Birkaç ay önce BBC’de bir belgesele denk geldim. Renksiz, heyecansız bir şeydi. Neden olduğunu anlamadığım biçimde —muhtemelen beni izleyen yeğenlerimin de şaşkın bakışları altında— kanal değiştirmekten caydım ve belgeseli izledim. Belyaev’in Rusya’da elli küsur yıl önce başlattığı bir deney anlatılıyordu. Deney basitti. Kafeslere kapatılmış çok sayıda tilkinin arasından, en az saldırganlık gösterenleri birbirleri ile çiftleştirilmişti.
Harris, muhtelif kültürel kodları Darwinci bir bakışla değerlendirdiği müthiş kitabı Cows, Pigs, Wars, and Witches’in bir yerinde, Mesih kültürünü değerlendirirken, kişi kültünün sınıfta kaldığını söyler. Ama kazın ayağı öyle görünmüyor. Dünya Kupasına başlarken rekabet eden 32 takım vardı. Ama daha kupa başlamadan önce sekiz-on oyuncudan söz ediliyordu. Hangisinin mutlu sona ulaşacağı soruluyordu. Kupa süresince onlara
Troçki doğulu toplumların karizmaya yöneldiğini, neticede sınıfın ve onun temsilcisi partinin yerini bir adamın aldığını filan söylemiş. Mehmet Y. Yılmaz, ona yaslanarak, memleketin hallerini okumuş yine bugün. Karizma Demokrasiye Karşı adlı film, anlaşılan o ki, daha uzun yıllar vizyonda kalacak. Bakalım ben bu geyikle gölge boksu yapmaktan ne vakit bıkacağım… Bir. Troçki, karizmasından gayrı hiçbir
Dünya Kupasının ikinci turu beyhude oynandı. İkinci tur maçlarının hepsini gruplarından birinci çıkan takımlar kazandı. Doğrudan grup birincileriyle çeyrek finale geçilseydi, olacaktı yani. *** Grupların belirlendiği kura sırasında tartışmalar olduydu. İzlememiştim. Ama FIFA sıralaması dikkate alınırsa, gruplar çok dengesizdi. Mesela D grubunda yedinci Uruguay, dokuzuncu İtalya ve onuncu İngiltere vardı. Grubun en kötü sıralamalı ekibi
Erdoğan’ın adaylığını açıkladığı toplantının ortasından bir bölümü izledim. İzlenimlerim şöyle: Herhalde kimseyi şaşırtmayacak kadar gösterişli bir organizasyondu. Ama benim için sürpriz sayılacak kadar görgülü bir organizasyondu aynı zamanda. Metin iyiydi. Erdoğan’ın metni okuyuşu da iyiydi. Lakin metnin tuhaf bir dokusu vardı. Her bölüm kendi içinde tutarlı ve hedefe ayarlıydı ama bölümler arasında bir tutarlılık yoktu.
Yaklaşık yirmi yıl önce, yıllardır söyleyip durduklarımı bir kitap haline getirmek için çabalamaya başladığımda, birbirinden çok farklı kompozisyonları olan informel gruplara bir dizi seminer vermiştim. Derdim az çok belliydi: 19. Yüzyılda zirve yapmış bir zihinsel kod (mindset) var. Onun içinde doğup büyüdüğümüz için transparan bir kod bu. Onu kullanıyoruz ama mevcudiyetinin farkında bile değiliz. Asıl
Ertuğrul Özkök bugünkü yazısını şöyle bitirmiş: “Gavrilo Princip cani bir terörist miydi, yoksa halkının özgürlüğü için her şeyi göze almış bir kahraman mı… “Milyonlarca insanın hayatına mal olmuş bir savaştan 100 yıl sonra dahi ortak bir hakikat üzerinde birleşemiyorsak gelecek için umutlu olabilir miyiz…” Soru kipinde kurulmuş olsa da cümlenin üç nokta ile bitmesine yaslanarak,
Occam Usturasını bilir misiniz? Ockhamlı William’ın, “eğer bir olguyu açıklamak için birden çok sayıda hipotez varsa, en az varsayım gerektiren doğrudur” biçimde özetlenebilecek olan önermesinden söz ediyorum. Şu Cumhurbaşkanlığı seçimi çerçevesinde olup bitenlere bakınca, bir yanda Kılıçdaroğlu’nun beceriksizliği, öte yanda Bahçeli’nin inşa ettiği pozitif algıyı —Kılıçdaroğlu’nun önerdiği adayı destekleyerek— imha etmesi, beri yanda her ikisinin
Muhalefeti eleştirmek içimden gelmiyor. Ama… 12 yıldır, kuş uçsa, rüzgar esse hakkında söyleyecek bir lafı olan, lafını —ne yazık ki— kıymetli bir şey zannedip bizden esirgemeyen Erdoğan, İhsanoğlu’nun adaylığı hakkında dişe dokunur bir laf etmedi. “N’oluyo, korktun mu?” demek gerekmiyordu ama bu tuhaflığı vatandaşa göstermek, Erdoğan’ın dengesinin bozulduğunun bir delili olarak işaret etmek gerekiyordu. Daha
Arada gürültüye gitti. Evren ve Şahinkaya’nın mahkum edilmesinden söz ediyorum. 12 Eylül’ün yargılanması gündeme geldiğinde, Evren “intihar ederim” dediydi. Ben de Akşam’da “İntihar Etmeyin, Bir İşe Yarayın” başlığıyla bir köşe yazmıştım. Yazının başlığı –zannediyorum sehven– değiştirilmişti. Ama metne dokunulmamıştı. Metnin iması, özetle şöyle bir şeydi: 12 Eylül’ün Türkiye’ye ne yaptığını yeterince tartışmadık. Tartışsak iyi olacaktı.