Orson Welles’in Yurttaş Kane’ini çocuk yaşta izlemiş olan bizler, mürekkebi varille satın alanlardan hep şüphe ettik. Dolayısıyla Aydın Doğan’ın bir halk düşmanı olarak konumlandırılması hiç zor olmadı —zemin zihinlerimizde hazırdı. *** 1995 seçim neticeleri üzerine “bu tablodan RP-DYP koalisyonu çıkar” diye yazdığımda, başta RP’liler ve DYP’liler olmak üzere, Ankara’da mevzua alakalı herkes —bu arada RP
1977 seçimlerinde, ODTÜ’de öğrencilerin rey kullandığı sandıkların birinden bir rey çıktı. AP, DP, MHP, MSP gibi yekûn sağ partilerin altına mühür basılmış, yetinilmemiş, pusulanın altına “ben zaten koalisyon istiyorum” diye not düşülmüştü. Neticede rey geçersiz sayıldı ama bir tek o rey sahibinin talebi gerçekleşti. Paradoksal bir durum değil mi? Geçerli rey kullanan milyonlarca insan var,
Elimde kırık dökük anket verileri, önümde 2011 Genel Seçim ve 2014 Mahalli Seçim neticeleri, muhtelif yerlerde yaptığım bölük pörçük gözlemler, 7 Haziran’da ne olabileceği sorusuyla iki gündür boğuşuyorum. İki tane kabulüm var: (a) Dört partinin dışında kalan partiler en az 6-7 puan alacaklar ve (b) MHP 2014 Mahalli Seçiminde aldığı yüzde 15’in üzerine 3 veya
Yıldırım Akbulut, şahsen temas ettiğim ilk Başbakandı. Her nasıl organize edildiyse, kimileri birbiriyle alakasız insanları ihtiva eden 10-12 kişilik bir grup, Başbakanla memleket meseleleri hakkında sohbet etmek üzere bir araya getirilmişti. Benden beklenen, galiba, eğitim teknolojisi filan hakkında bir şeyler söylememdi. Otuz yaşını geçeli bir hayli olmuştu ama yine de hammışım demek ki, o irtifaların
Arınç 12 Eylül darbesinden “şahsen” çok çekmiş. Yazııık! Şahsen çektikleri yüzünden de Evren hakkında iyi şeyler söyleyemezmiş. Haklı tabii… Şahsen çekmeseydi? O vakit böyle kırmızı çizgileri olmayacaktı. Evren’e, darbelere alkış tutanlar varmış. İyi şeyler duymak istiyorsak, gidip onlara sormamız lazım geliyormuş. Manisa’daki küçük sanayi sitesinin adının değiştirilmesine direnenler misal gösterilerek müşahhas hale getirilen bu darbeciler
Akşam’da yazarken yazmıştım, cenazenin ardından “helal olsun” demek, mevtanın bilançosunu değiştirmez. Ama hakkını helal edenin —açık kalırsa içini çürütebilecek— hesapları kapatmasını sağlar. “Helal olsun” dediğinizde ölmüş olana iyilik yapmış olmazsınız, kendinize iyilik yapmış olursunuz. Evren, cenazesinde “hakkım helal olsun” denmesi en müşkül şahıslardan biri, hiç şüphem yok. Ve yine şüphem yok ki, hakkını helal etmeyeceğini
Kızılırmak 50-60 km doğudan veya güneyden doğmuş olsaydı, soluğu Karadeniz’de değil, ta Basra Körfezinde alacaktı. (Aslında doğduğu yere bakınca Karadeniz’e dökülmesi tuhaf görünmüyor. Ama istikametine bakarsanız… Önce bir uzaklaşıyor Karadeniz’den. Akdeniz’e bir hayli yaklaşıyor. Sonra Ege istikametine yöneliyor. Derken yeniden kuzeye dönüyor, filan.) Kızılırmak nasıl dönenip durursa dursun, doğduğunda belli kaderi. Kaderini belirleyen Karadeniz’e yakınlığı
Davutoğlu, birçok bakımdan son derece elverişli bir konjonktürde sahneye çıkmıştı. Yazmıştım, bana göre —AKP cenahında çok da rastlanmayan bir biçimde— akıllıca da davranmıştı. Ama en yapmaması gereken şeyi yapıp “küçük Erdoğan” olmaya kalkınca, fena halde dağıldı. Bundan sonra iflah etmez diye düşünüyorum. Devam etmeden işaret edeyim: “Halk Erdoğan’a rey veriyor, demek ki Erdoğanlık talep ediyor”
Mustafa Balbay, Veysel Eroğlu için “baltasını halka bal tası gibi göstermeye çalışıyor” demiş. Daha ne demiş? “Vey’i gitmiş seli kalmış” demiş, “Orman ve Su İşleri Bakanı değil, talan ve süs işleri bakanı” demiş. Üstelik —her biri tek başına katlanılmaz olan— bu zırvalıkların hepsini, hepi topu üç paragraflık bir basın bülteninde yumurtlamış. Bildiğim kadarıyla, lise öğrencileri
Biz Ermeni meselesinin yüzüncü yılı münasebetiyle kendimizi paralarken, başka bir vakanın iki yüzüncü yılı geride kaldı: Tambora volkanı, 20 Nisan 1815’te patlamıştı. The Economist, birkaç hafta önceki sayısında konuya ayırdığı dört koca sayfaya şöyle başlamış: 1815’ten bu yana dünyayı gözleyen uzaylılar mevcut olsaydı, Waterloo’da patlayan topları, Viyana Kongresinde alınan nihai kararları veya Bismark’ın doğuşunu görmeyeceklerdi.