Kategori: Akşam Gazetesi Yazıları

Olympos’ta Akıl Tutulması

Horkheimer’in, adı kendisinden hoş bir kitabı var: Akıl Tutulması. Türkiye’de hepten bütün akıllar mı tutuldu, nedir? Yoksa yükseklerde oksijen iyice seyreldi de, Celal Şengör’den sonra, Olympos’un bir diğer sakini sayın İlber Ortaylı da koroya bu yüzden mi katıldı? Eh, “Siyaset Akademisi” başlığı altında bir faaliyete konuşmacı olarak çağrılmışsanız, faaliyetin çok faideli bir şey olduğunu ima

Genetiği Değiştirilmiş Haberler

İTO, düzenlediği toplantıyı kendi sitesinde şöyle sunuyor: “Farklı tarafları bulunan konu, çok sayıda bilim insanının yer aldığı tarafsız bir platformda aydınlatılmaya çalışıldı.” Sözü edilen konu GDO, yani Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar. İTO’nun toplantısına, gördüğüm kadarıyla sadece Milliyet ilgi göstermiş ve Tuğba Bozkurt imzasıyla “GDO’ya Farklı Yaklaşım” başlığıyla haber yapmış. Haberde İTO’nun sözünü ettiği “farklı taraflar” ve

Sokak Çocukları

Rahmetli Özal köşkte ikamet ederken, bir kanun mu, kararname mi, artık hangi husustaysa Demirel ile ters düşmüşler. Tam da o tarihlerde Demirel’in yurt dışına çıkması gerekmiş. Demirel giderken, Başbakanlığa vekâlet edecek olan rahmetli İnönü’yü “şimdi Özal seni çağırır, bir mazeret bul, ben dönene kadar köşke çıkma” diye ikaz etmiş. Ama Demirel yurt dışına çıkar çıkmaz

Çocuk Oyunu

Biz çocukken, babalarının kanatları altında her türlü riskten azade büyütülen akranlarımız, hayatta işe yarayacak herhangi bir şeyi öğrenemedikleri gibi, futbol oynamayı da beceremezlerdi. Kimse onlarla aynı takımda oynamak istemezdi. Her dem olduğu gibi yine babaları imdada yetişir, kıymetli bebelerine fiyakalı bir top satın alırdı. Şimdilerde oyun büyüdü. Rus oligarklardan Kaddafi’ye kadar her kudretli baba, çocuklarına

Dostların Haletiruhiyesi

Cemalettin Taşcı, Akşam’daki köşesinde, Celal Şengör imzalı bir yazıyı eleştirdiği Salı günkü yazısını “Yazıyı kaleme alanın, yayınlayanın, okuyup beğenip sağa sola yollayanın ruh halini anlayabiliyorum. TSK’nın maruz kaldığı şartları içlerine sindiremiyorlar. Ama o şartları değiştirmenin yolu bu değil.” diyerek bitirmiş. Zatıâlileri ikide bir unutur, herkes aynı pencereden aynı peyzajı görmez ama görse bile, herkesin dikkatini

TSK’nın Düşmana İhtiyacı Yok

Posta kutuma, altında Celal Şengör’ün imzası olan bir metin düştü. “Elit birilerinin birilerini seçmesini imâ eder etimolojik olarak. Halbuki kavram olarak elit tamamen anti-demokratik bir kavramdır. Birilerinin kendiliğinden başkalarından daha iyi bir hale geldiğini imâ eder.” filan gibi akıllarla başlıyor. Bu lafları edebilmek için nasıl bir demokrasi tasavvuru lazım, bilemedim. Ama zaten yazı boyunca öyle

Orman Kanunu

Türkiye’nin son dönemde dünya ekonomisine hediye ettiği nevzuhur dolar milyarderlerinden birini düşünün. Kimsenin yapıldığının farkına bile varmadığı işlerden, kimselerde olmayan müthiş kabiliyetleri sayesinde, milyarlar kazanmış… Ama küçük oğlunun bir baltaya sap olamayacağını da görüyor. Oğlanın tek derdi futbol. Milyarderimiz bastırıp parayı, Roberto Carlos’un bildiklerini, Carlos’u Carlos yapan her nelerse onları, satın alabilir mi? Kendisine teklif

Türbülans

Musluktan akan suyun molekülleri lavabonun giderine ulaştıklarında turnike düzenine itibar etmeyip kaynaşırlarsa ne olur? Elcevap: Türbülans olur. Ansiklopediler ve sözlükler türbülansı, bir sıvının veya gazın akış sürecinde ortaya çıkan düzensizlikler olarak tanımlar. Yani eğer çeşmeden akan su molekülleri lavabonun giderinden itişip kakışmadan, uysal uysal geçecek olursa akış düzenlidir, aksi halde vay halimize. Bilinçaltımızın nasıl kurgulanmakta

Kimse Gitmez, Atılgan

Atılgan bence faydalı bir tartışmayı, sevimli bir ısrarla sürdürüyor. Ama tartışmada kullandığı dilin bir riski olduğunu zannediyorum. Atılgan’ın yazılarını okuyan gençler, “ah ulan Hasan Pulur’un yerinde şimdi ben olacaktım, ama mübarek adam gitmeyi bilmiyor ki” gibilerden efkârlara gark olabilirler. Belki Cihangir barlarında biraz kafayı bulduktan sonra arkadaşlarına dert yanarken Atılgan’dan alıntılar yapıyorlardır. Kendi hallerine bahane

Çoktan Seçmeli

Teyzemin bir arkadaşı, çocuklar küçükken, onları yemeğe çağıracağında seslenirmiş: “Çocuklar, yemek vakti. Kabak kalle mi yersiniz, biber dolma mı?” Teyzem birkaç defa bu tür davetlere şahit olduğunda sormadan edememiş: “Yahu Leman, bir yandan çalışıp bir yandan hep böyle birkaç çeşit yemek bulundurmayı nasıl beceriyorsun?” “Sus, sus!” demiş arkadaşı, “Aslında evde birkaç çeşit yemek filan yok.