Ortalama bir Anadolu insanının kâbusu, çocuklarının gâvurlaşmasıdır. Başımıza gelen her musibetin gâvurlaştığımız, yani öz değerlerimizi kaybettiğimiz için geldiğinden hiç şüphesi yoktur. Koskoca imparatorluğu gavurlaştığımız için kaybetmişizdir, ve saire… Haklı olmasalar da mazeretleri var. Mağlup olan her toplum az çok benzer bir ruh hali geliştirir: Bir vakitler, doğru bilgiye sahip olan, saf ve temiz bir topluluk
Açıköğretimin Avrupa’da yaşayan Türklere götürülmesine karar verildiğinde, Tahir Özgü, Almanya’da bir büro açıp sistemi kurmakla görevlendirilmişti. Uluslar arası labirentlerde, muhtemelen kendisinden başka kimsenin tam olarak anlayamayacağı manevraları yaparak, bugün imkânsız gibi görünen bir işi gerçekleştirdi. Sözünü etmek istediğim şey başka ama yeri geldi, iki hususa mim koymama izin verin. Birincisi, pek az kimse farkında olsa
Hoş görün, ben bu meseleye takıldım. “Biri sizden şikâyetçi” diye karakola çağırılsanız. Karakolda tanımadığınız biri, sizi işaret ederek, “bu şahıs bizim sokaktan geçerken bir bakışıyla kızımı (veya siz bir hanımsanız, oğlumu) baştan çıkardı, yavrum aşkından verem oldu” dese, “bir daha bizim sokaktan geçmesin” diye de talepte bulunsa n’aparsınız? Herhalde “memlekette seyahat hürriyeti var, istediğim sokaktan
Aslında köşe yazarlarının piyasalara verdiği hasar masalı konusunda ısrar edecektim ama dünün mana ve ehemmiyeti sebebiyle, bu ısrarımı Perşembe’ye erteledim. *** Ece Temelkuran’dan alıntılıyorum: Şeyh Sait isyanına katılanlar katledilir. Kesik başlar, isyana katılan Musa Beyin kız kardeşi Gülnaz Hanıma gösterilmek üzere jandarma karakolunda yere dizilir. “Tanıyor musunuz?” diye sorulur. Gülnaz Hanım, elleri belinde, kesik başlara
Yanlış anlamadımsa, yanlış anlaşıldığını ima ederek bazı düzeltmeler yapmış ama Her Şeyden Mağdur beyefendinin söyledikleri kelimesi kelimesine şöyle: Piyasalar 6,5 puan düşüyorsa, bunun sebebinin kimler olduğu ortadaymış. Kimlermiş peki? Köşe yazarları. İpe sapa gelmez şeyler yazmışlar, Her Şeyden Mağdur beyefendinin iğne oyası gibi işlediği güzelim ekonomiyi tarumar etmişler. Beyefendi gecesini gündüzüne katıyor, tam memlekette her
Hani mesela başınız ağrır. Bir süre tahammül eder, sonra katlanamayıp bir ilaç alırsınız. Baş ağrısı geçer. Aldığınız ilacın ağrıyı geçirdiğini düşünürsünüz. Muhtemelen yanılıyorsunuzdur. Muhtemelen, ağrıyla birlikte yaşadığınız süre içinde beyniniz problemi teşhis etmiş, meseleye el koymuştur. Yani ilaç almasanız da ağrınız geçecektir ama siz iyileşmeyi ilaçtan bilirsiniz artık. *** İyileşmeyi ilaçtan bilmek, yine de masum
Yaşayan en büyük matematikçilerden V. I. Arnold, Fransa’da bir süre ders verdikten sonra, bundan on yıl kadar önce yazdığı “Matematik Öğretimi Üzerine” adlı makalesinde mevcut matematik öğretme anlayışını yerden yere vurmuş. Matematik öğretmekle vazifelendirilenlerin büyük bölümünün matematik bilmediklerinin delillerinden sadece biriyim. Ben de onların kurbanlarından olduğum için, Arnold’un verdiği matematik misalleri bana Çince gibi göründü.
Kolomb’un döneminde, dünyadan biraz haberi olan herkes, dünyanın küre şeklinde olduğuna, hep batıya gidilirse doğuya ulaşılacağına inanıyordu. Ama dünyanın çevresi hakkındaki tahminler muhtelifti. Dolayısıyla Portekiz’den çıkıp Hindistan’a gitmek için ne kadar yol alınması gerektiği bilinmiyordu. Kolomb, kendisini finanse etsinler de hayalindeki seyahati gerçekleştirebilsin diye, dünyanın, bilinen bütün tahminlerden daha küçük olduğunu ısrarla iddia etti. Bu
Doğan Cüceloğlu Pazar günü TV8‘de Yılmaz Büyükerşen’le söyleşirken, söz Mustafa Kemal’e geldiğinde, “gerçeğe saygısı olan biriydi” dedi. Sayın Cüceloğlu’nun kastı tam da benim anladığım şey olmayabilir ama bence de Mustafa Kemal’in ayırt edici vasıflarından biri gerçeğe saygısıdır. Ben bu vasfı türlü kelimelerle adlandırmaya çalışıyordum, Cüceloğlu’nun tabiri cuk oturdu, kendisine borçluyum. Mustafa Kemal’in elbette zamanının ikliminden
“25 Haziran 1792 günü iki astronom, Jean Baptiste Delambre ve Pierre Méchain, Paris’ten yola çıkarlar. Yasama Meclisi’nce evrensel bir uzunluk ölçüsü birimi saptamakla görevlendirilmişlerdir… İki astronomdan biri Dunquerque’e öteki Barselona’ya gider. Bu iki kent arasındaki boylamı bir karış sektirmeden ölçeceklerdir…” Yukarıdaki alıntı, Türkçeye Metrenin İcadı ismiyle çevrilmiş olan, Fransız bilim tarihçisi Denis Guedj’in bir romanının