Kategori: Akşam Gazetesi Yazıları

Emine Hanıma Açık Mektup

Sayın hanımefendi, Siz Ferit’i tanımazsınız. 1970 güzünde memleketin dört bir yanından toplaşıp gelen doksan altı ürkek çocuğun arasında olmasaydı, ben de tanımayacaktım. Düpedüz birer kobaydık. Ama çok küçüktük, o ıssız tepede bulunmanın bir imtiyaz olduğunu söylediklerinde inandık. Çok küçüktük, çoğumuz imtiyaz sahibi olmanın tafra yapma, kostaklanma, rövanş alma fırsatı sağladığını akıl edemedik. Aksine, imtiyaz sahibi

Endüstri Sonrası Toplum, Nihayet

Gençken, kız kardeşimle hep uzun süren sohbetlerimizin birinde, Bilge Karasu’nun hikâyecilik anlayışının beni neden açmadığını ifade etmeye çalışırken, elimizin altındaki Göçmüş Kediler Bahçesi’ne müracaat etmiştim. İlk hikâyenin ilk cümlesi miydi, şimdi tam hatırlamıyorum, “Bu kapıdan geçtikten sonra artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordu” gibi bir cümle denk geldi. Böyle kapılar pek seyrektir. Ama daha

Kim Yapıyor Bu Gündemi?

Fizikçi Alan Sokal fizik alanına katkıları sayesinde değil, yazdığı tamamen zırva bir makale sayesinde meşhur oldu. Makalesini, bilimsel olduğunu iddia eden bir dergi yayınlamaya değer bulup yayınladı. Sokal, bu defa başka bir dergiye, bilimsel görünümlü makalesini ihbar eden bir yazı yazdı ve postmodern dergilerin standartlarının bilimsellikle alakası olmadığını anlattı. Yaptığı dâhice bir işti. Ama yaptığı

12 Eylül Mantığı

İstatistik biliminin babası sayılan Galton bundan yüz yıl kadar önce, bir hayvan pazarında bir tahmin yarışmasına şahit olur. Satışa çıkarılan bir hayvanın ağırlığı hakkında tahminler yürütülmektedir. Galton bütün tahminleri toplar ve tahmin sayısına bölerek ortalamayı hesaplar. Şaşkınlıkla görür ki, gerçeğe en yakın tahmin, tahminlerin ortalamasıdır. Surowiecki, Wisdom of Crowds adlı kitabına bu anekdotla başlar. Kitap

İntihar Etmeyin, Bir İşe Yarayın

Yanlış hatırlamıyorsam Latif Demirci’nin Gırgır’da yayınlanan bir karikatürü vardı. Demirci’nin budala çizgi karakteri masanın altına girmiş sufle ediyor, Doğramacı da bir gazeteciye Elektrik İdaresini Elektrik Mühendisliğine bağladığını filan açıklıyordu. Sadece Doğramacı’yı gören gazeteci, not tutarken bir yandan da hayranlığını “Uy anam ne akıllar” diyerek gösteriyordu. Yıllar geçti, ben Doğramacı aklını andıran akıllara her şahit olduğumda

Takvim, İhtilal ve Kandil

Bütün günlerin malzemesi aynı. Her biri dünyanın kendi ekseni etrafında bir devrinden mamul. Ama 21 Mart ve 21 Aralık günlerinin, hatta 21 Haziran ve 21 Eylül’ün diğerlerinin arasından sıyrılıp imtiyazlı bir yere sahip olmalarında anlaşılmaz bir şey de yok. İnsanoğlunun bu dört güne diğerlerinden farklı manalar yüklemeye erkenden başladığı anlaşılıyor. Ya sonrası? Cumartesilerin, Pazarların veya

Boynuz Kulağı Geçemezse

Ünlü fizikçilerin hemen hepsinin hatıratında benzer bir anekdot var. Büyük heveslerle kaydoldukları anlı şanlı Fizik Bölümlerinde kendilerine, “Yanlış bölüm seçmişsiniz, fizik alanında yapılacak kayda değer bir iş kalmadı, kalan iş hamaliyeden ibaret” diyen biri mutlaka olmuş. 20. Yüzyılın başlarında da benzer bir ruh durumu hâkimdi. Fiziğin neredeyse tamamlandığı düşünülüyordu. Açıklanamayan birkaç fenomenden birini açıklamak amacıyla

İran’a Bakarken

Annemin Farah için gözyaşı döktüğüne şahit olduğumda, çok şaşırmıştım. Kendisi beş çocuğunun önüne koymak için haftada bir 250 gram kıyma bulamazken, Farah’ın tacını ve mücevherlerini kaybetmesine kahırlanıyordu. Annem elbette yalnız değildi. Türlü çeşitli sosyal kesimlere mensup, çok farklı dünya görüşlerine sahip olan komşuları ve ahbapları ile hep birlikte yas tutuyorlardı. Annemin ve arkadaşlarının tutumunu tuhaf

Bir ÖSS Daha Geçti

“Bir El Nino daha geçti” kıvamındaki tahlil ve yorumlarla, bir ÖSS daha geçti. Daha önce de oluyor muydu hatırlayamadım, bu defa çocukları haylazlığa davet edenler oldu: “Perişan oldunuz çocuklar. Yıllardır hayata dair her şeyle irtibatınız kesikti. Ama geçti. Haziran’ın ilk yarısı bitiyor. ÖSS mevsimi geçti geçecek. Şimdi komşunun bahçesinden erik çalma vaktidir.” Erik sevmem. Dolayısıyla

ÖSYM’nin İşi

ÖSYM müthiş bir iş yapıyor. Neredeyse her galibiyetin şaibeli, her ihalenin danışıklı, her başarının iltimas eseri olarak görüldüğü bir toplumda, yıllardır, neredeyse hiçbir sızıntıya meydan vermeden, kimlerin, hangi üniversitenin hangi bölümüne yerleşeceğine karar veriyor. Neredeyse her otoritenin her kararının tartışıldığı bir toplumda, ÖSYM’nin kararlarına itiraz etmek kimsenin aklına bile gelmiyor. ÖSYM işini etkileyici bir performansla