Sayın vekilim okumamı isteyerek bir analiz paylaşmış (http://michaelsikkofield.blogspot.com.tr/2016/07/15-temmuz-2016-darbecigi.html). Okudum. Şunu anladım: 15 Temmuz teşebbüsü, küresel çete adı verilen bir öznenin, başarısız olmasını baştan planladığı bir tiyatro imiş. Derin vukufuyla bizi aydınlatan yazar, onca çabasına rağmen hiçbirimizin meseleye uyanamayacağımızdan da son derece emin —ve elbette bu hal kendisini fena halde ye’se sürüklüyor. İnsanın içi kıyılıyor. Her
Ömrü olanlar, 15 Temmuz gecesi Erdoğan’ın Ege kıyılarında neler yaşadığını öğrenecek herhalde. Yunanistan’a gitmek gibi bir alternatifin masaya gelip gelmediğini, geldiyse saat kaçta gelip kaçta masadan kaldırıldığını mesela… Ama Erdoğan dâhil hiçbir aktörün iç dünyasında yaşanmış olanları güvenilir bir biçimde öğrenemeyeceğiz. Normal insan tabiatından yola çıkarak şunu tahmin edebiliriz ki, hemen herkes, birbirine tamamen zıt
Daha önce bir günde iki yazı yazmamıştım, ama bugün özel bir gün. “Hayatı futbol sayesinde öğrendim” deyip duruyorum ya, futboldan misal vereyim yine. Diyelim kalenize korner atıldı, top sekti, sağ bekiniz topu kaptı ve fırladı. Hızla rakip sahaya geçti. Bütün sahayı kat etti ve kafasını kaldırıp baktı ki… Arkadaşlarının hiçbiri kendisine yetişememiş. “Ya biri yetişirse”
Dün gece 22:30 civarında yaptığım —ve arayanlarla paylaştığım— tahminim şuydu: Cemaatçi bir grup subay bir darbe hazırlığı yaparken, darbeye katılmayan subaylar tarafından deşifre edildiler. Hazırlıklarını tamamlayamadan, bir darbe için çok erken sayılabilecek saatlerde düğmeye basmak zorunda kaldılar. Yani prematüre doğan bir teşebbüsle karşı karşıyayız. Beş saat sonra farklı düşünmeme sebep olan bir şey yok. ***
Neden hep Fransa ve Türkiye? İki ülkenin istihbarat servislerinin —daha genelde devletin— laçkalığı arasında bir benzerlik var mı bilemiyorum. Belki de bir Fransa’nın iki Türkiye’nin vurulmasının bu kadar basit bir açıklaması vardır. Bir de, biraz daha girintili çıkıntılı bir açıklama var: İran. Neticede, Suriye’den uzak tutulması gereken, Suriye üzerine hisse talep edebilecek iki ülke Fransa
Keynes 1930’da “Economic Possibilities for our Grandchildren” başlıklı bir makale yazmış (http://www.econ.yale.edu/smith/econ116a/keynes1.pdf), benim yeni haberim oldu. 1930’un çok bulutlu ortamında, “iyiye gidiyoruz” diyen bir makale. Önce —kendi terimlerimle söyleyecek olursam— fay kırıklarında meydana gelen gerilimleri abartmamak gerektiğini, asıl önemli olanın levha hareketlerinin istikameti ve büyüklüğü olduğunu söylüyor. Bakmamız gerektiğini söylediği yerde ise teknolojik gelişim ve
Salih Tuna, akla saydığı şeyiyle döktürmüş yine (http://www.yenisafak.com/yazarlar/salihtuna/akpli-firildaklarin-akli-ve-kafayi-yakan-adama-not-2030305). Anladığım kadarıyla eski müttefiklerin bir bölümü “üst akıl diye diye kafayı yedik” mealinde utangaç itirazlar dile getirmeye başlamışlar. Salih Tuna da Aytunç Altındal’dan Necip Fazıl’a birçok delil getirip, bizi imha etmeden huzura ermeyecek bir üst aklın mevcudiyetini ispatlıyor (!) sağ olsun. *** Rusya ve İsrail manevralarının yönetiliş
Chilcot Raporu, tahminim o ki, her isteyene istediğini verecek. Tamamen müdafaasız kalmış olan –ve iyi ki öyle– iki kötü adam, Bush ve Blair dışındaki herkese… Raporun tamamını okuyan olacak mı, bilmiyorum. Kendi hesabıma, 150 sayfalık yönetici özetini bile okuyabileceğimi zannetmiyorum. Ama anlaşılan o ki, raporda, bilmediğimiz pek bir şey zaten yok. Saddam’ın Kitle İmha Silahları
Alvin Toffler geçen hafta öldü. Kendisine çok şey borçluyum. Geleceğe bakmak gerektiğini ondan öğrenmedimse de, geleceğe nasıl bakılacağını ondan öğrendim. Değişime dost veya düşman olmak gerekmediğini, geleceğe daha yansız bakılabileceğini mesela, onun sayesinde talim ettim. Güya sistemciydim ama sektörlerin karşılıklı etkileşim içinde, hep birlikte değişiyor oldukları bilgisi de, bende, Toffler sayesinde ete kemiğe büründü. Belki
Erdoğan zor durumda. Yeni bir şey değil, Gezi’den beri zor durumda. *** Yani mesela “bu Mavi Marmara çıkışı, arkasındaki desteği şu kadar zayıflatır” filan diyor değilim. Zaten zayıflatmaz. Çünkü… Şöyle başlayalım: Durmadan bindirmeler yapan ve rakip defansta sıkıntıya yol açan bir sağ bekiniz olsun. Maçın bir dakikasında, mesela sakatlansın veya çok yorulmuş olduğunu düşündüğünüz için