Uzun süredir —belki de hiç— vermek zorunda kalmadığı kararları vermekteki acemiliği yüzünden insanları suçlayıp, “böyle olmuyor, kararları ulema versin” demekle, “böyle olmuyor, bilim insanları versin” demek veya “böyle olmuyor, ben vereyim” demek arasında bir fark yok. Bu tür meseleler, din ile bilim, din ile karizma ve/veya bilim ile karizma arasındaki farklar vurgulanarak bilim lehine çözümleniyor
Geçende Celal, fırında para üstü beklerken, Ruşen Çakır’ın Medyascope’da Sırrı Süreyya Önder ile bir program yaptığını söyledi. Ertesi gün, “şunu bir izleyeyim” dedim, televizyonun başına oturdum. YouTube’un açılmasını beklerken, içim sıkışarak, uzaktan kumanda ile minimum tuşa basarak programa nasıl ulaşacağımı düşünüyordum ki… YouTube, Çakır ile Önder’in programını en üstte, gözüme sokarcasına, “sen bunu izlemek istersin”
Virüs dalgasının çarptığı anda pek üzerinde durulmasa da, aradan geçen süre içinde, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı neredeyse herkes tarafından idrak edildi gibi duruyor. Herkes? Pek sayılmaz. İşkilli Süleyman ve patronu mesela, patronun damadı mesela, kırılan vazonun parçalarını toplayıp restore edebileceklerini düşünüyorlarmış gibi davranıyorlar —düşünmek fiili de kendisini bu cümlede kullandığım için bana hesap
Derya Bengi, 50’lerin, 60’ların, 70’lerin ve 80’lerin gündemini, ayrı ciltler halinde, sözlüğe benzer bir formatta, popüler kültür, özellikle de müzik üzerinden hatırlatmış. 60’lara ayrılmış olan Dünya Durmadan Dönüyor adlı cildin bir yerini rastgele açıyorum ve Transistor başlığı geliyor önümüze. Uzunca bir alıntı yapmam gerekecek. “Evin baş köşesinde, salonun merkezinde, ailenin meclisinin en saygıdeğer üyesiymişçesine kurulmuş
Daha önce söz etmiştim, geçen gün Ümit Kıvanç gerçek bir tehditmiş gibi söz edince bir defa daha söylemeye ihtiyaç duydum, Harari’nin kâbusu gerçekleşmeyecek. Bir vakitler modaydı, beyin avcıları vardı. Mevcudiyetlerinin ardındaki varsayım son derece Aydınlanmacı. Oralarda bir takım insanlar var, dokunduklarını altın edecekler. Kuruluşlarda da öyle dokunduğunu altın edecek insan gücü lazım —çünkü devir artık
Kamuoyu araştırmaları yapmaya başladığımda, yaş grupları arasındaki tutum farkları bana açıklamaya muhtaç görünmüştü. İşin uzmanları —sosyal bilimciler, siyaset bilimciler— mevzuu normal görüyor, anlaşılır buluyor, dolayısıyla da benim “neden ki” diye sormamı yadırgıyorlar, acemiliğime, cehaletime, mühendisliğime yoruyorlardı. Her üç tespitlerinde de haklılardı ama ben henüz onların haklı olduklarının farkında değildim. Esasen onların tespitleri umurumda da değildi,
Çin mevzuu dolaşıma sokulduğunda, yani Çin’in gümbür gümbür geliyor olduğu hikâyesi tuğla tuğla örülmeye başladığında, birçok yeni düşman daha kazanmıştım. Çünkü Çin hikâyesinin ABD’nin hizmet-içi ihtiyaçlarına binaen üretilmiş olduğunu, başkalarının mevzuu kendi üstlerine alınmasının çok da manalı olmadığını iddia etmiştim. Bu tutumum da hikâye üzerinden nevzuhur endişeler edinmiş olanları kızdırıyordu. Elbette Çin’i önemsiyordum, sanayi toplumu
Türkiye’de televizyonun yaygınlaşmaya başladığı dönemlerde, Kaçak diye bir dizi vardı, yayınlandığı saatlerde sokaklar boşalırdı. Dizi dediğiniz şey öyle bir şeydi, haftada bir, belirli bir saate başlayan bir şey. Hâlbuki siz, mesela bir Pazar günü, bölümleri arka arkaya izlemeyi istiyor olabilirdiniz. Öylesini tercih ediyor olabilirdiniz. Ama imkân yoktu. Dizileri, önceden belirlenmiş yayın saatlerinde, sunulduğu kadarıyla izlemek
Tarım yapmak için yağmura güvenilemeyecek, sulama kanalları inşa etmeye ihtiyaç duyulan coğrafyalarda kolektivizmin daha köklü olduğu, bireyselleşmenin daha zayıf olduğu teorisi uzun süredir dolaşımda. “E tabii, ortak/toplumsal amaçlarla, dönemin teknolojik imkanlarına göre devasa sayılabilecek projelere katılmak zorunda kalan insanlar için bireysel olmak daha zordur” gibi analitik/spekülatif bir akılla akledilip onaylanan bir teori de değil bu.
Muhakkak biliyorsunuz Friends diye bir dizi var. İzlemedim. Netflix yeniden dolaşıma soktuğunda da izlemedim. 14 yıl aradan sonra geçtiğimiz yıl Netflix’te yeniden gösterime girdiğinde, dizi, yoğun tartışmalara sebep olmuş. Diziyle yeni tanışan nesil, diziyi fena halde biçimsiz bulmuş. Cinsiyetçi, insanların kilolarıyla alay eden esprilerden rahatsız olmuşlar. İnsanoğlunun hangi istikamette değişiyor olduğuna dair bir yığın ipucu