Ümit Kıvanç P24’te demiş ki, 6 Mayıs öğleden sonrası için… “Ruh hali, hava, moral durumu kısacık sürede dönüştü, tersine döndü ve ‘şöyle mi yapıyoruz böyle mi?’ diye konuşan bir koordine muhalefet hareketi potansiyeli doğdu. Burada, doğru zamanlama ile doğru mesaj ve duyguyu verebilen yeni lider İmamoğlu’nun ateşleyiciliği kadar, muktedir tek adamın attığı son adımın ve
Sayın ki şöyle oldu. Türkiye’nin köklü kulüplerinden biri, Katar sermayesiyle Neymar’ı, Mbappe’yi filan transfer edip, müthiş bir kadro kurdu. Başına da birini getirdi. Lig başladı. Bitti. Mezkûr kulüp ligi iki puan farkla şampiyon bitirdi. Bütün rakipleri borç batağında debelenen kulüp, izleyen sezona da iyi başladı. Ama bu arada Avrupa’da ilk turda elendi. Hafta içlerini Arap
Nişanyan twitter hesabında, anladığım kadarıyla demiş ki (mealen): Erdoğan bir siyasi dehadır. İstanbul seçimini tekrarlattığına göre kazanacağına emindir, çalışacağından şüphe etmeyeceği bir planı vardır —kaybederse kendi koltuğunun sallanacağını biliyordur. O plan, galip ihtimal, Kürt reylerini İmamoğlu’nun arkasından çekmeye matuftur. Kemalist CHP, Kürtçülük suçlamaları karşısında —Kürt düşmanı olduğunu ispatlama gayretiyle— meydanı boşaltacağı için, Erdoğan’ın stratejisi çalışır.
Alper Görmüş Serbestiyet’te laik nihilizm diye adlandırdığı ruh halinin gel-gitlerini özetlemiş. Türkiye’de belirli bir çevrenin temel belirleyeninin laikçilik olduğu tespitine itirazım yok. AKP’ye muhalif olanların altında toplanacakları başka bir bayrak açılmadığı/açılamadığı —açılmasına Baykal tarafından mani olunduğu— için, bütün muhalefetin laikçi hassasiyetlerin şemsiyesi altında tasnif edilmesine ise itirazım var. Türkiye’de laikçi olarak nitelenebilecek sosyoloji, dinci olarak
Ali Babacan ismi, bilhassa 31 Mart sonrasında, bir nevi serinletici olarak istihdam ediliyor. Birbirine oldukça uzak olan, herhangi bir hususta mutabık kalması zor görünen kişiler, Babacan’ın vaziyet ettiği bir Türkiye fikrine sert bir itiraz sergilemeyeceklermiş gibi… Başlamadan belirteyim, Babacan’ı tanımam. Babacan’ın İsminin etrafında oluşan hâle yeni bir şey değil. Özal’ın Kahveci’si neyse, Erdoğan’ın Babacan’ı da
Memleketin literatürüne siyasetsiz seçmen diye bir ucube terim kazandıran Ateş İlyas Başsoy, geçtiğimiz seçimde CHP Genel Merkezinin mutfağındaydı, anlaşıldığı kadarıyla. Yine anladığım kadarıyla, mezkûr seçimdeki CHP zaferini, kendisinin fikirlerinin nihayet hayata geçirilebilmiş olmasıyla açıklamaya hevesli. 31 Mart’ta aynı seçimi mi yaşadık? Sandık neticelerini siyasetsiz seçmen mi tayin etti? Sandık sonrası araştırmalar yapıldıysa yayınlanmadı. Yayınlandıysa ben
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın demiş ki, “Türkiye kolay gözden çıkarılacak ülke değildir.” Sonra da eklemiş: “Bunu herkesin bilmesi gerekir.” İktisadi ve sosyal olarak en kırılgan ve çaresiz olduğu dönemlerde bile —hiç değilse— seçimi doğru dürüst yapmayı becermiş bir ülkeyi, seçim yapmayı bile beceremez hale getirmiş olan rejimin sözcüsü söylüyor bunları. Ne söylüyor? Neden söylüyor? Türkiye
Daha önce mutlaka söz etmişimdir ama tekrarda bir mahzur yok. Çünkü neredeyse her gün Spielberg’in The Duel adlı, ilk uzun metraj filmini anıyorum. Bilmeyenler için hatırlatayım. Bir pazarlamacı sabah otomobiliyle çıkar. Yolda bir kamyoncu kendisini taciz eder. Önce bir mana veremez, hızlanarak kaçmaya çalışır, kamyoncu da hızlanır. Yavaşlayıp kamyonun uzaklaşmasını beklemeye yeltenir, kamyoncu az ileride
Ankara’da AKP-MHP bloku 2014’te mahalli seçimlerde 52,6, 2018’te genel seçimde ise ise 53,5 oy almıştı. İstanbul’da ise bu oranlar sırasıyla 52,0 ve 51,0 idi. Evet, Kürt oyları İstanbul’a kıyasla Ankara’da çok düşük olduğundan, CHP ve İyi Parti oylarının toplamı da İstanbul’da Ankara’ya kıyasla daha düşüktü. Elinizde sadece bu veriler olsa ve Kürtlerin de CHP adaylarını
1994’te Ankara’da, Türkiye’nin o dönemdeki belki de biricik siyasi araştırma şirketinde işe başladığımda, yaptığım anlaşma da, niyetim de, şirketin esas faaliyet alanına hiç bulaşmamaktı. İyi bir bilgisayarcıydım, şirketin esas faaliyeti için elzem olan bilgiişlem işlerinin verimliliğini yükseltmekten başka bir derdim yoktu. İki ay kadar sonra kendimi siyasi analizler yapan biri olarak buldum. Siyasi analizler? Diyelim