Daha önce demiştim, Cem Karaca şarkılarına bayılırım. Ama hepsine değil, bazılarını sevmem. İçlerinde biri var ki, hiç katlanamam. Eğer metnin başka bir başlığı olaydı, itiraf edin, o katlanamadığım şarkının Tamirci Çırağı olabileceğine ihtimal veremezdiniz — Cem Karaca şarkıları arasında çok özel bir popülariteye sahip. Ama şimdi, “ulan neden olmasın, bu herifin sevmediği şarkı pekâlâ Tamirci
Dün gece Türkiye Kupasında Beşiktaş’ın misafiri Erzincanspor idi. Sunucunun söylediği kadarıyla, tribünlerde 1200’den çok Erzincanspor taraftarı vardı. Sahada 11 futbolcu, kulübede bir o kadar daha… Teknik heyeti ve diğer görevlileri de sayarsak, sahneleyen en fazla kırk kişiye mukabil seyreden 1200 kişi —televizyondan izleyen çok daha büyük kalabalıkları hesaba katmıyorum, dikkat ederseniz. Tribünlerdeki Erzincanspor taraftarlarının gönlünden
ABD, Britanya, İtalya ve Fransa’da yapılan araştırmalar —kuzey ülkelerinde yapılanlara paralel olarak— konut fiyatları ile politik tercihler arasında bir korelasyon bulmuşlar. İlk tespit şöyle: Konut fiyatları her şehirde ve şehirlerin her bölgesinde aynı hızla değişmiyor. Mesela İstanbul’da ortalama konut fiyatları iki katına çıkarken, Malatya’da ancak bir buçuk katına çıkıyor gibi… Veya Nişantaşı’nda iki katı artarken
Science’da geçenlerde yayınlanan bir makale, Katolikliğin Avrupa’da yayılması ile toplumların bugünkü gelişmişlik seviyeleri arasında bir ilişki kurmuş. Yok, öyle bir yanda Katolikliğin haritası, yanında gelişmişlik haritası ve… Korelasyondan nedensellik çıkarmak gibi bir şey değil. Özetleyecek olursak, 500 yılı civarında Katolik kilisesi aile içi evlenmeyi ve çok eşliliği yasaklamış. Bu da, erkekleri daha uzaklarda, tanıdık olmayan
Bir yakınınız yaşlılıktan —veya kan kanserinden— vefat etse, içiniz yanar. Ama mesela sıtmadan vefat ederse? Burkina Faso’da da insanlar muhtelif sebeplerle ölüyor ve hep ölüyordu. Bu sebeplerden biri de, mesela bundan üç yüzyıl önce de, sıtma idi. Aslında Burkina Faso’ya da, üç yüzyıl önceye de gitmeye lüzum yok, yüz yıl önce de, dünyanın hemen her
Unnatural Selection’ın esas mevzuuna geleceğim de… Gelemiyorum. Bir yanda, Ata’sı harf inkılabını yapınca şıp diye bir yandan öte yana geçivermiş, aydınlık evlerin hissedarlarından oluvermiş birileri var. Arkada bıraktıkları o Ortadoğulular, Ortadoğu bataklığında debelenip duruyorlar, zavallı cahil kalabalıklar. Öteki yanda, uğruna gençliklerini feda ettikleri sosyalist devrim yarım kaldığı için dünyanın saatinin durduğuna hükmeden birileri var. İnsanlık
Netflix‘te dört bölümlük bir belgesel var: Unnatural Selection (yani doğal olmayan seleksiyon). Neden doğal değil, ona sonra gelelim. Önce belgeselin muhtevasının dışında kalan üslubu ve yaklaşımı gibi mevzuları eşeleyeyim. Bir vakittir belgeseller böyle, bilgi veriyorlar ama ders vermiyorlar. Hayatında izlediği ilk belgesel BBC’nin yaptığı Televizyon olan benim gibiler için arada kat edilen mesafe manidar. Düşünün
Azı iş gören şeyin çoğuna ihtiyaç duyulmaz. Eğer kullandığınız deterjanın azı çamaşırlarınızı temizliyorsa, daha çoğunu kullanmaya kalkmazsınız. Bazı çamaşırlar için daha çoğu gerekebilir. Sonra daha çoğu… Bazı lekeler deterjan miktarını artırmakla çıkmaz —gereken temizlik sağlanmaz. Ya başka bir kimyasal formülü olan bir leke çıkarıcı bulmanız gerekir veya lekeli olanı atıp, yerine yenisini almanız. Türkiye’de siyaset
Vox’da Sean Illing, The Meritocracy Trap kitabının yazarı Daniel Markovits ile bir söyleşi yapmış. Bence günümüzün bütün sosyolojik ve politik fay hatlarının haritasını, bu söyleşiden yola çıkarak çıkarabiliriz. Anladığımız kadarıyla Yale Hukuk profesörü Markovits kitapta, (a) toplumlarımızın meritokratik olduğu –yani kişilerin toplumsal hiyerarşideki pozisyonunun kendi yetenek ve becerilerine endeksli olduğu– iddiasının çok da geçerli olmadığını
Soli Özel T24’te kentli başkaldırının geri döndüğüne işaret etmiş. “Evet, berbat bir dünyada, berbat bir dünyanın berbat bir döneminde yaşıyoruz ama yine de ümitsiz olmayalım” havasındaki yazıdan şu tespitleri alıntılayalım: “Bugün Şili’den Cezayir’e, Hong Kong’tan Lübnan’a, Sudan’dan Katalonya’ya bir isyan dalgası ortalığı kasıp kavuruyor. 2006-2014 arasında yaşadığımız, dünya ekonomik krizinden sonra yoğunlaşan ve aralarında Gezi’yi