Geçenlerde Digitürk’te kısa aralarla iki film seyrettim. Alakasız hayatları konu alan filmlerin her ikisinde de benzer bir detay vardı. Temel karakterler işlerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya idiler. Küçük kıyamet olarak adlandırılır ya, işini kaybetmenin sinemaya konu olmasında alışılmamış bir yan yok. Mesele şu ki, bu filmlerin birinde kadın karakter dizi film senaryosu yazan biriydi.
1970’lerin ortalarında Carter, ihracatı artırıp iş yaratmak kastıyla doların yene karşı değerini 250’den 180’e düşürdü. İhracat patladı ama işsizlik artmaya devam etti. Teoriye göre fiyatların düşmesi gerekiyordu ama enflasyon % 14’e fırladı. Reagan göreve geldi. Enflasyonu durdurmak için faizleri düşürdü. Doların değerini yeniden 250’ye çıkardı. Enflasyon sahiden de düştü ama ihracat da geriledi. ABD pazarını
Yılmaz Özdil Salı günkü köşesinde, memleketin ahvalini, memlekete vaziyet edenlerin gençliklerini yaşayamamış olmalarına fatura etmiş. Bence çok haklı. Birilerinin gençliklerini yaşayamamış olmalarının bedelini hep birlikte fena halde öderiz, katılıyorum. Ama malum gençliklerin yaşanamamasının sebepleri bence, Özdil’in zannettiğinden çok farklı. Falanca zevat mayo giyemeden, denize giremeden büyüdü, evet. Fakat bu tür tecrübeleri yaşamalarına mani olan, sadece
Uzun bir aradan sonra Endüstri Mühendisliği Bölümünde ders vermem istendiğinde, kaytarmak için elimden geleni yaptım. Ama birinci sınıflara Endüstri Mühendisliğine Giriş, son sınıflara da Karar Destek Sistemleri dersi vermekten kaçamadım. Gerginliğimin asıl sebebi, daha önce birinci sınıflara ders vermemiş olmamdı. Diğerinin hakkından gelebileceğimi düşünüyordum. İlk hafta öğleden önce birinci sınıflarla ilk dersi yaptık. Fena geçmedi.
AKP’nin RP’den devralıp rafine ettiği teşkilat yapısından söz edildiğini mutlaka duymuşsunuzdur. Söz edenin meşrebine göre, ya gururla, ya kıskançlıkla ama mutlaka hayranlıkla anlatılmıştır. Her mahallenin ayrı bir temsilcisine her sokağın temsilcisi bağlıdır. Her sokakta gençlik ve kadın kollarına bağlı ayrı sorumlular vardır. Periyodik toplantılar yapılır. Her mahallenin, her köyün dertleri dinlenir, dosyalanır. Ve saire… AKP
Selim, dedelerinin gurur duyacağı biri değildi. Telafi edebilmek ümidiyle Kıbrıs’ı almayı kafaya takmıştı. Sadrazamı Sokollu Mehmet, kâfirler birleşir kaygısıyla karşı çıktığında, rivayete göre, kavuğunu orta yere koymuş, “bu kavuk üç başı örtebilirse, kâfirler de birleşebilir” demişti. Selim’in kavuğu üç başı örttü mü meçhul, ama kâfirler birleştiler. Osmanlı donanmasını İnebahtı’da yaktılar. Mevsim sonbahardı, Akdeniz’deki Osmanlı limanlarını
Yavrusu, “ana, bu yuva boklandı, başka yuvaya gidelim” dediğinde karga, “yavrum,” demiş, “bu g.t bizde oldukça, gittiğimiz yuvayı da boklarız.” Hillary yenge “niye afişe ediyorsunuz yuvanın boklandığını” diye çıkışıyor ama hepimiz WikiLeaks’ten önce de yuvanın halinin farkındaydık. Ayrıca yavrunun haklı olduğu da malum, bu yuvada artık yaşanmaz. (Asıl mevzu biraz bekleyebilir, yeri gelmişken söyleyeyim: Karga
Rahmetli Özal’ın kabinelerinden kaç bakanın adını hatırlıyorsunuz? Sonraki kabinelerden kaç bakanın? Bu soruları yıllarca pek çok kişiye sordum. Yaşı elverenlerin hemen hepsi, Özal’ın bakanlarından daha çoğunun adını hatırlıyor. Bu veriyi nasıl yorumlayabiliriz? Özal’ın sahiden müthiş bir kadro kurduğunu söyleyebilir miyiz mesela? Öyle olsaydı, bakanlık yaparken parlak bir yıldız gibi görünenlerin hiç değilse bir kaçı, Özal
Güven oyununun, benzer oyunlar gibi, çeşitli versiyonları var. Bir versiyonunda size 10 TL verirler. Başka bir odadaki hiç tanımadığınız birine de 10 TL verirler. Sizden bir karar vermenizi isterler. Ya 10 lirayı alıp gidersiniz. O halde diğer denek de parasını alıp gider. Veya paranızı diğer deneğe aktarırsınız. Eğer bu tercihi yaparsanız, araştırmacılar diğer deneğe ekstra
Kafeste aç bırakılmış deney faresi, çaresizlik içinde koşuşurken, kafesin bir köşesindeki düğmeyi keşfeder. Düğmeye bastığında önüne bir parça yem düşer. Bir daha bastığında bir parça daha… Derken kafesin ışıkları kararır ve düğme işe yaramamaya başlar. Ümitsiz birkaç denemeden sonra, deney faresi çabalamaktan vazgeçer. Bir vakit sonra kafes yine aydınlanır ve düğmeye her basışta yine bir