Etiket: Erdoğan

Çok Aklı Olanlar

Her sabah, “bugün kendime hâkim olacağım, zıvanadan çıkmayacağım” diye kalkıyorum. Ne mümkün! İskender Aruoba T24’te kendi teşhis ettiği problemi şıp diye çözmüş. Arada da daha büyük ölçekli problemler için reçeteyi vermiş. Ulu yüce Atatürk’ün izinden gidip karma ekonomiyle… Çünkü biz henüz San Fransisco seviyesinde değilmişiz. O seviyeye gelince… Ulu yüce Atatürk’ün izinden çıkıp piyasa ekonomisini

Haddini Bilen Bir Adam

Bay Erdoğan’ın en belirgin özelliği, haddini bilmesi. Şöyle düşünün, eğer yeterince zeki, akıllı, güçlü, zevkli, çevik, yaratıcı, mahir biri olduğunuzu varsayıyorsanız, bu vasıfların gerektiği durumlarda şartları kontrol etmeye kalkmazsınız. Diyelim pazınıza çok güveniyorsanız, sokak ortasında bir kabadayı size —veya çaresiz bir ihtiyara mesela— sataşırsa, “bir bakayım bakalım etrafta bunun arkadaşları var mı, şu taşı da

Kötücül Bir İlah

Bay Erdoğan… Diye başlayacaktım ki… Açıklama ihtiyacı doğdu. Bu kalıbı Erdoğan’dan ilham alıp da kullanıyor değilim, ta 2009’da kullanmıştım, telif borcum yok yani. Esasen şahsına hep böyle hitap etmek derdindeydim, o vakitler kendisine saygı duyduğum biri ifadeyi fazla sarkastik bulmuştu, ben de ne yazık ki kendisine itibar etmiştim. Neyse, bay Erdoğan böyle bir dönemde siyasi

Çatlak

Burak Bilgehan Özpek, hem Daktilo 1984’te ve hem de Medyascope’ta demiş ki mealen, “bir terör faaliyetinin ardından ABD’yi resmi ağızlardan suçlamak olacak iş değil.” Böyle bir iş işlendiğinde, artık ABD ile ilişkilerin dondurulması, ABD’ye yakın duran herkesin ihanetle suçlanabilmesi filan gerekirmiş. Haklı mı? Bence dibine kadar haklı. Mesela Mavi Marmara hadisesinden sonra olanları hatırlayın. Ama

İnsan ve Şiddet

Richard Wrangham —doğru anlıyorsam— diyor ki, insanın planlanmış, projelendirilmiş, proaktif agresyonu, rasgele, duygusal, reaktif agresyonunun evrim sürecinde geriletilmesinin neticesidir. Gündelik terimlerle söyleyecek olursak, herhangi bir güçlü erkeğin gelip eşinize, yiyeceğinize keyfi olarak el koyabilmesini imkânsızlaştırma süreci, Hitlerlerin, Stalinlerin ortaya çıkmasına yol açtı. “Ne alaka” demeyin. Wrangham’ın gözlemlerine göre, memeliler arasında proaktif agresyon liginde insan açık

Kaftancıoğlu

 “Canan Kaftancıoğlu sence nasıl bir Türkiye hayal ediyordur” diye sorulsa, yazıp çizdiklerine, yapıp ettiklerine bakarak bir tahminde bulunabilirim. Benim tahmin ettiğim “Kaftancıoğlu’nun hayalindeki Türkiye”, bence —eğer gerçekleştirilebilse— sağlıklı bir Türkiye olur. Yani, günümüzün dünyasının sosyopolitik ikliminde hayatta kalabilecek bir Türkiye olur. Fazlası zaten ham hayal. İlaveten diyebilirim ki, Türkiye’nin mevcut politik sahnesindeki oyuncular içinde, en

Takoz

Aracınızla rampayı çıkarken durmanız gerekti. İndiniz, tekerleklerin önüne ve arkasına takozlar yerleştirdiniz. Birisi geldi ve arkadaki takozları (çizimdeki B takozunu) çekti, araç geriye doğru kaymaya başladı. Soru şu: Araç neden kayıyor? Rampanın eğimi yüzünden mi, yoksa takoz çekildiğinden mi? Eğer takoz çekildiğinden kayıyorsa, öndeki takoz (şekildeki A takozu) çekilse öne doğru kayması gerekirdi. Ama öyle

Yakacaklar Bizi

Şuraya not düşelim. Bir haftadır toplumun sinir uçlarıyla oynanıyor. Sezen Aksu’nun bilmem ne zaman yapmış olduğu  bir şarkısındaki sözlerden kabahat çıkarmaya çalışan bir manasız sosyal medya provokasyonuna önce Bahçeli, grup toplantısında benzin döktü. Toplum alev filan almadı. Mesele sağdan soldan körüklendi, toplum alev almadı. Erdoğan vites büyütüp dil kesmekten söz etti, alev almadı. Bir grup

Bir Devrimin İçinde

Benim açımdan insan, evrimin göz kamaştırıcı bir ürünüdür. Evrim bir özne olsaydı, insana baktığında gözleri kamaşır, göğsü kabarır mıydı, bilemem. Demek istediğim şu ki, benim açımdan insanın göz kamaştırıcı bir şey olması, mesela insanı fevkalade estetik bulmam totolojidir. Evrim insanı, insanı göz kamaştırıcı bulacak biçimde yapmış. Son derece vahşi bir rekabet ortamından ibaret olan tabiatta

Muhataplık Mevzuu

Ayıptır. Adam derin fikirlerinden nakış gibi dokunmuş, bin bir emekle yayına hazırlanmış kitabını da koltuğunun altına alıp New York’a, dünyanın yekûn birikmiş dertlerine neşter vurmaya gidecek… Adamın yokluğunu fırsat bilip Ankara’da yıllardır yapmadığınız siyaseti yapacaksınız. Ayıptır. Yüreğiniz yiyorsa adam buradayken açsanız ya Kürt meselesinde muhataplık mevzularını. Yemiyor değil mi! *** Sadece Türkiye’nin değil dünyanın cıvatalarının