Etiket: Halil Berktay

Batı

Mahçupyan Serbestiyet’te saçma sapan bir yazı yazdı. Berktay onu ciddiye almış, eklemeler ve eleştiriler yapmış. Böyle eğleniyorlar besbelli, elleşmeye gelmez. Batı nedir? Kolonyalizm? Aydınlanma? Bilim? Sanat? Sömürü? Zenginlik? Çoğulluk? Çoğulculuk? Tek tipleştirme? Despotizm? Demokrasi? E evet, hepsi ve daha fazlası? Batı kimdir? İspanya mesela, Batı’ya dâhil mi? Eğer öyleyse, mesela bilim tarihinde ne kadar eşelenmemiz

Medeniyetler, Etnisiteler, Devletler, Kavramlar

Dawkins The Selfish Gene’i evrimin nesnesinin ne olduğu, seçilime konu olan unsurun tür mü, soy mu, birey mi olduğu­ tartışmalarının sıcak olduğu bir ortamda yazmış, seçilim oyununun gen üzerinde oynandığını iddia etmişti. Tartışma nereye evrildi, bir fikrim yok. Ama evrim denen şeyin ne kadar kolaylıkla ne kadar çeşitli yanlış anlamalara mevzu olabilir olduğunu, söz konusu

Kadınlar, Erkekler, Barbarlar, Medeniler

Berktay devam etmese de ben şu kadın, evlilik, özgürlük meselesine devam etmek niyetindeydim. Tam da az sonra yapacağım gibi devam etmeyi düşünüyordum. Ki… Berktay yine şahane bir pas attı. Ortaçağ Avrupa’sında barbar kavimlerin evrimleşme süreçlerinde fevkalade özel bir takım muammalar görmüş ve çok derin olduğunu varsaydığı sorular soruyorken diyor ki mesela (imlaya dokunmadım): “ “Her

Avrupa’da Evlilik ve Aile

Berktay’a üzülmeyi sürdürüyorum. Ama kendi açımdan seviniyorum, çünkü bazı şeyleri dile getirmeyi fena halde kolaylaştırıyor Berktay’ın halleri  (alıntılarda imlaya dokunmadım). “Oysa Kavimler Göçü büyük bir hendek, hattâ bir uçurumdu gerçekten. Birinden diğerine evrimci bir geçiş söz konusu değildi” demiş. Duby’i okumadım, Berktay’ın anlattığı şekliyle hadise nasıl olmuş? Avrupa denen coğrafyada Roma düzeni varmış. O düzenin

Amerika’yı Yeniden Keşfetmek

Dünden devam edeyim. Erdoğan’ın, Kalın’ının ve sair neferinin yapıp ettiklerini onaylamak aklımdan geçmez. Geçmeyeceğini tekrar tekrar, her ihtiyaç duyduğumda dile getiriyorum. Zerre kadar zihinsel birikimleri olmadığı, memleketi ve dünyayı zerre kadar anlamadıkları, aradan geçen süre içinde gizlenemeyecek kadar belirginleşti zaten. Bir parantez açayım. Memleketin modernleştiricilerine —yani “bu memleketin modernleştiricileri biziz ha, şaşırmayın” deyip duranlarına— şapka

Tarihin Tarihi

Berktay Osmanlı’nın modern sayılıp sayılamayacağı sorusunu fırsat bilip, tarihçilerin Avrupa merkezli yaklaşımlarının tarihini eleştirmeye soyundu (bağlantı bugüne kadarki son yazıya, devamı olacak mı, bilmiyorum). İyi yaptı. Biz tarihçilerin yaklaşımının tarihi hakkında bir şeyler öğrendik ama esasen Berktay hakkında zaten biliyor olduğumu düşündüğüm şeyleri teyit etti. Şöyle olmuş anladığım kadarıyla. Avrupa bir şeyler başarmış, zenginleşmiş. O

Doğru Çekiç

Berktay ilginç bir şey deniyor. Doğru anlıyorsam, “düşünürken, konuşurken, yazarken müracaat ettiğimiz kavramlar nötr değil, Batılı” demeye çalışıyor. “Bir kavram haritamız var, bir nevi alet çantası. O alet çantasındaki araç gereç başkalarının kendilerine göre, kendi ölçülerine göre geliştirdikleri şeyler, bizim elimize pek yakışmıyor.” Galiba böyle diyor. Galiba bunu önemsiyor. Ve galiba… Bunun böyle olmayabileceğini düşünüyor.

Boyun Eğme, Eğdirme

Kendilerine solcu diyenlerin sol derken nasıl bir şeyden söz ettiklerini tarif etmeye çalışıyordum. Onların yapıp ettiklerinin benim zihnimde oluşturduğu failin bir robot resmini çıkarmaya yani. Gazete Duvar’da Mücahit Bilici’nin “Sol nedir, sağ nedir?” başlıklı bir yazısını görünce duyduğum hevesi tahmin edebilirsiniz yani. Ama o heves çok kısa sürdü. Muhayyel bir dünyanın solu ve sağı üzerine,

Uzun Bir Gezinti

Biri bir video paylaşmış, Çin’den… Paylaşılan videonun kendisi daha çeşitli bir şey ama yüklemeyi beceremedim. Az çok şöyle bir şeydi. Sizinle paylaşmaya çalıştım ama başından sonuna izlemedim, izleyemedim. Zıplaya zıplaya baktığım karelerin hemen hepsi, midemi bulandırdı. Bir başkası videonun altına, “vay be ne disiplin, bu sayede pandeminin hakkından geliyorlar işte” diye yazmasa, aşağıda diyeceklerimi bambaşka

Kuhn’u Nasıl Bilirsiniz?

Scientific American’da John Horgan, koronavirüs üzerinden sağcı postmodernizmi hedef tahtasına yerleştirmiş. Bu vesileyle, Kuhn’la bir vakitler MIT’de yaptığı bir söyleşiyi hatırlatıyor. Bazı şüpheciler, mesela HIV’nin AIDS’e yol açıp açmadığını sorguluyorlarmış. Beyim demiş ki Kuhn’a, “haklı da olabilirler haksız da, ama haklılarsa da, haksızlar da, bunun sosyal/kültürel/dilsel bağlamla bir alakası olamaz.” Kuhn başını sallayıp, Horgan’a pek