Kategori: Akşam Gazetesi Yazıları

Suçlu İmal Etme Tiryakiliği

Tam da bu kelimelerle olmasa da, ne demişti Foucault: Modernliğin tarihi, suçlu imal etme tarihidir. Çok değil otuz yıl önce, yani mesela beyin ameliyatları sırasında ameliyathanelerde sigara içilebiliyorken, gün gelip sigara içenin suçlu olacağını tahayyül edebilir miydiniz? Sigara yasağı bahane. Üzerinde konuşmaya çalıştığım şey, arkasındaki zihniyet. Nihayetinde, veririm dilekçemi, emekli olur, köşeme çekilir, sigaramı tüttürürüm.

Her İnsan Bir Boşluğu Doldurur

İnsan, özellikle kendisinden genç ve kendisinden iyi bir insanı kaybettiğinde, tuhaf bir suçluluk hissine kapılıyor. Yaşıyor olmaya özür bulmak zorlaşıyor. Sartre çok haklı. “Her insan bir boşluğu doldurur” demişti. “Ancak o boşluk, eğer o insan var olmasaydı var olmayacaktı.” Dostunuz hiç doğmamış olsaydı, herkesin yine bir hayatı olacaktı. O hayatların her biri yine bir türlü

Çocuklar Öldürülmesin, Şeker de Yiyebilsinler

6 Ağustos 1945’te Hiroşima dünyanın ilk uranyum bombasıyla müşerref olmadan önce Japonlar teslim olmaya zaten hazır idiler. Tereddüdü olan Japon vardıysa, bombadan sonra kalmamıştı herhalde. Yine de Amerikalılar üç gün sonra Nagazaki’yi bombalamadan masaya oturmaya yanaşmadılar. Neden biliyor musunuz? Nagazaki’ye atılan farklı bir bombaydı, bir plütonyum bombası. Müdebbir devlet, hangisinin çalışacağını bilemediği iki farklı bombayı

Fenerbahçe Neden Ajax Kadar Olamadı?

Eskişehirspor’un müesses nizama başkaldırdığı yıllardı. Şampiyonluk iddiasıyla açılan bir sezonun Eskişehir’deki ilk maçında, misafir Altay’dı. Mustafa Denizli, o zamanki namıyla Büyük Mustafa, Eskişehirspor’u neredeyse tek başına teslim almış, Altay maçı 2-0 kazanmıştı. Eğer Altay’ın doğru dürüst bir santrforu olsa, Eskişehirspor tarihi bir hezimete uğrayabilirdi. Tribünlerdeki şaşkınlığı ve hayal kırıklığını tahmin edebilirsiniz. Hayalleri yıkılmış yirmi bine

İşlerimizi Nasıl Kurtarırız

Tanıştığım ilk bilgisayar, ODTÜ’nün devasa IBM 370’i idi. Devasa dedimse… Birkaç yüz metrekare alan filan kaplıyordu. Yoksa ana belleği 512 kilobayttan ibaretti. Yanlış hatırlamıyorsam birkaç megabayt da diski vardı. Yine de döneminin harikalarından biriydi. Galiba birkaç milyon doları bulan kirası vardı. ODTÜ onu yıllarca kullandıktan sonra daha iyisiyle değiştirmeye karar verdiğinde, sökülüp Pakistan’a taşınacak kadar

Yine Meslek Liseleri

Okul sadece bir kitle imalat teknolojisi değil, aynı zamanda stoka imalat yapan bir teknolojidir. Eski zaman fabrikaları gibi yani. İyi kötü bir üretim planlaması yapar, bu plana göre üretirdiniz. Ürettiğinizi stoklara yığardınız. Eğer talep arzdan kâfi miktar büyükse, çok da sıkıntı çekmezdiniz. Pazarlamacıların stokları eritme hızı, sizin üretim hızınıza aşağı yukarı denk olurdu. Kısacası, siz

İmanları Gözlerimi Yaşartıyor

YÖK beklenen işi yaptı, kurumu fethetmek için göze alınan onca fedakârlığın hakkını verdi. Mukabil olarak, birkaç perde aşağıdan da olsa, bildik ezberler sütunlara döküldü. Nihayet TÜSİAD da buyurmuş ki, “Başlangıçta imam yetiştirmek üzere kurulan İmam Hatipler zamanla amacından sapmış”mış. Bu arada… Kanlı düşmanları bile birden TÜSİAD’la aynı saflarda bulunmaktan pek memnun göründüler. Lakin bir problem

Eskişehir’in Plajı ve İmam Hatipler

Okudunuz mu bilmem, Deccal’in şöyle tuhaf bir metodolojisi vardır: Nietzsche Hıristiyanlığın kutsal metinlerini cümle cümle didikler. Bu cümlelere iman etmiş herhangi bir kişinin neleri beceremeyeceğini gösterir. Böylelikle de Hıristiyan bir medeniyetin sınırlarını ortaya koyar. Çok akıllıca bir metodoloji gibi görünüyor. Bence fazla akıllıca zaten. Lakin bu tuhaf metodolojinin tuhaf bir de defosu var: Yahudi-Hıristiyan geleneğinin

Mimarlar Ne İşe Yarar?

Biz gençken Mimar Odaları, Devrimin Türkiye Etabının ihalesini üstlenenlerin arasındaydı. İşin ölçeği muazzamdı, muazzam vakit ve enerji gerektiriyordu. Memleketin mimarlarının ve mimarlığının dertlerine tahsis edecek imkân kalmıyordu. Ama belki de devrimden sonra mimarlığa ve dolayısıyla da mimarlara lüzum kalmayacağını düşünmüşlerdir. Dolayısıyla da vakit ve enerjilerini fani işler için heder etmeyi içlerine sindirememiş de olabilirler. Thomas

Mektepler ve Camiler

Amerikalıların Nasreddin’i Murphy’e göre, eşinizi boşamayı aklınıza getirmeyin, boşarsınız. Evdeki antika İran halısını satmayı aklınıza getirmeyin, satarsınız. MEB’in aklına kıymetli okul binalarını satmak tam hangi tarihlerde düştü, hatırlamıyorum. Henüz satmamış olmaları bile başarıdır yani. Ama satacaklardır. Bu Bakan olmazsa bir sonraki satacak, bu müsteşar beceremezse, becerebilecek olan gelecektir. Babamın mezunu olduğu Eskişehir Ticaret Lisesi’ne, birkaç