Kategori: Yazılar

İyi Günlerimiz

Halil Berktay beni öldürecek. Üstelik ölümümden mesul olduğunu bile bilmeyecek. Mahçupyan’a yönelik tiksindirici Güneş taarruzundan dem vuran iki yazı yazmış (http://serbestiyet.com/yazarlar/halil-berktay/buharini-anlamak-754878 ve http://serbestiyet.com/yazarlar/halil-berktay/yeni-gergedanlar-756252). Çok uzun süredir, yazılarına denk geldiğimde, nasıl bir ruh haline sürüklendiğini anlamaya çalışıyorum, anlayamıyorum. Belirteyim de kimse başka yere çekmesin, onun ruh hali hakkında bir tespit değil bu dediğim, kendi kabiliyetimin sınırları

Kıpraşmayın!

İsmail Kılıçarslan çok bunalmış (http://www.yenisafak.com/yazarlar/ismailkilicarslan/cok-bunaldik-be-reis-2035677). İnsanın içi kıyılıyor bir nevi. Kendisini kelepçeyle meclis kürsüsüne bağlayan kadın milletvekili hakkında seks içerikli, derili merili espriler yapmayı uygun bulan adamla aynı kafada, aynı safta, aynı mahallede sanılıyormuş mesela. Değilmiş yani, ama öyle sanılıyormuş. Yazık! Sadece bu kadarcık itiraz yükselttiğinde dahi hocacı diye, ihanetle yaftalanıyormuş. Yazık! *** İnsanın içi

Etiket

Ege Cansen, geçen hafta Venezuela’yı yazdı (http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/ege-cansen/maduro-nasil-madara-oldu-1617356/). Dün de Yılmaz Özdil (http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/yilmaz-ozdil/al-sana-baskanlik-1630099/)… Cansen’in yazdığına güvenirim ama Özdil’in neyi ne kadar karikatürize ettiğini bilemem. Ancak iki yazıyı da okursanız, geniş bir ortak paydaları olduğunu görebilirsiniz. Benim derdim başka. Benim Venezuela hakkındaki yegâne fikrim, arkadaşlarımın Chavez’e düzdüğü güzellemeler sayesinde oluşmuştu. Başarısız bir darbeci eskisi olarak Venezuela’nın başına

Birlik ve Beraberliğe Karşı Aşı

ODTÜ’de Management (Yönetim) dersi almaya başladığımda, dersin kitabının sadece tuğla gibi olması değil, aynı zamanda son derece sıkıcı olması da gözümü korkutmuş, kütüphanede Management adlı daha makul bir kitap aramıştım. Hani Calculus gibi düşünmüşüm demek ki, aynı adlı her kitap aynı şeyi öğretecek gibi… Sonunda aradığımı buldum. Şöyle küçük boyutlu, 60-70 sayfalık bir kitap… İçinde

Korku ve Tiksinti

Daha önce demiş olmalıyım… Mitoz bölünme vasıtasıyla hücreler tıpatıp kendilerinin kopyalarını yapar. Mesela her insan macerasına, döllenmiş bir yumurta olarak, bir tek hücre olarak başlar. O hücre mitoz bölünme yoluyla kendisini kopyalar. Sonra onlar bir daha bölünürler, bir daha, bir daha… Vücudunuzdaki hücreler böyle sayısız bölünmenin sonucu ve hâlâ bölünüp duruyorlar. İyi de… Hepsi birbirinin

İki Çete

Hevesli genç saygın profesöre sormuş, “hocam, aydın olmak için kaç üniversite bitirmek gerekir?” Profesör ciddiyetle cevap vermiş: “Üç.” Sonra eklemiş, “ama birini sen, birini baban, birini de deden bitirmiş olacak.” Benim neslimde, zannediyorum, 35 milyon nüfusun içinde bu şartı sağlayabilecek olanlar 50-60 bini geçmezdi. Babam, lise mezunu olduğu için askerliğini yedek subay olarak yapmış yani,

Memleketin Vasatı ve Seçkinleri

Önceki gün dedim ki, dünyanın her demokrasisinde seçilmiş iktidar, asker/sivil bürokrasi, yargı, üniversiteler ve medya gibi siyaset unsurları tarafından sınırlanır. Aslında bahse konu olan unsurlar siyasi iktidarın tabii ortaklarıdır. O kadar tabii ortaklarıdır ki, Birleşik Krallıkta mesela, herhangi bir kişinin aklına, “kendileri seçilmiş olmayan bu üniversiteler siyasi neticeleri olan hususlarda kendi kafalarına göre nasıl tutum

Kilit Açılmadı

Gürbüz Özaltınlı, bence sade bir özet yapmış (http://serbestiyet.com/yazarlar/gurbuz-ozaltinli/muhafazakarlarin-sinavi-anayasa-taslagi-753065). Şöyle başlıyor: “On yılı aşan Ak Parti deneyimi – ve aslında çok partili siyasi tarihimiz- toplumun rızasını almış bir siyasi hareketin iktidar olamadığını; seçim kazanmanın yönetme gücü elde etmeye yetmediğini gösteriyordu. Parlamenter çoğunluk, bürokratik vesayetin çizdiği sınırlar içinde iş görebiliyordu. Askeri bürokrasi/ Emniyet ve İstihbarat bürokrasisi/ Yargı/

Üst Akıl

Sınırımızın güneyinde yeni bir dünya kuruluyor. Daha doğrusu, yeni bir dünyanın kuruluşu işleri, bizim sınırımızın hemen güneyinde başlıyor. Ortaya çıkacak olan şey sadece bölgenin yeni şekli değil, dünyanın yeni şekli olacak —bana öyle görünüyor. Mesele, bence, hiç de petrol, enerji ve saireyle, hatta suyla alakalı bir şey de değil. Yeni dünyanın müteharrik gücü, kıtlığını bildiğimiz

Güven Her Şeydir

Türkiye’nin en çok güvenilen kurumu, uzunca bir süre TSK idi. Öyle söyleniyordu. Kamuoyu araştırmalarında kurumlar alt alta sıralanıyor, deneklere hangisine ne kadar güvendiği soruluyor, buradan da her birinin güvenilirlik notu hasat ediliyordu. Şimdi yapılmıyor mu bu iş? Yapılıyorsa neticeleri neden bizimle paylaşılmıyor, bilmiyorum. Ama şunu biliyorum ve söylemiştim, yazmıştım: “Orduya ne kadar güveniyorsunuz” sorusuna “Çok”