Belki basketbol oynayacaktı. Haftanın en az üç günü okul takımının idmanlarında ter dökerken vücudunun kimyası değişecek, fiziksel ve ruhsal olumsuzluklara karşı direnç kazanacaktı. Kocaman bir topu yüksekteki küçücük bir çemberden geçirebilmek için çabalarken, adaleleri, başka alanlarda da işine yarayacak olan bir yığın beceri biriktirecekti. Hafta sonunda aynı takımda yer alacağı arkadaşları ile her idman günü,
Kordonboyu’nda bir akşamüstü. Eski dostlar oturmuş, Kordonboyu boyunca denizi doldurup araç trafiğini hızlandırmayı akıl eden akıllar hakkında fikir teatisinde bulunmaktayız. Çoğumuz Kolej mezunu. Benden birkaç sonraki bir dönemden olduğunu anladığım biri geldi, gruba katıldı. Kısa birkaç hamleden sonra, Kordonboyu’na müdahale eden zihniyeti insan türünün tümüne teşmil ederek, “İnsanlığın bir yılda tükettiği miktarı doğa bir yılda
Yine futboldan bir misal vereceğim, ama derdim futbol değil. Türkiye’de maç başına atılan gol oranı yıllar boyunca istikrarlı bir biçimde düşmüş, neticede 1986-87 sezonunda ligde yapılan her üç maçtan ikisi ya 0-0 veya 1-0 bitmişti. Futbolda, bilenler bilir, maharet isteyen şey gol atmaktır. Dolayısıyla düşük gol ortalaması düşük maharet seviyesi manasına gelir. Neden Türkiye’de maharet
Sayın Erdoğan, anladığım kadarıyla, 6-7 Eylül olaylarını gündeme getirerek, Devlet hakkında demek istediklerini demiş. Bu hususta söylemek istediklerimi kısa paragraflar halinde özetlesem bile, geride birçok şey kalacak. Yine de başlayayım. Öncelikle, Sayın Erdoğan’ın tespitinin, karşısında mevzilenmiş olanların bir bölümünü zor durumda bırakan bir tespit olduğunu teslim etmemiz lazım. Bazılarının, daha önce dile getirdikleri görüşleri sebebiyle,
Komplo teorisyenleri Apollo aracının aslında aya filan inmediğini, ABD’nin bütün dünyayı işlettiğini ispat etmeye çalışadursunlar, bence, ABD Aya Yolculuk projesinden muradını, daha araç aya inmeden elde etmişti. Apollo Projesi, bir bakıma yaşadığımız dönemin en büyük Mısır Piramitleri projesiydi. Üretim fazlasını emmek gibi muazzam bir fonksiyonu vardı. Ki bugünlerde üretim fazlasını emmenin ne kadar müşkül ve
Ömrü yarım asrı bulmuş olanların gençliği Japon mucizesi nutukları dinleyerek geçti. Japonya’nın 60’lı ve 70’li yıllardaki beklenmedik iktisadi performansını açıklıyormuş gibi görünen faktörlere neredeyse her gün bir yenisi ekleniyordu. Ülkenin tarihinin, sosyal organizasyonunun, Japon kültürünün hemen her unsuru ile zenginleşme arasında bir illiyet bağlantısı kurulmuştu herhalde. Nihayet “Japonlar ailecek bir arada ve çıplak yıkanırlar, böyle
Henüz TRT’den başka televizyon yoktu, Birand 32. Gün’ü TRT’de yapıyordu. Arada bir Roma veya Tokyo’ya uğrasa da, genellikle Washington, Moskova, Londra, Bonn, Paris arasında gezinmekle yetiniyor, bu da beni fena halde kızdırıyordu. “Bu dünyanın Kahire’si, Rio’su, Tahran’ı yok mu” mealinde bir yazı yazıp gazeteye yolladım. Yollar yollamaz pişman oldum. Ama teknoloji bugünkü gibi değildi, yazının
Futboldan söz edeceğim, ama peşinen uyarayım, bu bir futbol yazısı değil. Bilmeyenler için manzarayı bir özetleyeyim: Beşiktaş ve Fenerbahçe, on gün arayla iki kere karşılaştılar. İlk maç Beşiktaş, ikincisi Fenerbahçe açısından daha anlamlıydı. İlkinde Beşiktaş’ın saha, seyirci gibi avantajları, Fenerbahçe’nin sakat ve cezalı oyuncuların çokluğundan kaynaklanan dezavantajları daha fazlaydı. İkincisinde ise şartlar, az da olsa,
Einstein’in “Bir önyargıyı yıkmak, atomu parçalamaktan zordur” deyişi meşhurdur. Haklı çıkmak için elinden geleni de esirgemedi. Kuantum teorisinin Kopenhag yorumunu çürütmek için bir ömür harcadı. Ne yazık ki önyargıları hatalıydı. Çürütülemeyecek bir şeyi çürütmeye uğraşıyordu. İşin daha eğlenceli yanı da şu: İnsanlığa izafiyet teorisi gibi muazzam bir eser hediye etmiş olduğu halde, aldığı yegâne Fizik
Güzelbahçe’de, yolumun üstünde bir köpek vardı. Önünden biri geçmeye görsün, zincirini sanki koparacakmış gibi gerer ve var avazıyla havlardı. Köpeklerden zaten korkardım, bunun sergilediği şiddet beni iyice gererdi. Zincire ne kadar güvenirsem güveneyim, köpeğin önünden her geçişte yüreğim ağzıma gelirdi. Bir gün bir tuhaflık hissettim. Köpek köşeden döndüğümü görünce yine havlamaya başladı, ama havlamanın şiddeti