Ferruh Midilli’den Türkiye’ye girerken gözlediklerini yazmayı düşünüyordu. Yazmamış. Ben onu beklemeyeyim. Midilli’den Türkiye’ye girerken bir sınırdan geçiyorsunuz. O sınırdan geçenler Türkiye tarafındaki pazara gelenler, Midilli’de hoşça vakit geçirmiş olup geri dönenler ve saire… Ferruh’un anlattığı kadarıyla, şen, gürültücü, eğlenceli bir kalabalık. Öte yanda, Türkiye’nin bir başka sınırında, kan gövdeyi götürüyor. Türkiye’nin güneydoğu sınırı, hiçbir biçimde
Akit, ortasında kocaman bir Hitler fotoğrafı olan bir kare bulmaca yayınlamış. Bulmacayı çözdüğünüzde “Seni arıyoruz” mu neyse, öyle bir ibare çıkıyormuş. Beyim verip veriştiriyor, “bu Müslümanlar sadece ahmak değil, aynı zamanda cahil” diyerek. Neymiş, Hitler sadece Yahudilere düşman değilmiş ki, dünya hâkimiyetini ele geçirebilse Araplara da soykırım uygulayacakmış, filan. Haklı mı? Kısmen. Hitler konusunda haklı
Wittgenstein’i nasıl bilirsiniz, bilmem. Bence Tractatus’a kadar ve Tractatus’tan sonra diye iki ayrı Wittgenstein var. İlkini sevmem, ikincisini severim. Ama asıl, ilkinden ikincisine geçişini anlamlı ve aydınlatıcı bulurum. Yine de bugün, Gazze’ye bakınca, Tractatus’un son önermesinden (sevmediğim Wittgenstein’in zirvesinden) başka söyleyecek söz bulamıyorum: Hakkında konuşulamayan için susulmalı.
Kapınıza bir anketör gelip “Eğer Baykal aday olsaydı ona oy verir miydiniz” diye sorsaydı ne cevap verirdiniz bilmiyorum. Ama ne cevap verirseniz verin bir manası olmadığını biliyorum. “Verirdim” demiş olsanız mesela, bu, Baykal aday olsaydı ona oy verecekti olduğunuzun işareti değil. “Vermezdim” demiş olsanız, vermeyecekti olduğunuzdan emin olamayız. Anladığım kadarıyla memlekette birileri —üstelik kamuoyu araştırma
Vaktin birinde bir dergiye, Dünyanın En Muzip Derin Devleti başlığıyla bir yazı yazmıştım. Cumhuriyet tarihinin en barışsever ve Yunansever başbakanına, Cumhuriyet tarihinin yegâne savaşını —üstelik de Rumlara karşı— yaptıran, en ABD vatandaşı başbakanına memleketi Gümrük Birliğine sokturan, en Almancı başbakanına AB ile araya mesafe koyduran, en antisiyonist başbakanına İsrail ile anlaşma yaptıran bir özneye, en
Yıldız Tilbe, anladığım kadarıyla sosyal medyada, Gazze’de yaşananlar hakkındaki hissiyatını Hitler üzerinden dile getirmiş. Biz de bu fırsattan istifade, standart geyiğe bir defa daha maruz bırakıldık. Ama işler pek ima edildiği gibi değil. Bir defa, antisemitizm denen şey Hitler icadı değil. Alman icadı bile değil. Orta Avrupa’daki Alman nüfuz bölgesi olan Almanya-Avusturya-Macaristan’daki Yahudilerin 19. Yüzyıl
Asimetrik mücadeleleri severim. Aslında her mücadele şu veya bu sebeple asimetriktir zaten. Dolayısıyla, şimdi seyircisi olmaya mahkûm edildiğimiz mücadelenin asimetrik olması değil beni rahatsız eden. Erdoğan seçime Başbakanlık koltuğunda otururken gidiyorsa, bu asimetriyi onun aleyhine çalışacak hale de getirebilirsiniz —getirmelisiniz de zaten. Getirilebilir demek istiyorum. Asimetrik mücadeleleri cazip kılan da bu yanı. Dünyayı zenginleştiren şey
Üniversitede birlikte çalıştığım bir öğretim görevlisi arkadaş vardı. İsimlerle kafiyeli espriler yapmadan duramazdı. İhsanoğlu’nun sloganının ve logosunun onun aklından çıktığından fena halde şüpheliyim. Türkiye’de ortalama öğrenim süresinin 3,5 yıl olduğu söylenip duruyor. Yıllardır çağ nüfusunun tamamına yakınının okullandırıldığı istatistikleri yayınlanırken, bu nasıl becerilebiliyor, bilmiyorum. Ama İhsanoğlu’nun sloganı ve logosu, tam da ilkokul üçüncü sınıf seviyesine
Dün sözünü ettiğim Sociobiology Polemiği parladığında, henüz Genom Projesi ufukta bile görünmüyordu. İnsanın genetik kodu hakkında bugün biliyor olduklarımızın kırıntısına bile sahip değildik, handiyse zırcahil sayılırdık. O günün şartları altında kamplar kabaca şöyle biçimlenmişti: Bir tarafın poster çocukları Wilson, Dawkins ve —Gould tarafından Dawkins’ lapdog olarak etiketlenen— Dennett idi. Karşıtları onları, indirgemecilikle, genetik determinizmle itham
Bizim iki ordu halinde silahlanıp, dünyayı kurtarma ihalesini kapmak için dövüştüğümüz yıllarda, 1975’in bahar aylarında, Harvard profesörlerinden Edward O. Wilson’un, Sociobiology: The New Synthesis adında, alışılmamış boyutlarda (24,5 x 24,5 cm ve 700 sayfa) bir kitabı yayınlandı. Kitabın sadece boyutları değildi garip olan, pek çoğu kamuoyu tarafından pek bilinmeyen, Latince isimli bir yığın hayvanın davranışlarını