Malum maçı seyredemedim, anladığım kadarıyla bir Hamit işin hakkını vermiş. Maçta ne yaptığını bilmiyorum ama maçtan sonra verdiği demeç şahaneydi. Bence hatta, bir Azerbaycan mağlubiyetine değer. Üstelik sadece muhteva da değil, eda, vurgular filan… Hele dürüstlükle alakalı birkaç cümle vardı ki, ajanslar neden aynen geçmediler anlamadım. Bir futbolcu, ağır bir mağlubiyet sonrasında TV kameraları karşısında
Nadiren TV başına oturduğum gecelerden birinde, kanallar arasında zıplarken, bir tartışma programına denk geldim. Trafik kazaları konuşuluyordu. Kadının biri nefret dolu gözlerini kocaman açmış, öfkeyle, “ruh hastası bunlar, bunlara ehliyet vermeden önce bir psikiyatri testinden geçirmeli” türünden inciler yumurtlamakla meşguldü. Asabım bozuldu. Kanal değiştirmeye başladım. Hangisi olduğunu hatırlamıyorum, kanalların birinde, otoyolların tarihini anlatan bir belgesele
Ertuğrul Özkök Salı günü beyaz Türklerin değerlerinin bir envanterini çıkarmış. Katılırsınız, katılmazsınız ayrı mevzu. Dikkate değer, takdire şayan bir çaba yani. Ama asıl meseleyi fena halde ıskalıyor. Ahalinin beyaz Türklerin değer yargılarıyla bir derdi yok. Özkök bunun farkında olmalı. Yine “pompalı tüfekleri istiflediler, bir iktidara gelirlerse bir daha gitmezler” veya “Türkiye İranlaşıyor, yok Cezayirleşiyor, yok
1970li yılların sonlarıydı. ODTÜ’de yeni ders yılı başlayalı henüz birkaç hafta olmuştu. Yurtta bir sohbet sırasında, arkadaşlardan biri, o sabah şahit olduğu bir sahneyi anlattı. Besbelli birinci sınıfa yeni gelmiş bir delikanlı, stadın arkasından MM binasına, devrimci marşlar söyleyerek tırmanıyormuş. Elindeki T cetvelini de bir tüfek gibi tutmuşmuş. Bu sahneye şahit olan arkadaş, ODTÜ’nün yeni
Şehirlerde herkes kendi gettosunda yaşıyor. İlk bakışta öyle görünüyor ki, hep insanların hoşgörüsüzlüğünden… Kendileri gibi olmayanlara hoşgörülü olsalar, her mahallede her türlü insana yer olurdu. Haydi, o kadar hayalci olmayalım, azıcık bari tahammüllü olsalardı, hiç değilse kesimleri birbirinden ayıran sınırlar biraz bulanık olurdu, değil mi ama? Değil. İnsanlar, özellikle de şehirlerde yaşamayı seçmiş olanlar, kendileri
Engels daha 1844’te İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu kitabında, bir işçi semtine uğramadan, hatta bir işçiyle karşılaşmadan Manchester’da yıllarca yaşanabileceğini yazmıştı. Böyleydi, çünkü işçiler ile orta sınıfın yaşadığı bölgeler, sanki arada bir sözleşme varmış gibi, birbirinden kesin sınırlarla ayrılmıştı. O tarihten bu yana Manchester’da yaşayanlar defalarca değişti. Manchester’ı yönetenler değişti. İnsanların şehirleri ve birbirleri hakkındaki görüşleri
1983-87 arasında siyaset sahnesi, rahmetli Özal için dikensiz gül bahçesiydi. Hep kazanıyordu. Yaşadığı sürece hiç kaybetmeyecek gibi görünüyordu. Neden öyleydi? Dostlarına sorarsanız, eşi benzeri görülmemiş bir adamdı. Karşısına kim çıksa sırtını mindere yapıştıracak efsanevi güçleri vardı. Seçilmiş kişiydi. Hasımlarına sorarsanız, arkasında Amerika vardı. Özal’ın karşısına çıkmaya heveslenen herkesin defterini dürmeye kesin kararlı bir Amerika… ***
Bir an için hayal edin, referandum kararı çıkar çıkmaz MHP referandumu boykot etseydi, bugün memleketin hali nice olurdu? Yani BDP’nin yaptığını BDP yapmadan önce yapsaydı… Bir ihtimal BDP boykota gidemeyecekti. Bir sebeple sandığa gitmeyen herkes MHP nüfusundan sayılacaktı. MHP, tabanının büyük bölümü için bağışlanamaz günahkâr olan CHP ile aynı safta görünmüş olmayacaktı. Hayır demeye ikna
17 Ağustos depreminin üzerinden bir hafta kadar geçmişti ki, eğer kendileri de sallanmış olmasaydı, İstanbul medyasının deprem mevzuunu bu kadar sürdürmeyeceğini iddia etmiştim. Kendilerine saygı duyduğum birçok kişi beni ayıpladı. Çok ileri gittiğimi söylediler. Sustum. Galatasaray kazandığında pek kıymetli olan UEFA Kupası finali, gün geldi, Türkiye’de hiçbir kanalda kendisine yer bulamadı. Görünen o ki, Bursaspor
Tescilli markasıyla RTE, referandum akşamı kazananın demokrasi olduğu yolunda laflar ederken de alkışlandı. Ama “bir muhalefet lideri referandum öncesinde ‘bu bir güven oylamasıdır’ demişti, şimdi bu neticelerden sonra ne diyecek” dediğinde aldığı alkış, daha önceki ve daha sonraki alkışlar ile kıyaslanmayacak kadar coşkuluydu. “Bugün imtiyazlarını korumak isteyenler değil, toplumun adalet talebi kazandı” dediğinde ise benzer