Etiket: Erdoğan

Çoruhlaşma

Açılın, dünyanın en eski paradokslarından birini çözüme kavuşturmaya geldim. Paradoksumuzun Murat Sevinç tarafından dile getirilmiş hali şöyle : ”Tarihte liderlerin/kişilerin rolü her zaman tartışılır. Bazı tarih okumaları kişilere gereğinden fazla önem verirken, bir diğeri olup biteni tümüyle sosyal-sınıfsal çatışmalarla açıklama eğilimindedir. Herhalde doğru yorum, her iki yaklaşımı birlikte düşünmek olur. ‘Toplumların tarihi, sınıf çatışmalarının tarihidir,’

Nikola’dan Erdoğan’a

Netflix’te The Last Czars adıyla bir dizi var, Romanov hanedanının son ferdi olan Nikola II’yi anlatıyor. Son dönemde moda olduğu üzere, filmin arasına uzmanlar girip açıklamalarda, yorumlarda bulunuyorlar. Her birinin sağlam unvanları var ama ettikleri laflar pek lafa benzemiyor —dolayısıyla uzmanların manasızlığı konusunda son dönemde sarsılan imanımı tazelemeye yardımcı oldular, sağ olsunlar. Nikola şurada şu

Sebep

Nişanyan sebep kavramının zaman içindeki değişiminin peşine düşmüş. Bence ufuk açıcı. Bildiğim şeyler değil ama hissettiklerime uymuş gibi geldi Nişanyan’ın dedikleri. Sabah erkenden kalkıp, teşkilatlanıp ormana gidip geyiği vurmazsan açsın. Ama eğer ormanda geyikler olmasaydı, doğurup durmasalardı, istediğin kadar hazırlan, teçhizat kuşan, nafile. Karnını doyurabilmenin sebebi sen değilsin, senin hazırlıkların değil yani. Eğer Gediz’den kanal

Dünya Nereye Gidiyor?

ABD’de Trump, Britanya’da Johnson. Dünya nereye gidiyor? Hep birlikte nereye gidiyoruz? Yeni bir Hitler-Mussolini dönemi mi? Korkmalı mıyız? Endişelenmeli miyiz? Telaşlanmalı mıyız? Kendi hesabıma Trump’ı değil, Trump’a oy verip Beyaz Saray’a taşıyanları önemsiyor olduğumu biliyorsunuz. Johnson vakasında benzer bir durum da yok —onu Britanyalılar değil, çoğu benden bile yaşlı Muhafazakâr Parti delegeleri seçti, musallat etti

Erdoğan, Ümmeti Bölme!

Hayatın her alanında ama özellikle siyasette, kısa gelen tedbir, hiç tedbir alınmamasından daha kötü neticeler doğurur. Hakkını yemeyelim, Erdoğan’ın hiçbir vakit kısa tedbir gibi bir problemi olmadı. Aksine, mütemadiyen, hovardaca davrandı, lüzumundan çok daha uzun tedbirler aldı. Korkuysa mesela, hep gerektiğinden çok insanı, gerektiğinden çok korkutmayı tercih etti. Mükâfatsa yine, hep gerektiğinden çok insana gerektiğinden

Karafatma

Cemal Tunçdemir T24’te “Büyük Resmi Kimler Görebilir” diye sormuş. Siz onun yazdıklarını okumadan hemen cevaplayayım, elbette ben. Şöyle oldu mesela… Kendi haline bırakılırsa dünyayı parmağında oynatacak dehalarla dolu olan Türkiye, bildiğiniz gibi, yüzlerce yıldır küresel güçlerin hedefinde. Zengin ve bereketli Türkiye’nin iliğini sömürerek hayatta kalan işbu güçler, muhtelif işler işledikten sonra, 1990’lara gelindiğinde, bir başka

Erdoğan’ı Yenmek

Halil Berktay Serbestiyet’te uzun bir yazı dizisi yayınladı (bağlantı, şu ana kadarki son yazıya gidiyor, oradan, önceki yazılara ulaşılabilir). İnsan topluluklarının arınma ritüellerinin tarihini kısaca geçip, Marksizm’le —daha doğrusu Leninizm/Stalinizm’le— kendi hesaplaşmasında uzun uzun oyalandı. Ben şöyle anladım: Marks devrimden sonra burjuvazinin geri dönebileceğini düşünmemiş, en azından önemsememişti. Bu ihtimali problem haline getirip işi çığırından

Süleyman’ın Halleri

Süleyman “çok açık ve net” konuşmuş. Zaten malumunuz, işbu heyet hep çok açık ve net konuşur —mesele açıklık, netlik eksikliğinden kaynaklanmıyor. Mesele, açık ve net bir biçimde konuşup düşmanlık dışında bir laf edememelerinden ve… Düşmanlarının muğlak olmasından kaynaklanıyor. Yarın siz de düşman olarak ilan edilebilirsiniz mesela. “Siz” derken herhangi birini, mesela “emret Bakanım, öldür de

Şu Dağın Ardında Bir Dağ Daha Var

Göcek koylarında bir balıkçı motorundan etrafa baktığınızda dümdüz —genellikle kıpırtısız— bir deniz görüyorsunuz. Başınızı biraz kaldırdığınızda ise, hemen az ileride yemyeşil bir tepe. O tepenin ardından kendisini gösteren bir başka tepe. Onun ardında, daha uzakta, daha açık renkli bir tepe. Onun da ardında, daha açık renkte… Öyle gidiyor. Tecrübe eden biliyordur, etkileyici bir manzaradır. Giderek

İki Mesele

31 Mart öncesinde bir Türkiye’de yaşıyorduk. Toplumun önemli bir bölümü, (a) öngörülemez bir ülkede yaşıyor olduğumuz, (b) şartları değiştirmek için ellerinde uygun enstrüman olmadığı ve (c) yaşanan şartların toplumun ana gövdesi için zaten istenen şartlar olduğu kanaatlerine sahip idi. Bir başka geniş kesim ise (a) işlerin sarpa sardığı çünkü uluslararası bir taarruz altında olduğumuz, (b)