Bu gece Başakşehir Sevilla’yı misafir edecek. Bu vesileyle… AKP’nin, kendisine inananlar ve kendisinden korkanlara ne olarak göründüğünün farkındayım. Bir tür sosyal/siyasal projeyi adım adım hayata geçiren, zaten en başta bu maksatla teşekkül etmiş bir özne… Bana kalırsa halbuki, bir seçim kazanma makinesinden ibaret… Baştan beri öyleydi bana kalırsa ve ben baştan beri öyle görüyorum. Ama…
Trump’ın Kuzey Kore ile dansı insanlığın başını derde sokabilir mi? Öyle bir dönemde yaşıyoruz ki, “olmaz öyle şey” denebilecek herhangi bir şey yok. Üstelik bu hal, mesela 19. Yüzyıl sonundaki gibi “her şeyi başarabiliriz” benzeri bir haddini şaşırmışlık hali de değil, “her şeyi ağzımıza yüzümüze bulaştırabiliriz” hali… Dolayısıyla… Trump’ın Kuzey Kore ile dansı insanlığın başını
Birileri devlet kuruyor, ötekiler milli takım teknik direktörlüğü üzerinden vatanseverlik ölçüyor, berikiler müfredatı tanzim ediyor, diğerleri nikâha ayar veriyor filan. Bütün bunlar, siz bilmiyorsunuz ama, büyük resme bakmayı bir türlü öğrenemediğinizden fark edemiyorsunuz ama, Reis’i devirmeden huzura ermeyecek olan yeryüzü şeytanlarının işi. Tıpkı Atatürk heykeline saldıranlar, parkta kadınların giyimine heyheylenenler, sakal ve sarıkla polislik yapanlar
Işık paylaşmış, Sadık Han ile ilgili olarak The Guardian’da uzun bir röportaj yayınlanmış (https://www.theguardian.com/politics/2017/jul/29/sadiq-khan-not-sure-what-donald-trump-beef-with-me). Röportajda bir yığın faideli malumat var. Londra’da 300 farklı lisanın konuşuluyor olması gibi mesela. Bu ölçüde kozmopolitleşme! Olacak iş mi? Bence şaşırtıcı olan Londra’nın bu ölçüde kozmopolit olması değil. Kendi çağlarındaki şartlar ile kıyaslandığında, Babil’den Roma’ya kadar bir yığın merkez, kozmopolitlik
Mbappe 180 milyon Euro’ya PSG’ye transfer olmuş. Adam televizyonda sızlanıyor: “Mbappe 180 milyon etmez. Hiçbir futbolcu etmez. Messi bile etmez.” Kime göre etmez? Beyefendiye göre etmez. Muhtemelen size göre de etmez. Ama etmiş işte. PSG, geçtiğimiz sezonun başında ilk on sekize bile giremeyen, ancak sezonun ikinci yarısında düzenli olarak takımda yer bulmaya başlayan, 18 yaşındaki
Zat-ı şahaneleri “Piyonu ezip geçmeden kaleleri alamaz, Şahı da mat edemeyiz. Onun için önce bu hainlerin kafasını kopartacağız” buyurmuş, Taşgetiren’den öğreniyoruz (http://www.star.com.tr/yazar/piyonlardan-saha-yazi-1239712/). Eh, uluslararası ilişkiler satranca benzer mi, emin değilim. Ama satrancın böyle —piyonları ezip geçip, kaleleri alarak— oynandığını zanneden biri, satrancı yeni öğrenmiş herhangi birini bile satrançta yenemez, onu biliyorum. Demek ki üst üste
Zatı şahaneleri İslam dünyasının içindeki çatlakları tamir etmek için çıktığı mübarek seyahat sırasında, Almanya’ya haddini bildirmiş gene: Türkiye demokratik, laik bir hukuk devletidir. Adam da gelmiş bana diyor ki “gördün mü abi, adam demokrasiyi, laikliği, hukuku önemsiyor işte. Batı propagandasına kanıp…” “Türkiye hukuk devletidir” demekle hukuk devleti olunuyor mu? “Nesi var abi, basbayağı hukuk devleti
Naisbitt 1980’lerin başında, Megatrends’de, fizikten biyolojiye doğru bir kayma tespit ettiğinde, özetle “bugün biyoloji dâhil her şeyi fizik terimleriyle anlamaya çalışıyoruz ama gelecekte fizik dâhil her şeyi biyoloji terimleriyle anlamaya çalışacağız” dediğinde… “Hadi canım sen de” demiştim. Elbette Naisbitt’in yüzüne değil, içimden… Fizik, bana o kadar muhkem —ve asıl mühimi— ebedi görünüyordu. Hani Galileo “âlem
Hırsız var. Olmasın. Hiç hırsız olmasın. Bir şeyler yapalım, kimse hırsızlık yapamasın. Bir şeyler? Mesela neler? Sayısız alternatif program sayılabilir —ve bence sayılıyor da… *** Daha önce başka biçimlerde, başka kelimelerle söyledim, bence insanlığın en ciddi meselelerinden biri, hırsızlığın —daha genelde kötülüğün— kategorik olarak ortadan kaldırılabileceği varsayımından kaynaklanıyor. Hırsızlık kötüyse, daha az hırsızlık daha az
Dayım akranlarına kıyasla uzun biriydi. Amcam ise kısa… Amcam başarılı bir öğrenciydi, ailede okuyan ilk o oldu. O günlerdeki adıyla Robert Kolej’i bitirdi. Yedeksubaylığını yaparken bizde kalmıştı. Aynı dönemde dayım da bizde kalıyordu, bir türlü liseyi bitirememiş. o şehirden bu şehre geziyordu. Hemen her akşam dayım amcamı dürter, “kalk hemşerim” der, yanına geçer, boylarını mukayese