Duvar, Zafer Fehmi Yörük ile konuşmuş (http://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2017/01/04/turkiye-toplumuna-format-atiliyor/). Yörük, Klein’ın Şok Doktrinini hatırlatıp, Türkiye’nin ve bölgenin mevcut hallerini açıklamaya çalışmış. Başarılı olmuş mu? Bence halimize bir ışık tutmuş. Ama… Klein, bildiğim kadarıyla, kendi şeytanı olan Friedman üzerinden, sanki kapitalizm —hatta insanlık— tarihinin yeni bir icadından söz ediyor gibiydi. Yörük de sanki öyle yapıyor gibi. Hâlbuki mesela
Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Büyükerşen ile sohbet ederken, laf arasında “Türkiye Pakistanlaşacak” dedi. Güldüm, “İranlaşacak, Arabistanlaşacak, Malezyalaşacak, laflarına alışkındık, Pakistan nereden çıktı” diye sordum. O sohbette dikkatimi çekti, Pakistan AKP iktidarında Türkiye gündeminden büsbütün düşmüştü. Biz çocukken Pakistan’ın, bir Müslüman devlet olarak —ve öyle olduğu halde, laikçi iktidarlar tarafından da desteklenen— çok özel bir statüsü vardı.
Yine kan döküldü. Kan kokusunu kilometrelerce uzaktan alan itler yine sosyal medya hesaplarından havlamaya başladılar. Taşları bağlayıp itleri salanlar, yine, aynı sersem gevezelikleri edip duruyorlar. Kan dökülmesi çok can yakıcı. Ama kan dökülmesinden daha can yakıcı olanı, kan kokusuyla birlikte hep bir ağızdan havlamaya başlayan itlerin karşısındaki çaresizlik. İnsanlıktan nasibi olmayan, “hilkatin çamurlarını necasetle yoğurduğu,
Dünya, 60’ların başı itibariyle mühim bir faz değişikliği yaşadı. Sanayileşmiş ülkelerde ekonomi talep-çekişli olmaktan çıkıp arz-itişli olmaya başladı. O güne kadar ekonomi literatüründe bambaşka bir mana taşıyan ve son derece seyrek bir kullanımı olan bir kavram, yeni bir muhteva kazanarak literatürün merkezine doğru yola çıktı: Talep yetersizliği. Talep yetersizliği kavramının yaygınlaşmasının teknik manası aşikârdı, imalat
Ferruh ne vakittir Hakan Kaynar’ın Projesiz Modernleşme kitabından söz ediyordu. Kitabın arkasındaki emeğe müthiş saygı duydum. Kaynar’ın temel varsayımlarını bütünüyle paylaşıyorum. Buna mukabil, metodolojisi ve bazı çıkarımları konusunda itirazlarım var. Ama bugünün mevzuu o değil. Kaynar’ın kitabından da görüyoruz —gerçi, eğer istersek, kitaba ihtiyaç duymadan da hatırlayabiliriz— ki, Cumhuriyet, bütün Türkiye’yi ama en çok da
Faust, bir Orta Avrupa halk hikâyesi idi. Bütün halk hikâyeleri gibi, ortada onlarca versiyonu dolaşıyordu. Bütün versiyonların ortak paydası, dünyada istediğini elde etmek için ruhunu şeytana satanların başlarına, bu dünyada neler geldiği idi. Öbür dünyada değil, bu dünyada… Faust hikâyeleri insanlara, “ruhunuzu şeytana satmayın” diyordu. Yani? Evet, gönlünüzden neler neler geçiyordur ama kendinizi frenleyin. Sizi
Meslektaşlarımla İnternet üzerinden dünya ve Türkiye ahvalini tartıştığım dönemde, bir gün, “futbolcuların yaptığı şey, hepinizin yaptığından daha zor” mealinde bir laf ettiydim. Sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde, müstekbir ofislerde, sayısız yanlış karar veriliyor, her an. Sadece devletlerde de değil, hisse senetlerinin değeri ok gibi yükselen devasa özel teşebbüs kuruluşlarında da… Ama bu kararları, nasıl
Siyasette en yoğun gözlem yaptığım dönemde, 1995-97 arasında, MHP parlamento dışıydı. Ama —bana çok tuhaf gelen bir biçimde— MHP’lilerin canını, parlamento dışı kalmaları değil, medyada görünemiyor olmaları daha çok yakıyordu. Bana tuhaf geliyordu çünkü medyada görünemedikleri için bir sonraki seçimde de parlamento dışında kalacakları gibi bir korkuları yoktu mesela. Barajı zaten yine geçemeyeceklerini düşünüyorlardı —1999
Amerikan seçimleri gösterdi ki, Türkiye’yi ırgalayan sosyal gerilimler Türkiye’ye has şeyler değil. Türkiye’de esas fay kırığı, her şey kendilerine sorulsun isteyenler ile kendilerine bir şey sorulması gerekmeyenler arasında idi. Mezun olduğum lisenin ve üniversite bölümünün mezunlar listelerinde, İnternet üzerinden, yıllarca bu fay hattında biriken enerjinin tehdit edici olduğunu iddia edip durdum ve her şeyin kendilerine
Şimdi efendim, Fethullahçıların yegâne derdi Erdoğan’ı bitirmek, Rusya Büyükelçisini öldüren polis Fethullahçı, bu işi de Erdoğan’ın başına çorap örmek için işledi, Rusya Büyükleçisini öldüren polis memuru, 15 Temmuz sonrasında bilmem kaç defa Erdoğan’ın şovlarında görevliydi dediniz mi, mercimek kadar akıl sahibi olan herkes size kıçıyla güler. Memleketin kahir ekseriyeti öyle yapmıyor. O halde mercimek kadar