Kupada Beşiktaş, Adana Demirspor’a kendi sahasında (?) 2-1 yenildi. Demirspor Türkiye’nin hikâyesi olan, romantik kulüplerinden. Beşiktaş da, özellikle Biliç’le birlikte yeniden eski romantizmine rücu etti. Maç nostaljik bir yapısı olan bir statta, Sarıyer’in Yusuf Ziya Öniş stadında, muhtemelen stadın ışıklandırması olmadığından nostaljik bir saatte, saat 14:00’te oynandı. Maçın ilk yarısında hakem Demirsporlu bir futbolcuya kırmızı
Romalı tarihçi Tacitus “eskiden canımızı suç yakıyordu, şimdi kanun yakıyor” demiş. Hikâyeyi başa sarayım: Daha önce William Golding’in Sineklerin Tanrısı adlı romanından başka vesileyle söz etmiştim. Şimdi romanın kastından söz edebilirim. Golding insanoğlunun medeniyet kurabilecek bir naturaya sahip olmadığını düşünüyordu. Dolayısıyla mevcut medeniyeti bir tür tarihi —ve talihli— kaza olarak niteliyordu. Dolayısıyla, o medeniyeti muhafaza
Sekiz-on yıl kadar önce, bir taşra üniversitesinde birkaç akademisyenle sohbet ederken, mevzu işgücünün serbest dolaşımına geldi. Vasıfsız işgücünün serbest dolaşımının işin masum yanı olduğu, asıl tehdidin vasıflı insangücü dolaşımında olduğu öne sürüldü. Yeterince vasıflı insan yetiştiremediğimiz, yakında yurt dışında yetişmiş olan yabancıların Türkiye’deki prestijli (ve dolayısıyla yüksek ücretli) pozisyonları doldurmaya başlayacağı filan gibi kaygılar dile
Geçen hafta sonunda Ba Konya’da gol atınca Beşiktaş tribünleri hep bir ağızdan tekbir getirmeye başladı da hatırladım: Birkaç hafta önce, kimdi hatırlamıyorum, “Pascal Beşiktaş taraftarını diskoya götüremedi ama Demba Ba camiye götürecek galiba” mealinde takıldıydı. Tribünler Ba’ya “Baba bizi camiye götür” diye tezahürat yapar mı? Pascal Nouma’nın durumu ile Ba’nınki arasında şöyle bir asimetri var:
Yazdım ama başka kelimelerle tekrarlayacağım… Can Dündar bugün Cumhuriyet’te, malum klişeleri tekrarlamış. Yani İslam dünyasında yeterince üniversite yok, GSMH’dan bilime ayrılan pay düşük, okuryazar oranı düşük ve işte bu yüzden dünya beşten küçük diye iddia etmiş. Önce altını çizerek vurgulamam gerekiyor: Herkesin okuryazar olduğu bir dünya ve özellikle de bir Türkiye isterim. Bilime her yerde
Çocukluğum —herkesinki gibi, ama muhtemelen pek çok kişininkinden daha— eğlenceli geçti. Bazı evlerde, memleketin masonlar ve/veya Yahudiler yüzünden böyle içe sinmeyecek bir halde olduğunu dinliyordum. Türkiye’den fena halde nefret ediyorlar ve bir o kadar da korkuyorlardı besbelli ki, Türkiye üzerine oyunlar kurup durmaya hiç ara vermiyorlardı. Koçlar, Eczacıbaşılar, Simaviler filan gibi yerli işbirlikçileri vardı. Üniversiteleri
Yavuz Bingöl’ün Erdoğan’ın şahsında bir düşman görmemeye hakkı var mı? Elcevap: Var. Kendince teşhis ettiği ve önemsediği problemlerin çözümü için diyalog kavramını iğdiş edercesine tekrarlamaya hakkı var mı? Elcevap: Var. Erdoğan’la da diyalog kurmaya hevesli olmaya hakkı var mı? Elcevap: Var. Diyalog kurmaya hevesli olduğu adamla empati yapmaya ihtiyaç duyabilir mi? Elcevap: Duyabilir. İyi ama,
Shuanping Dai Networks of Instutions’da müesseselerin, sosyal oyunların (Oyun Teorisindeki oyun manasında) çözümleri olarak zuhur ettiklerini ve bir defa zuhur ettikten sonra da oyunların kuralları olarak varlıklarını sürdürdüklerini söylüyor. Daha doğrusu, müessese kavramını böyle tanımlıyor. Eğer müesseseler konusuna özel bir ilginiz yoksa veya Oyun Teorisi hakkında pek bilgi sahibi değilseniz, size pek de manalı görünmeyebilir
Genel olarak Batı’nın ekonomik ve siyasi performansı ile bilim konusundaki tutumu arasında bir korelasyon kurulur. Eh, bilime ehemmiyet verirsen dünyaya da hükmedersin, filan. Öyle değil, öyle olmadı. Portekizliler Hindistan’ın batı kıyılarında ilk kolonilerini kurduklarında, daha Copernicus ölmemiş, ünlü kitabı da yayınlanmamıştı. Newton nerede kaldı, Galileo bile ortada yoktu. Batı bilim tarihi ile Batı’nın performans tarihi
Fenerbahçe maçından sonra Ertuğrul Sağlam, ülke futbolunun geleceğinden ümidini kestiğini söylemişti önceki gün. Dün Beşiktaş maçından sonra Tolunay Kafkas’a Sağlam’ın dedikleri hatırlatılmış. O daha ileri gitmiş, ülkesinden de, ülkesinin insanından da ümidini kestiğini söylemiş. Sağlam da, Kafkas da sevdiğim futbol insanlarından değil. İkisinin de yaratıcılığını zayıf buluyorum. Ezberciler ve ezberlemiş olduklarını tekrarlayıp duruyorlar. Arayışları yok