Seçimden önce, daha doğrusu 7 Haziran’dan sonra iki tahminde bulunmuştum: (a) AKP-CHP oyları toplamı düşecek, MHP-HDP oyları toplamı yükselecek, (b) 1 Kasım’da seçime katılım oranı düşecek. İkisinde de yanıldım. İkisinde de yanıldığımı, 1 Kasım’a yirmi gün kadar kala teslim ettim. “Yazayım” diye geçti içimden ama telaştan fırsat bulamadım. Tahminlerimi neye yaslandırdığımı az çok yazmıştım. Neden
Daha önce gönderme yapmış olmalıyım, Toffler İkinci Dalga Medeniyetinin örtük kodu olarak altı unsur sayar: Standardizasyon, uzmanlaşma, senkronizasyon, yoğunlaşma, maksimizasyon ve merkezileşme. İkinci Dalga Medeniyeti yerine siz modernlik deyin, sanayi çağı deyin… Benim açımdan, İkinci Dalga Medeniyetinin örtük kodu, Aydınlanma aklı deyip durduğum şey. Toffler’ın saydığı altı maddeden ibaret değil Aydınlanma aklı ama bu altı
Bu bir savaş. Paris’in göbeğinde bunca saldırıyı eşzamanlı olarak gerçekleştirmek… Bence başka türlü adlandırılamaz. Zaten herkes de savaş terminolojisiyle konuşuyor. Eğer bir savaş varsa ve savaş hakkında konuşacaksak, savaşın tarafları arasında bir tercih yapmak zorundaymışız gibi bir genel kabul var anladığım kadarıyla. Benim böyle bir kabulüm yok. Savaşan tarafların ahlaki/insani değerleri arasında bir tercih yapmak
Melis Alphan kendi sosyal cehaletini –doğru anladıysam, elbette bir zamanlarki cehaletini kastediyor, yoksa şimdi âlim sayılır– okuduğu seçkin okula bağlamış (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/melis-alphan_350/kimsenin-kimseye-cahil-demeye-hakki-yok_40011634). Siz siz olun, çocuklarınızı öyle okullara yollamayın, onlar Alphan’ın başarısını tekrarlayamayabilir ve hep cahil kalabilirler gibi anladım ben. Veya, şu okullara bir el atıverelim de kimse çocuklarını öyle Amerikan Kız Lisesi gibi okullara yollayamasın,
“Kıroyum ama para bende” aforizması dolaşıma girdiğinde, fena halde içim ezilmişti. Herhangi bir işin hakkından gelebilmiş olmayan ama kendilerinde derin kıymetler vehmeden İstanbul soytarıları, Özal politikalarının artçı dalgalarının neticesinde hızla irtifa kaybetmekteydiler. Aktüel, Tempo filan gibi dergiler, anladığım kadarıyla, irtifa kaybının yol açtığı duygusal hasarı telafi etme –böylelikle de ilgili güruha dergi satma– kaygısıyla, “ama
Bayern Münih’in önümüzdeki sezon Avrupa Liginde Osmanlıspor ile eşleştiğini ve 4-0 kazandığını düşünün. Maçtan sonra Bayern taraftarları “vur vur inlesin, Melih Gökçek dinlesin” diye tezahürat yapsa… Guardiola maç yorumu için kameraların karşısına çıktığında –bir Ankara gazetesinin maç öncesi yaptığı Viyana kuşatmasını hatırlatan bir sayfaya gönderme yapıp– “Viyana kapılarından da eli boş dönmüştünüz zaten” filan dese…
Ortaya çıkan, benim anlayabileceğim ve anlamlandırabileceğim bir şey değil. Kendimi çok zorlarsam, ancak şunu söyleyebilirim: Açıklamaya muhtaç olan –1 Kasım neticeleri 2011’i andırdığına göre– bu geceki neticeler değil, 7 Haziran neticeleridir. Böyle bakarsak, 7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki temel farkın “Erdoğan’ın Başkanlığı” olduğu söylenebilir belki ve buradan yola çıkarsak, ahalinin, AKP ile bir sıkıntısı
Gülen çetesine, daha çete tabirini hak etmediği, henüz emeklemeye başladığı yıllardan bile karşıyım. AKP’ye daha ilk günden itibaren karşıydım. Ama iki karşı olma hali arasında anlamlı bir fark var. Gülen çetesi, daha emeklemeye başladığı yıllarda, kudretin temerküz edilmesi esasına göre örgütlenen bir şeydi. Fikirlerine, dünyayı kavrayışlarına, yani mazrufa karşı çıkıp çıkmamak hususunda bir analize filan
Hawking 1988’de A Brief History of Time’da Her Şeyin Teorisini (Theory of Everything) geliştirmenin an meselesi olduğunu öne sürmüştü. 2001’de The Universe in a Nutshell’in girişinde, on üç yıl önceki kehanetini hatırlatıp, Her Şeyin Teorisinin artık o kadar yakın görünmediğini itiraf etmişti. Her Şeyin Teorisi, bana 1988’de de pek yakın görünmüyordu. Başka her şey bir
28 Şubat’ın iğrenç günleriydi. Bir iş görüşmesi vesilesiyle emekli bir Kurmay Albayla tanıştık. Birkaç dakika geçti, geçmedi, sayın Albayımız birkaç gün önce başından geçen bir hadiseyi anlatma ihtiyacı hissetti. Neymiş, bir arkadaşları vefat etmiş, cenaze namazına gitmişler, cemaat bunlara “hem bizi aşağılıyorsunuz hem de kendinizin kılmadığı cenaze namazınızı bize kıldırıyorsunuz” der gibi bakmış. Sayın Albayımız