Üç yüzyıl kadar önce, dünyanın herhangi bir büyük şehrinde, ayda birkaç defa, insanların kazığa oturtuldukları veya çarmıha gerildikleri veya derilerinin yüzüldüğü veya canlı canlı yakıldıkları veya benzeri vahşi gösterilere şahit olabilirdiniz. Suçluların cezalandırılmasında esas, olabildiği kadar uzun süre acı çekerek ölmelerini sağlamaktı. Cezalandırılanın acı çekme sürecinin ahali tarafından seyredilmesi de istenen bir şeydi. Sadece gücü
Çok küçük bir çocukken Nazi zulmünün her türlüsüne maruz kalmış olan Kosinski’ye, bir gazeteci, bir röportaj sırasında, Naziler hakkında ne düşündüğünü sormuştu. Muhtemelen beklediğinden çok başka —benim beklediğimden ise kesinlikle çok başka— bir cevap almıştı: “Çok mutsuz olduklarını düşünüyorum,” demişti Kosinski, “eğer mutlu olsalardı başkalarına bunları yapmaya teşebbüs etmezlerdi.” Genç yaşta okudum o röportajı. Hayatımı,
7 Haziran seçimlerini nasıl gördüğümü özetledim. Elbette önümüzdeki bir iki aylık dönemde şartlar da, paralel olarak görüşlerim de değişebilir. Tahmin yaptım, spekülasyon yaptım ama temennilerimi paylaşmadım. Şimdi de onu yapayım. Bir sivil inisiyatifle, her seçim çevresinden yüzlerce, hatta binlerce bağımsız aday çıksa. Milletvekili olma iddiaları olmayan adaylar. Bir manifestoyla ahaliye, “eğer partilerden herhangi biri içinizi
AKP’nin kamuoyu tarafından nasıl algılandığına dair araştırmaların pek çoğu, onun DP-AP-ANAP çizgisinin değil, MSP-RP çizgisinin akrabası olarak algılandığını gösteriyor. Çok partili siyasi hayatın başat aktörleri olan ve 1950 ile 2002 arasındaki dönemin çok büyük bölümünde iktidar olan DP-AP-ANAP çizgisinin ise, bugün, sadece Parlamentoda değil, siyasetin herhangi bir yerinde bir temsilcisi yok. DP-AP-ANAP çizgisinin matah bir
Memlekette Kürtler olmasaydı Türkçülük olmayacaktı veya Türkçülük olmasaydı Kürtçülük olmayacaktı demek herhalde saçma olur. Ama bu iki hareketin birbirinden beslendiği de zannımca aşikâr. Dolayısıyla, birinde meydana gelen bir kıpırdanma, diğerinde de mukabil bir hareketlenmeye yol açıyor. HDP’nin parti olarak girdiği bir seçimde barajı aşabileceğine ihtimal vermiyorum. En azından şimdiki konjonktürde… Seçime kadar konjonktürün değişebileceği vakit
Bir meslektaşım, aşağıdaki bağlantıdaki yazıyı benimle paylaştı: http://t24.com.tr/yazarlar/akdogan-ozkan/muhalefet-icin-7-haziran-dersleri-ve-imkanlar,11223. Yazı, Kadir Has Üniversitesi tarafından yapılan bir dizi araştırmanın bazı sonuçları üzerinden muhalefete yönelik imkânları tartışıyor. 1. Yazının bitişiyle başlayayım: Çakılı kalmış oyları yukarı doğru kımıldatabilmek için risk almaktan filan söz ediyor Özkan. Onun muhalefetten böyle mantıklı ve makul bir beklentisi olmasında bir sorun yok. Kılıçdaroğlu ve
Daha önce yazdım mı hatırlamıyorum, Orwell’in 1984’ünde bence, izleyeni izlemeye yarayan teknolojiler filan figürandan ibaret. Özellikle 1984 yılında roman hakkındaki tartışmalar yoğunlaştığında, tartışmaların odağında teknolojiler vardı ama bence romanın asıl aktörü teknoloji değil. Ağabey hiç değil —nasıl olsun, romanda zaten Ağabey yok, sadece rivayeti var. E peki, romanın asıl çocuğu kim —veya ne? Bence 1984’ün
İkinci Kanundan falan söz edip, “varılacak yeri İkinci Kanun tayin ediyor olsa da yolda evrimin hükmü sürüyor” filan gibi hikmetler yumurtlayınca uzak düşüyoruz. Bunlar çoğunuza, memleketin acil meseleleriyle alakasız entelektüel mastürbasyonlar gibi görünüyor galiba. Ama ben, kendimce, İkinci Kanundan söz ederken 2015 seçimleri hakkında da konuşuyor olduğumu düşünüyorum. Şöyle mesela: Evren ve şürekâsı, masanın üzerinde
İkinci Kanun deyip duruyorum. Sözünü ettiğim şey, Termodinamiğin İkinci Kanunu… İnsanoğlunun muhtemelen binlerce yıldır farkında olduğu ama buhar enerjisinin iş amaçlı kontrol edilmesi sürecinde, yani 18. Yüzyılın sonlarında sarahaten formüle edilmiş bir kanun bu. O günden bu yana, periyodik denebilecek bir şekilde entelektüel gündemin sıcak mevzularından biri haline gelip, sonra bir süre için unutuluyor. Benim
Erozyona şöyle değil de böyle bakmak mühim. PKK mesela, son kırk yılda birçok şeyi değiştirdi. Devlete ne yaptığının pekâlâ farkındayız. Maddi ve beşeri maliyetleri hakkında saatlerce konuşabilecek kadar malzeme de birikti herhalde. Ama bir şey daha yaptı ki, belki de yaptıklarının içinde en kalıcı ve en müessir olan o: Muhtelif kabilelere dağılmış olan Kürtleri taşıyıp,