüketim kompozisyonunu bilebilseydik, mesela aylık harcamalarının ne kadarı gıdaya, ne kadarı giyime, ne kadarı eğitime, ne kadarı ulaşıma, ne kadarı iletişime gidiyordu? Sonra sizin muadiliniz bir ferdin veya ailenin 1980’lerdeki tüketim kompozisyonunu bilebilseydik. Şimdikini
Gençken, kendilerine sosyalist diyen, kendilerini sosyalist olarak gören arkadaşlarımla yaptığımız, bugünden bakınca çok sığ görünen tartışmalarımızda beni teyakkuzda tutan en azından iki soru vardı: (a) İşçiler ve köylülerin kendileri için neyin iyi olduğunu bilmediklerini varsayarak yaptıklarımız, başkalarına, benim kendim için neyin iyi olduğunu bilmediğim varsayımıyla bana buyurma hakkını vermiyor mu ve (b) benim kendim için
Türkiye tarihi bir yol ayrımında. Yol ayrımı demek, adı üstünde, şu yana giderseniz şöyle, bu yana giderseniz böyle bir istikbaliniz olacak demek. (Devam etmeden vurgulamak gerekiyor ki, Türkiye bu yol ayrımına şimdi gelmedi, bir süredir burada oyalanıyor. Ve ilaveten, yol ayrımında olan sadece Türkiye değil, bölge ve dünya bir yol ayrımında. Yani Türkiye’ye has bir
Tütün tüketimi zararlı değil mi? Petrol endüstrisi çevreyi tahrip etmiyor mu? Çernobil’de gerçek bir felaket vuku bulmadı mı? Öyle, herkesin kendisine göre hakikatlerden söz etmeyi nasıl sürdürebilirim? Birincisi, tütün tüketimi zararlıdır herhalde, başlamayanların başlamaması için yapılabilecek şeyler yapılsın. Petrol endüstrisinin yaşadığımız çevre problemlerinde ciddi oranda hissesi de vardır. Çernobil’de de gerçek bir felaket vuku buldu.
Dünyanın geleceği hakkında iyimser olduğumu defalarca söylemiştim. Dün de, mealen, “Trumpların filan güç kazanmasına itibar etmeyin, geçecek bunlar” diyerek, kendimi tekrar etmiş oldum. İyi de karinem ne? Önce şu hususta mutabık kalmamız gerekiyor: Trump görünür bir şey. Trump’ın seçim kazanması da öyle. Ama benzer kolaylıkla görünmeyen çok şey var. Bir misal verecek olursak, kıtalar kolayca
Ümit Kıvanç P24’te Barbel Wardetzki’nin kitabından yola çıkarak üç yazı kaleme aldı (bağlantı sonuncu yazıya ait, oradan, öncekilere ulaşılabilir). Kitaptan çok etkilenmiş görünüyor, en azından günümüzü anlamak için çok işe yarar bulduğunu söyleyebiliriz. Yaptığı alıntılarda öyle etkileyici bir yan bulamadım. Belki de entelektüel dürüstlük adına mütemadiyen alıntı yapması, aksi halde son derece baştan çıkarıcı olan
Kaosu bilimin bir nesnesi olarak ele alan çalışmaların hikâyesini anlatan hemen herkes, anlatısına, Lorenz’in meteorolojik tahmin çalışmalarıyla başlar. O çalışmalar bize garip çekiciler (strange attractor) kavramını hediye etti. Daha önce âlemin iki tür çekicisi olduğunu varsayıyorduk. Birincisi… Çukur bir kabın içindeki bir bilyeye kuvvet uygularsanız, uyguladığınız kuvvete uygun bir biçimde hareket eder, bir yörünge çizer
Hepten mi aptal bu Cleolar? Kendilerini istismar eden şımarık, üst-orta sınıfa mensup patronları ile değil de, Cleoları düşünen, onların iyiliğini isteyen Cuaronlar, Zizekler, Ümit Kıvançlar, benim gibiler ile neden dövüşüyorlar? Düşmanlarını, dostlarını ayırt etmekte neden bu kadar beceriksizler? Eh, bu soruları sorabilmek için, dünyanın bizim varsaydığımız biçimde bölünmüş olduğunu kabul etmek gerekir. Biz dünyanın sömürenler/sömürülenler