Kategori: Yazılar

Uzlaşma Kültürü

Bugünlerde memleketin iki kanadı, uzun bir aradan sonra ilk defa bir hususta birleşmiş görünüyor: Uzlaşma kültürümüzün yetersizliği. Bir kanat uzlaşma kültürümüzün yetersizliğini hatırlatıp —yıllardır “sandığın dediği olur” deyip durduklarını ise unutup— koalisyon kurmanın ne kadar müşkül olduğunu söyleyip duruyor. Umuyorlar ki ahali —hani bunca yıldır onları tek başına iktidara getirdiğinde zaten her şeyi biliyordu olan

Önümüzdeki Günler

Önümüzdeki dönemi tayin edecek birkaç ana faktör var. Erdoğan kendisine bir Başkanlık hayalinden vazgeçmemiş olmalı ve mevcut konjonktürün, eğer bir siyasi kriz haline evrilirse, hayallerini gerçekleştirmek için uygun olduğunu düşünüyor olmalı. Dolayısıyla siyasetin bir krize doğru evrilmesini ve “gördünüz işte parlamenter sistem çalışmıyor” diyerek yeniden seçime gidip bir parlamento çoğunluğu aramayı isteyecektir. Davutoğlu, Erdoğan’ın senaryosu

Bisiklete Binmeyi Öğrenmeden…

Aylardır Türk medyasında belki de en aklı başında, en serinkanlı yazıları yazan Mehmet Yılmaz, bugün, “sandık neticeleri açıklanırken Erdoğan’ı seyredebileceğim bir yerde olmak isterdim” mealinde yazmış. Hoş olmamış, ama anlayışla karşılanabilir. Seçim gecesi HDP’nin barajı aştığı kesinleştikten sonra kameraların karşısına geçen Sırrı Süreyya Önder’in “nasıl geçirdik ama” ifadesi de hoş değildi bana kalırsa. Ama o

Yokuş Aşağı

Spielberg’in The Duel adlı televizyon filmini, TRT 2’de, olmayacak şartlarda seyretmiştim. Filmi seyredenler hatırlar, kendi otomobiliyle uzun yola çıkan bir pazarlamacı, şoförünü hiç görmediğimiz bir kamyon tarafından taciz edilir. “Yahu uzatma işte, adam eğlence arıyor, çek bir benzinciye biraz oyalan, herif çekip gitsin” diye geçer içinizden. Pazarlamacı sizi duymuş gibi çeker bir benzinciye. “Eh, herhalde

İptila

Sandıktan ne çıkacak bilmiyorum. Sağdan soldan derlediğim bilgiler birbiriyle ciddi oranda çelişiyor. Ama kampanya döneminden birçok şey çıktı, onu biliyorum. *** Bir defa, zırvayıtevilmedyası medyanın öteki kanadını “HDP’yi parlatıyorlar” diye suçlasa da, HDP’yi kendileri, üstelik de başka kimsenin yapamayacağı ölçüde parlattılar. Eğer HDP barajı geçerse, bunu AKP’ye ve zırvayıtevilmedyasına borçlu olacak. HDP’nin ışıltısı sandığa nasıl

Değer

Daha çok, daha sıkı, daha kararlı Türkçüler yetiştirmekle Türklüğe bir değer katmak mümkün değil. Ama mesela Avrupa’da izlenmek istenen bir futbol ligimiz olsa, Türklüğün göğsünü kendisine siper edecek Türkçülere hiç ihtiyaç bile kalmayabilir. Türkçülük bir hayli değer kazanmış olur. Daha çok, daha savaşçı, daha dik başlı Kürtçüler yetiştirmekle Kürtlüğe değer katmak da mümkün değil. Daha

Ahmak mısınız, Hain mi?

Görünüşe göre bu coğrafyanın hissesine düşen başka seçenek yok: Eğer muktedirlerin yanında değilseniz, onlara âşık olmuyorsanız, ömürlerinizden onların ömürlerine bol keseden bağış yapmıyorsanız, oralarını buralarını öpüp yalamak gelmiyorsa içinizden, onların düşman olduklarını düşman bellemiyorsanız, onlar mesela Türklüğe veya Cumhuriyete veya İslam’a göğüslerini siper ederken aklınızdan “aha buna kaldıysa” geçiyorsa… Ya ahmak olmalısınız, onca nesilde biriktirilmiş

Tütsü

Tambora’yla devam edeyim. Ama önce bir arkaplan… Dünyanın ekseni eğik olmasaydı, yeryüzündeki her noktanın yıl içinde aldığı güneş miktarı aynı kalacak —Ekvator civarı çok, kutuplar ise az güneş almayı yıl boyu sürdürecek— mevsimler olmayacaktı. Mevsimler var ve Temmuz ayında kuzey yarıküre, güney yarıküreden daha sıcak oluyor. Tamam. Ama Temmuz ayında kuzey yarıkürede benzer enlemlerdeki her

Belki de…

Daha önce, Tambora’dan söz etmiştim. 1815 baharında Endonezya adalarından birinde patlayan bir volkanın, Batı yarıküresinin kuzeyinde ne tür sosyal, siyasal çalkantılara yol açtığından… William ve Nicholas Klingaman, The Year Without Summer: 1816 adıyla bir kitap yazmışlar. Kitapta 1816 yılında olup bitenleri, genellikle dönemin gazetelerinden ve mektuplaşmalarından özetliyorlar. Kitapta dikkatimi çeken şeylerden biri şu: Bahar ve

Trabzonlulara Kolay Gele

Bu işler nasıl yürüyor, bilmeyenler de bilsin diye… Süleyman Soylu’yu, DYP Genel Başkanı olduğu dönemden tanırım. Akıllı adamdır. Gelecek vaat eden biriydi. Memleketin siyasi konjonktürü manasız virajlar aldı, Soylu dışarıda kaldı. Bu seçimde AKP Trabzon milletvekili adayı oldu. Daha ilk gün ortaya çıktı ki, Soylu Fenerbahçe kongre üyesiymiş. “Yazık,” dedim kendi kendime. Sonra Soylu, kendisinden