Siyaset bilimi alanında doktora yapıyorsunuz diyelim. Farklı ülkelerdeki siyasi akımları analiz ederken, yolunuz, sosyolojisi ve siyaseti hakkında hiçbir şey bilmediğiniz bir ülkeye düştü. İlk anda anladınız ki, birbiri ile rekabet halinde iki ana akım var. A akımının liderlerinden birinden randevu aldınız. Sizi muhabbetle ağırladılar. Gösterişsiz bir mekânda, mahalli motiflerin neredeyse görünmez bir biçimde yedirildiği modern
Adam bir dizi yaptı, herkes üzerine konuşuyor. Gazete Duvar’da Fırat Mollaer de yazmış mesela. Anladığım kadarıyla, kültürelcilikle meselelere yaklaşmanın doğru olmadığını, sınıfsallığı unutmamamız gerektiğini söylemiş. Ve sonra şöyle bitirmiş yazısını: “O zaman bu resim kime hizmet eder? Tekno-muhafazakârlığın kapitalist HES projelerine karşı mekânlarını savunan köylüler bu büyük resimde anlatılan mahallenin neresinde dururlar? En temel insan
1980’lerle birlikte İzmir hızla çökmeye başladı. İzmir’i çok seven, İzmir dışında yaşayan ve fakat ayda en az bir defa İzmir’e gidip gelen biri olarak, bir şeylerin yolunda gitmediğini, bir şeylerin raydan çıktığını hissediyordum. Ama İzmirliler hallerinden pek de mutsuz görünmüyorlardı. Eh, sezgilerimde yanılıyor olabilirdim. Veya daha önce de benzer —konjonktüre bağlı— duraklamalar yaşanmıştı, kısa sürmüştü,
Richard Florida 2010’da The Great Reset adıyla bir kitap yazmış. Yeni haberim oldu ve yeni haberim olmasından utandım. Okumaya başlayınca da kendimi fevkalade lüzumsuz hissettim, adam benim söylemeye çalıştığım her şeyi yazmış gibi görünüyor. Şimdilik anladığım, içinde debeleniyor olduğumuz ve hiç bitmeyecekmiş gibi görünen krizi geçmişteki benzer dönemler ile mukayese ediyor, bambaşka bir geleceğin bugünlerde
Trump beklenenden çok oy almış, öyle diyorlar. Cümleyi tersten kurarsak, demek ki, hanımefendiler, beyefendiler, Trump’ın aldığı oydan çok daha azını alacağını beklemişler. Öyle olmayınca da… Son dönemde hep —her şey karşısında— yaptıkları gibi, fevkalade müteessir olmuş, hayal kırıklığına uğramışlar. Canlarım benim, kıyamam ben onlara… Trump ve benzerleri için ısrarla popülist tabirini kullanıyorlar. Adam, Hazine ve
1970’lerde bir roman okumuştum. ABD’de Başkan ölüyor, Başkan Yardımcısına —şimdi hatırlamadığım— bir şey oluyor, onun yerine Başkanlığa vekâlet etmesi gereken her kimse bir sebeple devre dışı kalıyor filan… Başkanlık siyahi bir yargıca kalıyordu. Romanın üslubu, pek de saklamaya ihtiyaç duymadan, ABD’de böyle katlanılmaz bir halin de ihtimal dâhilinde olduğunu, kazara işler böyle gelişirse ABD’de ne
Âlem çeşitlilik üretiyor. Neden öyle bir tercihi var bilmem ama öyle yapıyor. Canlılık ortaya çıktıktan sonra, âlemin çeşitlilik üretme kapasitesi dramatik bir biçimde artmış. Evrim, daha önce hayal bile edilemeyecek bir hızla çeşitlilik üretiyor. İnsan ortaya çıkınca, âlemin çeşitlilik üretme kapasitesi bir defa daha vites büyütmüş. İnsan türü, kendisi olmasa olmayacak olan çeşitlilikler üretiyor. Mesela
Mahçupyan Serbestiyet’te saçma sapan bir yazı yazdı. Berktay onu ciddiye almış, eklemeler ve eleştiriler yapmış. Böyle eğleniyorlar besbelli, elleşmeye gelmez. Batı nedir? Kolonyalizm? Aydınlanma? Bilim? Sanat? Sömürü? Zenginlik? Çoğulluk? Çoğulculuk? Tek tipleştirme? Despotizm? Demokrasi? E evet, hepsi ve daha fazlası? Batı kimdir? İspanya mesela, Batı’ya dâhil mi? Eğer öyleyse, mesela bilim tarihinde ne kadar eşelenmemiz
İşverenlerin dayanışması, mesela bir İşverenler Sendikası ve/veya TÜSİAD gibi bir örgütte bir araya gelip bir baskı gurubu oluşturmaları, işverenler dışında kalan herkesin aleyhinedir. Yukarıdaki önermeyi okuduğunuz vakit, bir ihtimal, “delilin nerede” diye sormak aklınıza bile gelmedi, “he ya” dediniz, onaylayarak. O önerme yerine, “işçilerin dayanışması, mesela sendikalarda örgütlenerek bir baskı grubu oluşturmaları, işçilerin dışında kalan
Barış Soydan T24’te, işçi sınıfının Trump ve Erdoğan’ı desteklemeye devam edip etmeyeceğini sormuş. Yazının gidişatı ümit verici. Birilerinin alıp başını gittiğini, kendilerini geride bıraktığını, unuttuğunu düşünen geniş kesimler var. Kendilerine çomar —veya Amerikanca chav— diyen zevzeklere karşı Trump ve Erdoğan’ı destekliyorlar. Filan. Sonra, son paragrafa geliyoruz: “Emekçi sınıfların siyasette eski gücü, havası kalmamış olabilir ama