Yıllar önce, Ankara’da bir Silifke Gecesine katılmıştım. Yemekli bir toplantıydı. Tabii olarak Silifke havaları seslendiriliyordu. Bir ara birkaç kişi kalktı, masaların arasında kalan daracık boşlukta Silifke oyunları oynamaya başladı. Birden, diğer masalardan da kalkanlarla, otuz, kırk kişi oldular. Daha önce defalarca gösterişli sahnelerde, usta koreografların hazırladığı, özenle tasarlanmış kostümleri içindeki dansçıların haftalarca, belki de aylarca
Kılıçdaroğlu çok zor bir işi başardı. Bundan sonra başarılması gereken ise, başarılmış olandan da daha zor. Kılıçdaroğlu CHP’nin iç dinamikleri ile Genel Başkan olmadı. Birkaçını tanıdığım CHP delegelerinin belki de hiçbiri, kendi tenhalarında kaldıklarında, Kılıçdaroğlu’na yüklenen anlamı tasvip edecek insanlar değiller. Toplum istikametinden esen rüzgâra direnemeyeceklerini hissettikleri için, yelkenlerini rüzgâra açma uyanıklığını sergilediler, o kadar.
Gazetelerde köşe yazanların sadece birisini seçmem gerekse, herhalde Ege Cansen’i seçerim. Her yazdığını okumuş değilim ama okuduğum hemen her yazısıyla eğlendim, birçoğundan da bir şeyler öğrendim. Elbette her dediğine katıldığımı söyleyemem. Mesela dün, Cumhuriyet mitinglerine fiilen veya fikren katılmış olanların ortak özelliklerini sıralarken, söz konusu milyonlarca kişinin Batılı olduklarını ama Batıcı olmadıklarını iddia etmiş. Sözünü
CHP’nin makûs talihini Kılıçdaroğlu marifetiyle aşabileceği kanaati çok yaygın. Bu kanaat sahiplerinin pek çoğu, kendilerinin bildiği şeyi herkesin bildiğinden de emin. Dolayısıyla, asli misyonu CHP’nin menfaatlerini gözetmek olan Kurultayın, Kılıçdaroğlu’nu Genel Başkan seçeceğinden de şüpheleri yok. Seçmezse… Olur mu öyle şey? Bu kadar bariz bir hal varken Kılıçdaroğlu’nun seçilmemesi, CHP açısından intihar olur. Kılıçdaroğlu Genel
Allah, ahir ömründe sayın Baykal’a, bir fırsat daha verdi. Ama nafile. Sayın Baykal’ın başına gelen hal, birilerinin kendisine yönelik bir kötülük teşebbüsü müdür? Elhak, öyledir. Lakin birileri size kötülük etmeyi istediler diye başınıza kötü şeyler gelmesi şart değil. Asıl kötülüğü kendinize kendiniz yaparsınız. Mezkur videoyu bir fırsat olarak değerlendirebilseydi, sayın Baykal bu süreçten büyük bir
Anladığım kadarıyla, Türkiye’nin dış politikası eskiden öyle değilmiş ama, bir vakittir netice odaklı olmuş. Ne güzel. Türkiye’nin dış politikasını filan değerlendirecek değilim. Sahiden netice odaklı değil miydi, şimdi sahiden öyle oldu mu, bunlar ayrı mevzu. Zaten asıl önemli olanı bunlar değil. Asıl önemli olan, netice odaklılığı matah bir şey olarak değerlendiren zihin hali. *** Hani
8. Madde depremi veya 17. Maddenin akıbeti Türkiye’yi değiştirecek mi? Şüphesiz değiştirecek. Türkiye’nin istikbalinin şöyle değil de böyle olmasında, Meclisteki oylamaların mutlaka tesiri olacak. Eskişehir’de Yunus Emre Haftası kutlanıyor. Yunus Emre Haftası kutlamalarının, bırakın Türkiye’nin istikbaline, Eskişehir’e bir etkisi olacak mı? Zor görünüyor. Hâlbuki Yunus Emre’nin mirası, eğer doğru dürüst değerlendirilebilse, dünyayı bile değiştirebilir. ***
Baykal kendisini Churchill’e, Erdoğan’ı Hitler’e benzetmiş. Erdoğan da, aklınca taşı gediğine koyup, Hitler’e asıl benzeyenin İnönü olduğunu ima etmiş. Görüldüğü gibi, sayın Genel Başkanlar, engin çağrışımlara yol açan eşsiz belagat örnekleri sergileyerek, siyasi literatürümüzün zenginleşmesi konusunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyorlar. Ben de kendi hisseme düşeni ödeyeyim, dedim. Uzatmadan söyleyeyim, bence Hitler’e benzerlik yarışması yapılsa, ne Erdoğan’a,
Geçen akşam bir İngiliz televizyoncu, aramızda oturan Tahir hoca ile bir şeyler konuşuyordu. Masa kalabalıktı, benim ilgilim başka yerlere yönelikti. Meselenin İslam dünyasına dair bir şey olduğunu, hoca bana gönderme yapınca fark ettim. Tam o sırada İngiliz televizyoncu, işitmediğim sorusuyla ilişkili olarak “aptalca bir soru olabilir” diye tereddüt belirtince, Tahir hoca, “hiçbir soru aptalca değildir”
Serdar Akinan geçenlerde “Okumadıysanız Orwell’in 1984’ünü okuyun. Okuduysanız bir kez daha okuyun.” diye yazdı. İşaret ettiği şey, korkunun Türkiye’yi nasıl teslim aldığı idi. Akinan’a katılıyorum, Türkiye’de korku kol geziyor. Ancak “Tüm bu süreçte ortada olmayan aktör kim? Farkında mıyız?” sorusunun muhtemel çağrışımları hakkında bazı itirazlarım var. *** 1984’ün yorumlarının çoğu, ya seyredenlerin seyredilmesini sağlayan iki