Dünyaya bakarken istihdam ettiğim ve burada sergilemeye çalıştığım kavrayışın bir özelliği/orijinalliği varsa, o da, “tarihi, Erdoğanlar, Trumplar yazmıyor, oksitosin konsantrasyonu ve dağılımı gibi şeyler yazıyor” diye özetlenebilir —daha önce başka kelimelerle söyledim, şimdi de bu kelimelerle sembolize etmeye çalışıyorum, vurgulamak gerekiyor mu, bilemedim. “Belirleyici olan maddi şartlardır” ifadesinden benim anladığım budur, böyle şeylerdir. “Erdoğan hepten
New Yorklu biri, sosyal medyada aşağıdaki mesajı paylaşmış —kırık dökük tercümemle dikkatlerinize sunuyorum. “Büyük bir değişim olacak gibi hissediyorduk. Berkeley’de öğrenciydim. 1968 yılıydı. Hepimiz insanların sadece şarkı söyleyip dans ederek yaşayabileceğini, bir ‘kurum insanı’ olma düşüncesinin tuzağına yakalanmamak gerektiğini düşünüyorduk. Bakış açımızı kendisine bağlayabileceğimiz birer şamandıra sağlayan bol miktarda parlak teorisyene sahiptik. Bize, fikirlerimizi müdafaa
Geçende Halil Berktay yaşananlara söyleyecek söz bulamamış, Orhan Veli’yi imdada çağırmıştı. Ben de öyle yapayım. Neler yapmadık şu vatan için!Kimimiz öldük;Kimimiz nutuk söyledik. *** Ota boka konuşan şahsı, onlarca çocuğumuzu kaybettiğimiz saatlerde sükût içindeydi. Şeyinin kılı olmaya hevesli olanlar ise, “şu kadar unsuru etkisiz hale getirdik” gibilerden caka satıyorlardı. Onlarca çocuğumuzun öldüğünü bildikleri saatlerde, işi
Yıllar önce demiştim, Erdoğan kullanışlı biri. Putin için kullanışlı, Obama için öyleydi, Trump için daha da öyle. Merkel için kullanışlıydı. Gülen için öyleydi —belki de hâlâ öyledir. Bahçeli için, Perinçek için, eteğine yapışıp ikbale ulaşanlar için… İçinde kul hakkı yeme, yalan söyleme yasağı filan olmayan ama kendilerine bol miktarda maddi ve/veya manevi menfaat sağlayan İslamlarının
Evren, Kıbrıs’taki harekâttan yıllar sonra, “orada neler olmuştu” diye soran —yanlış hatırlamıyorsam— Birand’a, “’nereye kadar gideceğiz’ diye sordular, ‘gidebildiğimiz kadar gidelim, sonra bir kısmını masada veririz’ demiştim” mealinde cevap vermişti. Evren’in “gidebildiğimiz kadar gidelim” dediği esnada bizim, yani ahalinin, nereye kadar gidileceği konusunda bir soru işareti olduğundan haberi yoktu. Dolayısıyla kararların, çok sonradan Evren’in anlattığı
Çığ kurtarma ekipleri çığ altında kalıyor, uçak pistten çıkıyor, şahsı depremden kurtulanları hastanede ziyaret edip memnuniyetlerine şahit oluyor… İdlib’deki manasız oyunda vites büyütülürken dış politika aksının hasarını onarmak için Ukrayna’da kurulan çadır tiyatrosundan medet umuluyor… Arada Kiğılı’ya dediğini yedirmek ihmal edilmese de gevşemiş oldukları artık gizlenemeyen cıvataları sıkmakta acaba bekçilerin elinin güçlendirilmesi işe yarar mı
Geçen gün söz ettim, Netflix’te Pandemic diye bir belgesel var. İlk bölümde Syra Madad adlı bir kadınla tanışıyoruz. New York hastanelerini salgınlara karşı hazırlamakla yükümlü bir bilim insanı. İleride kadının inançlı bir Müslüman olduğunu öğreneceğiz. Pusulalı seccadesinin üzerinde namaz kılarken filan göreceğiz. Hemen sonra, Oklahoma’nın Waurika adlı küçük bir kasabasındaki bir hastanenin tek doktoru olan
Dün demeye çalıştım ki, esas olan kimin, kiminle, nasıl etkileşim içinde olduğu, bu bağlantıların hangi muhteva üzerinden kurulduğu değil. Önceki gün Hasan Cemal, T24’te, Thatcher’la bir hatırasını anlattı. Çiller’in Yeniköy’deki yalısında Thatcher’a “Madam Thatcher, bu sözleriniz bana fazla milliyetçi geldi” demiş. O da “Genç adam, şunu iyi bil, milliyetçilik bu çağın gerçeğidir” diye cevap vermiş.
Türkiye’de mutlak güç sahibi gibi görünen Erdoğan, Suriye’de maceralara tevessül ediyor. ABD’de Amerika’nın kasabalılarının sağlam desteğine sahip olduğu iddia edilen Trump, Süleymani’yi öldürtüyor. İran’da mutlak kontrol sahibi olduğu iddia edilen rejim, Irak’taki ABD üslerini vurarak seksen küsur Amerikalıyı öldürdüğünü öne sürüyor. Ne oluyor? Başkaları mezkûr aktörlerin ne kadar güçlü olduğunu düşünüyor olursa olsun, kendileri kendilerini
Tajfel’in 70 ve 80’lerde yaptığı deneylerden benim anladığım kadarıyla şöyle oluyor: Aralarında sizin de olduğunuz, bir araya gelmiş insanlara Hoca Ali Rıza ve Şeker Ahmet Paşa tablolarından örnekler —“şu Ali Rıza’nın, bu Ahmet’in” denerek— gösteriliyor. Slaytları izleyenlerin resim sanatı hakkında bir fikir sahibi olması lazım değil —hatta Hoca Ali Rıza ve Şeker Ahmet Paşa tablolarını