Dün bakış açılarının sıcak veya soğuk olabileceği üzerine yazdıktan sonra, aklıma McLuhan geldi. 1960’larda Understanding Media’da, medyayı sıcak ve soğuk başlıkları altında tasnif etmişti. Kitabı okumadan ama McLuhan’ın böyle bir tasnif yaptığını işitmiş olduğum dönemde, mesela “kitap ve televizyonun hangisi sıcak, hangisi soğuk” diye sorulsa, hiç tereddüt etmeden “kitap soğuk, televizyon sıcak” derdim. Ama Understanding
Fukuyama, Political Order and Political Decay’de, The Origins of Political Order’da bıraktığı yerden devam etmiş. İlk kitap Fransız İhtilaline kadar gelmişti, şimdiki sonrasını konu ediyor. Fukuyama politik düzenin dayanağı olarak üç faktörü vurguluyor: Devlet, hukuk ve demokratik sorumluluk. Ama farklı toplumların hikâyeleri arasındaki farklara odaklandığımızda, mesela devletin demokratikleşmeden önce gelişmesi ile demokratikleşmenin önce gelişmesinin farklı
Emine Ülker Tarhan kendisini veya yanındakiler onu benzersiz zannediyor olabilir. Ama öyle değil. Tarhan gibi çok kişi var. Herkesin birçok versiyonu var. Yani Tarhan’ın oyun dışı kalması elbette Tarhan ve arkadaşları için çok mana ifade eder ama —normal şartlarda— memleket için kaygılanmayı gerektirmez. Mesele şu ki, şartlar normal değil. Olağandışı şartlardan geçiyor olduğumuzu, bu şartlar
Emine Ülker Tarhan CHP’den istifa etmiş. Söylemek istediğim çok şey var. Ama önce bazı tespitler yapmak gerekiyor. Bir. CHP —benim de seçmen olduğum dönemlerin herhangi birinde— beni temsil edebileceğini hissettiğim bir parti olmadı. Beni tanıyan CHP’liler de zaten, partilerinin beni temsil etmiyor olmasından herhalde hiç huzursuzluk duymamışlardır. Ama CHP memleketin önemli bir kesimini temsil ediyor.
Kendimi bir 29 Ekim kutlama töreninin hemen yanı başında buldum. Gençken herhalde şimdiki liseliler filan gibi, ben de bu tür törenlerde bulunmuş olmalıyım. Ama herhangi bir şey hatırlamıyorum. O kadar uzak yani. Kendimi bir Marslı gibi hissettim. Hamasete şerbetli olduğumuz için olsa gerek, aşırı dozu bile kılımı kıpırdatmadı. Ama asıl dikkat çekici olan, okunan şiirlerin,
Futbol, şehir filan demişken… Önceki gün Bursa’da Bursaspor-Eskişehirspor maçı vardı. Tribünler bomboştu. Bursaspor-Eskişehirspor maçları, mesela Dortmund-Schalke maçları gibi olabilirdi. Abartılı mı göründü size? Aslında Bursaspor-Eskişehirspor maçları zaten öyleydi. Zamanla gazı kaçtı. Nihayet önceki günkü tabloya ulaştık. Bursaspor-Eskişehirspor maçlarının gazı kaçmasaydı iyi bir şey mi olacaktı? Elcevap: Evet, çok iyi bir şey olacaktı. *** Mesela milli
Kızım, dünkü yazıyı desteklediğini düşündüğü aşağıdaki bağlantıyı paylaşmış: http://www.youtube.com/watch?v=0b9rOji_PWY Videoda Robinson Cano’nun eski takımının taraftarlarının, onun fotoğrafına karşı gösterdikleri reaksiyon ile kendisine gösterdikleri reaksiyon arasındaki fark görünüyor. Videoyu seyrederken “canım bizim öfkelendiklerimiz çok daha büyük kabahatler işliyor” veya “ben olsam yüzüne karşı da…” filan diyebilirsiniz. Ama aslında mesele öyle değil. Muhtemelen şöyle işliyor mekanizma: Ortada
Genç olsaydım, Libya’da Kaddafi’nin linç edilmesinin görüntüleri üzerinden sosyal medyada Libyalıları linç edenler ile, şimdi mesela Perihan Mağden’i linç edenlerin aynı kişiler olup olmadıklarını didik didik araştırırdım. Herhalde birkaç ayımı alırdı ama eğlenceli olurdu. Elimde böyle bir çalışma olsaydı, elbette şimdi olduğundan daha rahat konuşurdum ama konuşmamın daha çok etkisi olmazdı. Çünkü öyle sabırla araştırıp
Akşam’da yazarken, sigara yasağının başlaması üzerine, Suçlu İmal Etme Tiryakiliği başlıklı bir yazı yazmıştım. Devletin durduk yerde yeni suçlar, dolayısıyla da yeni suçlular icat etmesinden şikâyetçiydim. Bugün, kendisini öldürmeden önce bir video bırakan şahıs hakkında konuşurken, sosyal medyada “ya, adamın kendini öldüreceği bakışlarından belliymiş, bunun yakınları ne iş yaparmış” mealinde mesajlar olduğu söylendi. Bir anda,
90’ların sonunda din, neredeyse bütün dünyada, yeniden itibar kazanmaya başlamış, Fransa gibi en beklenmeyecek yerlerde bile politikaya dönmüştü. Bizim kadın eli sıkmayan kaymakamları derstest etme perdelerinin arkasında hazineyi soymak gibi mühim işlerimiz olduğundan pek katılmadık ama başkaları meseleyi ciddi ciddi tartışmayı tercih ettiler. François Mitterand’ın danışmanlarından Régis Debray, bu hususlarda yazdığı ve bence pek de